Mübarek Gün ve Geceler

REGÂİB GECESİ

 

Regâib; rağbet olunan, rağbetle istenilen şeyler, bol ihsanlar ma’nasına gelmektedir.

Regâib gecesi de; Kendisinde yapılan ibadetlere büyük ve çok sevaplar verilmesi umulan gece demek olur. Bu geceye, Regâib ismini melekler vermiştir. Bu gece, yüce Al­lah (c.c.)’in, Mü’min kullarına rahmet ve ina­yetini bol bol ihsan ettiği, dualarının kabul olunduğu mübarek bir gecedir.

Rivayete göre 4 Peygamberimiz (s.a.v.), Receb ayının ilk cuma gecesinde ilahi bir ta­kım tecellilere mazhar olup buna şükr için on iki rekat Regâib namazı kılmıştır.

Recebin ilk perşembe günü oruçlu geçi­rildikten sonra cuma gecesinde, akşamla yat­sı vakti arasında ve gecenin ilk üçte birinde, iki rekatta bir selâm verilmek suretiyle on iki rekat nafile namaz kılınır. Her rekâtta bir kere fatiha (üç kere kadr, on iki kere ihlâs, sureleri okunur).

 

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

 

El-Hamîd: (Ancak kendisine hamdü se­na olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen.)

El-Muhsî: (Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.)

El-Mecid: (Şanı büyük ve yüksek.)

ÜÇ AYLAR

 

Cenâb-ı Allah (c.c.) mü’min kulunun ek­sik ibadetlerini tamamlaması, tam olanının da ziyadesi için bir yıllık zamanda bazı vakitleri seçmiştir. Bunlar; duaların kabul olduğu, günahların afv edildiği, rızıkların dağıtıldığı, bir yıllık harekât tâ’yin edildiği, berâtların verildiği, Cennet kapılarının açılıp Cehennem ka­pılarının kapandığı saatleri, günleri, ayları için­de bulunduran vakitlerdir. Regâib, Mi’raç, Be­rât kandilleriyle Kadir gecesinin de içinde ol­duğu bu aylar hepimizce «ÜÇ AYLAR» olarak bilinen Recep, Şaban, Ramazan aylarıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ashabına Her ay üç gün oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Re­cep ve Şaban aylarında ise Peygamber Efendimiz’in bu sünnetine uymalı ve Allah (c.ç.) rı­zası için en azından üçer gün oruç tutmalıdır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:

«Recep, Eşhur-i Kurumdandır. Günleri al­tıncı göğün kapısında yazılıdır. Kişi ondan bir gün oruç tutup, Allah’tan korkarak (yine) ye­nilerse, kapı ve gün dile gelip şöyle derler: Allah’ım onu bağışla! Eğer, Allah korkusuyla oruç tamamlanmazsa, onun için mağfiret dilemezler ve «Nefsin seni aldattı» derler.»

(Ebû Saîd r.a.)

 

 

 

 

 

RECEP AYINI İDRÂK EDİYORUZ

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

«Recep, Allah-ü Teâlâ’nın ayıdır.» diye buyurmuşlardır.

Resûlullah (s.a.v.) bu aya tazîmen ekseri­ya oruçlu bulunurlardı. Recep’te oruç tutan­lar Allah-ü Teâlâ (c.c.)’nın üç türlü eltaf (iyi­lik) ve inayetine mazhar olurlar. Bunlardan bi­ri geçmiş günahlarının mağfireti, ikincisi ka­lan ömürlerin bereketi, üçüncüsü «Müvekkıf» haşirde susuzluktan emîn olmasıdır.

Bir ihtiyar, Resûlullah (s.a.v.)’ın Recep ayının fazileti hakkındaki bu beyânından son­ra:

— «Yâ Resûlullah! Ben ihtiyarım, Recep ayının küllisini tutamam» dediğinde.

— «Sen Receb’in evvel günü, orta günü, ahir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.» buyurmuşlardır.

«Her iyiliğe on sevap verilir.» Âyet-i Kerî­mesine göre üç gün tutulan oruca da otuz gün oruç tutmak sevabı verileceğine işaret edil­miştir.

Resûlallah (s.a.v.) buyurdular:

«Şeytan, kan damarlarda dolaştığı gibi, âdem oğlunun damarlarında dolaşır. Siz oruç ile onun yollarını daraltın.» (Buhârî-Müslim)

 

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

 

El-Mübdi: (Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.)

 

MÜSLÜMANLARIN GÜNÜ CUM’A

 

Allah (c.c.) bu günü müslümanlara vermiş­tir. İslâmiyeti onunla zîynetlemiştir ve Cuma gününü müslümanların bir bayramı kılmıştır.

Cuma günü mevzuunda Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor: «Ey îmân edenler, Cuma gü­nü namaz için çağrıldığı(nız) zaman hemen Allah’ı zikretmeğe gidin. Alışverişi bırakın. Bu bilirseniz, sizin için çok hayırlıdır.» (Cum’a-, 9)

Cuma gününü Allah (c.c.), Muhammed (s.a.v.) ümmeti için saklamıştır ve mü’minlere bildirmiştir. Faziletini kavramak ve en uygun bir şekilde ihyaya çalışmak gerekir.

Hz. Peygamber (s.a.v.): «Güneşin doğdu­ğu en hayırlı gün, Cuma günüdür, Âdem o günde yaratıldı, Cennete o gün girdi, yer yüzü­ne o gün indi, tövbesi o gün kabul oldu, o gün de öldü. Kıyamet o gün kopacak, Allah katın­da bu gün «YEVMÜ’L-MEZİD»dir. Halen gök­lerde melekler ona «Yevmü’l-Mezid» derler. Cuma günü, Cennet halkının Allah’a nazar edeceği gündür.» «Şüphesiz Allah-ü Teâlâ’nın, her Cuma günü, cehennemden altıyüzbin azat­lısı vardır.» buyurmuştur.

 

 

 

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

 

El-Muîd: (Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.)

El-Muhyî: (Can bağışlayan, sağlık ve­ren.)

Mİ’RAC KANDİLİ

 

Resulullah ‘(s.a.v.) Efendimiz:

«Ben Kabe’de, Hicr-i İsmail’de, uyku ile uyanıklık arasında bulunduğum bir sırada, bir de baktım, Cibril (a.s.) bana Burak’ı getirdi…» Böylece başlayan yolculuk bir gece içinde ta­mam olmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.) Mescid-i Aksa’da iki rek’at namaz kılmıştır. «Bana peygamberler gösterildi, onlara, imâm olarak namaz kıldır­dım,» diyerek Mescid-i Aksa’daki namazı ta’rif etmiştir. Sonra yine Cebrail (a.s) ile bir­likte semâya yükselerek «Sidre’t-ül-Müntehâ» denilen kısma geldiği zaman Cebrail (a.s.) sev­gili Peygamberimiz (s.a.v.)’e:

«­­­­ Yâ Resûlullah, artık ben ileri gide­mem. Eğer bir parmak ileri gidersem yanarım. Daha ilerisi Allah (c,c.)’a ve Habîbine aittir.» demiştir. (Fizilâl’il Kur’ân. c. 9. s. 278-279).

Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) «Refref» adı verilen vasıta ile bu ulvî seya­hate devam ederek Arş, Kürsî, Cennet, Cehen­nem gibi varlıkları seyretmiştir. İşte Mi’rac, sadece Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e nasib olmuş, ulvî, semavî bir seyahattir. Bu olayın geçtiği geceye de İsrâ veya Mi’rac Gecesi adı verilir.

 

RAHMET VE MAĞFİRET AYI

 

«Üç aylar»ın ikinci ayı olan, «Şa’ban» ayı Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine mah­sus bir aydır.

«Şa’ban» kelimesi, dağ yolu anlamına ge­len şaîbden alınmıştır ki; ma’nâsı hayır yolu­dur…

«Şa’ban’ın «Ş» harfi şerefe, «ayın» harfi yüceliğe, ululuğa, «B» harfi bir’e, «Elif» harfi kaynaşma, dostluğa, «Nun» harfi de «nura» delâlet eder. Buna göre, toplu bir ma’nâ verilmesi îcâb ederse, hayratın fetih olduğu, rah­met ve bereketin nazil olduğu, hatanın terk, kusurların örtüldüğü bu ay, ibâdeti ve gani­metleri bakımından mü’min için bir fırsattır diye bildirirler. Resûlullah (s.a.v.):

«Şa’ban (ayı) girdiğinde nefislerinizi temizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz!…» buyurdular. Ümâme (r.a.) Re­sûlullah (s.a.v.)’e;

Ben seni Şa’ban (ayın)da oruç tuttuğun kadar, diğer aylarda oruç tutuğunu görmedim.
Resûlullah (s.a.v.):

«Bu öyle bir aydır ki; insanlar Recep ile Ramazan arasında ondan gafil olurlar. O öyle bir aydır ki; o ayda bütün ameller âlem­lerin Rabbisine çıkarılır. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde çıkmasını severim.» buyurdu­lar. (Neseî)

 

BERÂT GECESİ

 

Şaban’ın on beşinci gecesi bir senelik günahlara kefarettir. Bunun için Şa’ban’ın onbeşinci gecesine «kefaret gecesi» de de­nilir…

Bu gecede yüz rek’at namaz kılınır. Bu namazın, her iki rek’atında bir selâm verilir. Her re’atda Fatiha’dan sonra onbir İh1âs-ı Şerîf okunacaktır, Dilenirse bu namaz on rekatda da kılınabilinir. O zaman her rek’atda Fati­ha’dan, sonra yüz İhlâs-ı Şerîf okunur..

Hasan-ı Basrî (r.a)’nın bu namaz için şöyle dendiği rivayet olunur:

—           «Allah (c.c.) Resulü (sa.v.)’nün Sahâbelerinden otuz kişi bana dediler ki: Bu gecede bu namazı kılan bir kimseye Cenâb-ı Hakk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyacını giderir. Bu ihtiyaçla­rın en azı da afvedilmektir.» (İhya)

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Berât gecesi için:

—           «Allah-ü Tebâreke ve Teâlâ, Şa’ban’ın onbeşinci gecesi semâ-i dünyâya iner ve Kelb kabilesi koyunlarının tüylerinin sayısından fazla günah afveder.» (Sünen-i Tirmizî).

«— Berât gecesi kâhinler, büyücüler, iç­kiye devam edenler, ana ve babasına isyan edenler ve zinaya devam edenler hariç, AIlahü Teâlâ (c.c.) bütün müslümanları mağfi­ret eder» buyurmuşlardır.

 

 

BERÂT GECESİNDE OKUNACAK DUALAR

 

Bismillâhirrahmânirrâhîm

«Allâhümme yâ zelmenni velâ yümennü aleyhi. Yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm. Yâ z’et-tavli v’el-in’âm. Lâilâheill ente zahraila cîne vecârat müstecirîne ve eman’el-hâifîne. Allâhümme inkünte ketebtenî ‘ındeke fi ümm’il-kitâbi şekîyyen ev mahrûmân ev matrûdân ev mukatterâ aleyye fir-rızkî femhullahümme bifazlike, şekâvetî ve hirmânî ve tardî ve ıktâra rızkı ve esbitnî ındeke fi ümm’il-kitâbi saîden ve merzûkan ve müveffekân lil-hayrati fe inneke kul­te ve kavlük’el-hakku fîkitâbik’el-munzeli a’lâ lisani Nebiyyik’el-mürseli. Yemhullâhü mâyeşâü ve yüsbitü ve indehu ümm’ül-kitâbi. İlâ­hi bi’t-tecelliyyil-a’zami fi leyl’etil nısfı min şa’bân’el-mükerremilletî fihe yüfraku küllü em­rin Hakim. Ve yübramü en tekşife ‘anna min’el-belâi ma na’lemü ve ma’lâ na’ğlemü vemâ en-tebihi a’lemü inneke entel cazz’ül-ekrâmu. Ve sallallâhü a’lâ seyyidine Muhammedin ve a’lâ âlihi ve ashâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihi veselleme.» Bu gece akşam namazından son­ra, üç defa Yâsin-i Şerif okunacaktır. Her Yasinden sonra, bir defa Berât duası okuna­caktır, ilkinde Cenâb-ı Hak’tan hayırlı ve uzun ömür talep; kaza ve belâ’dan emin olmak; ikincisinde bol ve helâl rızık temennisi üçün­cüde, son nefsinde hüsn-i hatime niyetiyle, okunacaktır.

 

KADİR GECESİ’Nİ ARAMAK

 

Bu mübarek gece, müslümanlar için bir kurtuluş vesilesidir. Kadir Gecesinin ehemmi­yeti iyi kavranmalıdır. Bakınız Peygamberimiz s.a.v.) ne buyuruyor: «Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) -inanarak ilhâs ile- kaim olursa (o geceyi ibâdetle ihya ederse) geçmiş günaharı yarlığanır.» Yalnız sadece bir geceyi değil, Ramazanın son on gününü ve bilhassa tek ra­kamlı geceleri ihlâs ile yapılan ibâdetlerle ih­yaya çalışmalıdır.

Kadir Gecesi içinde Kadir Gecesi bulun­mayan bin aydan daha hayırlıdır. Binaenaleyh bu gecede yapılan sâlih amel, içinde Kadir Ge­cesi bulunmayan bin aylık ibâdetten hayırlıdır.

Bu gece, kesin olarak bilinmemektedir. Peygamberimiz (s.a.v.): «Kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son yedisinde arayın». Yine: «Kadir gecesini Ramazan’ın son on (gününün) tekin­de arayın.» buyurmuştur.

Müslümanlar olarak bu geceyi ibâdetle, taatle ihya etmeli, kusur ve günahlardan do­layı tövbe ve istiğfar etmeliyiz. Yine teravihten sonra iki rek’at nafile namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerîm tilâvet etmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bol bol salât-ı selâm getirmelidir. Ka­za namazı olanlar kaza namazlarını kılmalı; kaza namazı olmayanlar da, nafile namazı kılmalıdır.

KADİR GECESİNİ İDRAK EDERKEN

 

«Gerçek, biz onu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o büyük fazl-u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Ge­cesi, bin aydan hayırlıdır. Ondan melekler ve ruh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.» (El-Kadr Süresi)

«Kadir Gecesi»; ne kadar ulvî, ne kadar ruhanî bir gecedir ki, o gece melekler de yer­yüzüne iner de inerler. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadîs-i şeriflerinde «Kadir Gecesi ol­duğu zaman Allah-ü Teâlâ, Cibril (a.s.)’a «yer­yüzüne in» der. Cibril (a.s.) Sidre-i Münteha sakinlerinden yetmiş bin melek ile ellerinde nurdan sancaklarla yeryüzüne inerler. Melek­ler sancaklarım Kâbe-i Muazzama’ya, Nebi (s.a.v.)’nin kabrine, «Beytül Mukaddes» mes­cidine ve Mescîd-i Tûri Sînâ civarına dikerler.» (İbn-i Abbas (r.a.)’dan)

Leyle-i Kadir’de emr-i ilâhî neticesinde yeryüzüne inen melekler de, bu gecenin fey­zinden istifade ederler. Gecenin faziletine nail olurlar. Mü’minleri tebrik eder onlara selâm verirler. Yine mü’minlerin hal ve ibâdetine, itaatine vakıf olurlar. Mü’minlerin bağışlan­ması için Allah (c.c.)’a niyaz ederler. Bu da beşeriyet için, muslumanlar için büyük bir şe­ref ve lütûftur.

 

 

 

 

BAYRAMA DOĞRU

 

Hadîs-i Şerîf’de: «Allah-ü Teâlâ Hazretle­ri Ramazan Bayramı gecesi, Şehru Ramazân-ı oruçlu geçiren kullarına ikram ve izzetini ecir ve mükâfatlarını verir. Bayram Sabahı ise, me­leklerine yeryüzüne inmelerini emreder. Me­lekler yeryüzüne inerler. Onlar sokak başları­na ve yol kavşaklarına dururlar. Bunlar insan­lar ve cinlerden başkasının işiteceği bir lisan ile çağırmağa başlarlar:

«Ey Ümmet-i Muhammed, azı kabul ede­rek çoğu veren ve büyük günahlarınızı bağış­layan Rabbımıza doğru çıkınız.» Müslümanlar Bayram Namazını kıldıklarında ve dua ettik­ten sonra Allah-ü Teâlâ Hazretleri Müslüman­ların her istediği şeyleri verir.» buyurulmaktadır. (Üç aylar ve faziletleri . A. Geylânî)

Yine H. Şerifte: «Fıtır günü insanlar Bay­ram namazı için evlerinden çıktıklarında Allah-ü Teâlâ hazretleri onlara rahmet nazarı ile bakar da şöyle buyurur:

«Ey benim kullarım, sizler benim için oruçtuttunuz ve benim rızam için namaz kıldınız. Artık evlerinize, mekânlarınıza suçlarınızdan bağışlanmış ve geçilmiş olduğu halde dönü­nüz.» buyurulur. (a.g.e.)

 

BAYRAM NAMAZININ KILINIŞI

 

Bayram namazı iki rekattir. Cemaatle cehren (açıktan) kılınır. İki rek’at bayram na­mazına, imama uymaya niyet edip (Allahu ekber) diye iftidah tekbiri alınır. Eller bağlanıp (sübhanekellahümme…) okunur, sonra imam açıktan cemaat gizlice (Allahu ekber) diye üç defa tekbir alınır, her tekbirde eller kulak hi­zasına kaldırılır sonra yanlara bırakılır. Üçün­cü tekbirden sonra eller tekrar bağlanır, imam gizlice (Euzü-besmele)den sonra, açıktan Fa­tiha ile bir miktar Kur’an okur. (Allah-u ekber)’i açıktan diyerek bilindiği gibi rükû ve secdeler yapılır. Sonra tekbir alınarak ikinci rek’ata kalkılır, imam Fatiha ve bir miktar daha Kur’an okur, tekrar üç defa eller kaldı­rılarak birinci rek’atte olduğu gibi tekbir alı­nır. Sonra (Allahu ekber) diyerek rükû ve secdelere varılır. Sonra da oturulup (Ettehıyya tu…, Allahümme salli ve barik, Rabben atina…, Rabbenâ’firli…) duaları gizilce okunup iki tarafa imamla beraber selam verilerek na­maz tamamlanır.

İmam, Bayram namazından sonra minbe­re çıkar, oturmaksızın hutbeye başlar. Ce­maatte hutbeyi dinler ve hutbeden sonra dua edilerek bayram namazı kılınmış olur.

 

BAYRAM GÜNÜ NELER YAPMALIYIZ

 

Mü’minler olarak Bayram gününde erken kalkmalı, yıkanmalı, misvak kullanmalı ve gü­zel kokular sürünmeli. İmkân varsa elbisenin mubah olanını ve en güzelini, temizini giymeli. Yine Bayram günü Allah (c.c.)’ın verdiği ni’metlere şükür için ferah ve sevinç göstermeli, karşılaşılan din kardeşlerine karşı güzel yüz­lü bulunmalı, imkân varsa fazlaca bol bol sa­daka vermeli, hayır ve hasenat yapmalıdır. Ayrıca Bayram gecesini ibâdet ve taatla ih­yaya çalışmalıdır. Bütün bunlar müstehap ve müstahsendirler.

Ramazan Bayramında Bayram namazın­dan evvel hurma gibi tatlı bir şey yenilmesi de müstehaptır. Müslüman, Bayram günü Cami-î Şerife temkinli ve sükûnetle yürüyerek gitmelidir. Ramazan Bayramı namazına gider­ken gizlice tekbîr almalı ve mümkünse nama­zı müteakip başka yoldan evine dönmelidir.

Bayram gününde müslümanlar birbirlerini tebrik etmeli, birbiriyle musafaha yapmalı ve bayramlaşmalıdır. Yine müslümanlar bugün birbirine «Gaferallâhü lena veleküm», yani (Allah-ü Teâlâ bizi de sizi de mağfiretine nail buyursun), veya «Tekabbelallâhü Teâlâ minna ve min küm», yani (Allah-ü Teâlâ bizden ve sizden kabul buyursun) diye dua etmelidir.

 

BAYRAMLAŞALIM

 

Ramazan Bayramı, Allah’ın (oruç tutan kullarına) bir ziyafetidir. Hevâ ve nefsiyle mücâhede edip muzaffer olan Müslümanın bu ilâhî ziyafetle sevinmesi, bayram etmesi hakkıdır. Allah’ın yasaklarından tövbe edip temiz­lenmiş Müslüman, kendisi gibi bayram hakkı olan kardeşini ziyaret eder; ana, baba ve bü­yüklerinin elini öper, dualarını alır. Küsmüşü varsa, gider barışır, gönlünü alır; yoksulları, yetimleri, muhtaçları gözetir. Komşuları ile, akrabaları ile, cami kardeşleri ile ve kendisini ziyarete gelenlerle bayramlaşır, Kabirleri ve öl­müşlerini unutmaz, temiz bir kalple onlar için mağfiret diler, ruhlarını sevindirir. Bu bayram; oruç tutarak felaha kavuşanların bayramıdır. Yüce Allah buyuruyor ki:

«Müminler muhakkak felah bulmuştur ki, onlar namazlarını huşu (içinde) kılarlar, boş ve faidesiz şeyden yüz çeviricidir onlar. (Öyle mü’minler) ki onlar zekat (vazife)lerini yapan­lardır.» (Mü’minun: 1-4)

 

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

 

El-Muksit: (Bütün işlerini denk ve birbi­rine uygun ve yerli yerinde yapan.)

El-Câmî’: (İstediğin istediği zaman, iste­diği yerde toplayan.)

El-Ganiyy: (Çok zengin ve her şeyden müstağni.)

 

 

 

CUMA’YI NASIL İHYA EDECEĞİZ?

 

Cuma sabahı erkenden boy abdesti almalıdır. Hz. Resûlullah (s.a.v.): «Sizden biri­niz Cuma’ya gelecek olduğunda boy abdest alsın.» buyurmuştur.

Cuma günü. temiz elbise giymeli, te­mizlik yapmalı ve güzel kokular sürünmelidir. Bu meyanda misvak kullanmak, bedendeki te­mizlenmesi gereken kılları temizlemek, tırnakları kesmek de lâzımdır,

Cuma günü camiye erken gitmelidir. Peygamberimiz (s.a.v.) ve (Ashâb-ı Kiram (r.a.) zamanında, bugün ancak bayram namazların­da olduğu gibi erkenden camiye gidiliyordu.

Camiye giriş âdabına uygun olarak, sağ ayağımızı atıp girmeli ve selâm verip, uy­gun bir yere oturmalıdır. Cemaatın omuzlarınabasarak ön tarafa geçmemelidir.

Cum’a’da imam hutbeye çıkınca onu dinlemeli, hiç konuşmamalıdır.

 

NEDİR BU

 

Hz. Âişe der ki «Resûlullah, evime gelmiş­ti. Parmaklarımdaki, gümüşten yapılmış, kaş­sız iki yüzüğü görünce: «Âişe! Nedir bu?» diye sordu. «Yâ Resûlullah! Onu, sana karşı süsle­neyim diye yaptırdım!» dedim. «Onların zekâ­tını ödüyor musun?» diye sordu. «Hayır! Allah, dilerse öderim!» dedim. «Bu, sana, cehennem ateşi olarak yeter!» dedi.»

 

ZİLHİCCE AYI MÜNASEBETİYLE

 

İçinde bulunduğumuz şu günlerde milyon­lara varan hüccâc (Hacılar) fevç fevç Kâbe-i Muazzama’ya doğru yol almaktadır. Hacca gi­debilmek, Allah (c.c.)’m lütfuna nail olabilmek en büyük şereftir. Zîra o kutsal beldelere va­rıp Hz. Resûlullah (s.a.v.)’ın bastığı yerlere basebilmek, Beytullah’a yüz sürebilmek, o mukad­des toprakları doyasıya öpebilmek, yeniden doğarcasına günahlardan yıkanabilmek herke­se nasip olan bir şey değildir. Kabe yolların­da kalanlar, kumlara batanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.). Efendimiz’in izinin tozuna yüzünü sürenler, A’rafat’ta duanın faziletini bilerek ya­panlar, Medîne’de (s.a.v,) Efendimiz’i ziyaret edip şefaat dileyenler ve bütün bu ulvî mü­kâfatlarla şerefyâb olan mü’minler pek mak­bul kullardır. Bundan dolayı ne kadar Allah (c.c.)’a hamd ve sena etseler, şükürde bulun­salar azdır.

Bütün hüccâc o mübarek beldede İslâm’­ın felahı için, müslümanların uyanması için defalarca dualar etmelidirler. Tazarru ve ni­yazda bulunmalıdırlar. Bu mevzuda gaflet üze­re olmamalıdırlar. Arafat dağı bizim dağımızdır. Ve dualarımız onda kabul olur. Orada yi­ne Allah (c.c.)’tan bize nusretini göndermesi­ni, İslâm’ı hakkıyle yaşamayı nasip etmesini ve bunalan insanlığa nurunu indirmesini dile­melidir. Mü’minin silâhı duasıdır.

 

ZİLHİCCE AYINDA YAPACAKLARIMIZ

 

Rabb’ımıza hamd olsun. Hicrî yılımızın son ayında bulunuyoruz. Bazı aylarda yapılan ibâdetlerin, sevabı daha çoktur. Mü’minler olarak Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı ve tav­siye ettiği gibi hareket edersek şüphesiz pek kârlı amel yapmış oluruz.

İnsanın Allah (c.c.)’a daha çok yaklaşabilmesi ve iyi bir kul olabilmesi için ibâdetin önemi büyüktür.

Peygember (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: «Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibâdetler, diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah nezdinde, daha sevgilidir.»

Bunun üzerine:

«Yâ Resûlallah! Allah yolundaki cihad, Zilhicce’de yapılan ibâdetten daha sevgili değil midir? dediler.

O (s.a.v.):

«Evet o da sevgilidir. Yalnız malını, nefsi­ni tehlikeye koyarak cihada çıkıp da dönmeyen, (şehid olan) kimsenin cihadı bundan sev­gilidir.» (Buhârî)

«Hac ediniz, Zira zahirdeki kirleri su iza­le ettiği gibi, günahları da Hacc-ı Şerif imha eder.” (Hadîs-i Şerîf)

 

MUHARREM AYI

 

Bugün Muharrem Ayı’nın 1. Günü. Bu fa­ziletli günde ve devamındaki günlerde yapıla­cak ibâdet ve taatler de çok ehemmiyetlidir. Bu ayda da yapılabilecek en makbul ibâdet muhakkak ki ORUÇ’tur.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

«Ramazan orucundan sonra tutulan oruç­ların en faziletlisi Allah’a izafet ile şereflendi­rilen Muharrem ayındaki oruç’tur. Farz namaz­larından sonra kılınan en faziletli namaz da gece namazıdır.» (Müslim)

İlk on günde okunacak dua

Bismillâhirrâhmânirrahîm.

Elhamdülillah! Rabbilâlemîn, Vesselâtü vesselâmü âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmaîn. (Allahümme entel ebediyyülkadim, Elhayyül kerîm. Elhannanülmennân ve hazihî senetün cedîdetün es’elüke fihel’-ismete mineşşeytanîrracim. Vel’avne âlâ hazihinnefsil’emmareti bissuî vel’iştigale bimâ yukarribüni ileyke yazelcelâli vel’ikram). Birahmetike ya erhammerrahimin. Ve sallallahü ve selleme âlâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhamme­din ve ala âlihi ve sahbihî ve ehlibeytihî ecmâîn. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular:

«Her kim Muharremin ilk günü bu duayı üç kere okursa, (ilk 10 gün arası) Allah Celle Celâlühü o kimseyi gelecek Muharreme kadar bütün belâlardan emin kılar.»

 

ARTIŞ GÜNÜ

Allah Resulü (s.a.v.):

«— Üzerinde güneşin doğduğu en hayırlı gün, Cuma’dır. Âdem (Aleyhisselâm) o günde yaratıldı. Cennete o günde gönderildi. O günde Cennetten yeryüzüne indi. Tövbesi o günde ka­bul olundu. O günde vefat etti. Ve (nihayet) kıyamet o günde kopacaktır. O gün Allah’ın nezdinde mezîd (artırma) günüdür. Göklerdeki melekler de böylece o güne (artış günü) is­mini vermektedirler. Ve aynı zamanda o gün Cennette Hak Cemâli’nin temaşa günüdür.» buyurdu. (Müslim, Ebû Hüreyre’den rivayet etmiştir).

Seleften bazıları «Cuma günü nasibi en fazla olan kimse Cum’a saatini bekleyen ve tâ dünden beri onu gözetendir. En az nasibli olan kimse ise, sabahladığı zaman «Bu hangi gündür?» diye sorandır» buyurmaktadırlar. (İhyâ-i Ulûmiddin).

 

 

ÇOCUK GELİŞİMİ:

 

Çocukların büyüme biçimleri arasında farklar olduğu gibi, aynı çocuğun büyüme temposunda da, hamleler, sıçramalar ve du­raklamalar mevcuttur.

Bir çocuğun hastalığının uzun sürmesi ve ciddî bir durum arzetmesi halinde, büyümesi daimî olarak yavaşlayabilir.

 

AŞURE GÜNÜ

 

İslâmî sene başı olan Muharrem ayının onuncu günü Aşure günü olup, o günde şu mühîm hâdiseler husule gelmiştir:

1 — Arş-ı âlâ, Kürsî. Levh-i Mahfuz, 7 kat semâ ve Dünya’nın yaratılması, 2 — Hz. Âdem (a.s.)’a hayat verilmesi, 3 — Hz. Nuh (a.s.)’ın Tufan’dan kurtarılması, 4 — Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail (a.s.)’e Cennetten koç indiril­mesi, 5 — Hz. İbrahim (a.s.)’ın Nemrut’un ate­şinden selâmete erdirilmesi, 6 — Hz. İdris (a.s.)’ın semâya kaldırılması, 7 — Hz. Eyüp (a.s.)’ın belâlardan kurtarılması, 8 — Hz. Mu­sa (a.s.)’ın Firavun’un denizde boğulması ile ondan kurtarılması, 9 — Hz. Yunus (a.s.)’m balığın karnından çıkarılması, 10 — Hz. İsa’­nın doğumu, Muharrem ayının 10. günü vuku bulmuştur. Ve, Mahşer Günü Muharrem ayının 10. günü (AŞURE GÜNÜ) kurulacaktır.

(Dünden devam)

Aşure günü yapılacak işler:

8 — Eve getirilen normal günlerdeki rızık ne ise bugüne hürmeten o rızık arttırılacak. Cenâb-ı Hak, o kulun Aşure Günü hürmetine evin rızkını artırmasından, bütün sene o ku­lun rızkını bollaştırır. (Efdali on çeşit olmalı). Işrak vaktinden sonra 4 rekât namaz kılına­cak. Her rekâtta Fatihâ’dan sonra 51 adet ihlâs-ı Şerif okunacak, (İşrak vakti; Güneş doğduktan takriben bir saat sonradır.)

 

ÜÇ AYLAR

 

Cenâb-ı Allah (c.c.) mü’min kulunun eksik ibadetlerini tamamlaması, tam olanının da ziyadesi için bir yıllık zamanda bazı vakitleri seçmiştir. Bunlar; duaların kabul olduğu, günahların afv edildiği, rızıkların dağıtıldığı, bir yıllık ha­rekâtın tâ’yin edildiği, berâtların verildiği, Cen­net kapılarının açılıp Cehennem kapılarının ka­pandığı saatleri, günleri, ayları içinde bulundu­ran vakitlerdir. Regâib, Mi’raç, Berât kandillariyle Kadir gecesinin de içinde olduğu bu aylar hepimizce «ÜÇ AYLAR» olarak bilinen Recep, Şa­ban, Ramazan aylarıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ashabına Her ay üç gün oruç tutmalarım tavsiye etmiştir. Recep ve Şaban aylarında ise Peygamber Efendimiz’in bu sünnetine uymalı ve Allah (c.c.) rızası için en azından üçer gün oruç tutmalıdır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:

«Recep, Eşhur-î Kurumdandır. Günleri altın­cı göğün kapısında yazılıdır. Kişi ondan bir gün oruç tutup, Allah’tan korkarak (yine) yenilerse, kapı ve gün dile gelip şöyle derler. Allah’ım onu bağışla! Eğer, Allah korkusuyla oruç tamamlan­mazsa, onun için mağfiret dilemezler ve «Nefsin seni aldattı» derler.»

(Ebû Saîd r.a.)

ESMAÜN NEBİ (S.A.V.)

Mutahhar (s.a.v.): Ona gelen ilâhî feyz ve kerametlere ait tecellinin gereği bu isim verilmiştir.

 

RECEP AYINI İDRAK EDİYORUZ

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

«Recep, Allah-ü Teâlâ’nın ayıdır.» diye bu­yurmuşlardır.

Resûlullah (s.a.v.) bu aya tazimen ekseriya oruçlu bulunurlardı. Recep’te oruç tutanlar Allah-û Teâlâ (c.c.)’nın üç türlü eltaf (iyilik) ve inayetine mazhar olurlar. Bunlardan biri geçmiş günahlarının mağfireti, ikincisi kalan ömürlerin bereketi, üçüncüsü «Müvekkıf» haşirde susuzluk­tan emin olmasıdır.

Bir ihtiyar, Resûlullah (s.a.v.)’in Recep ayı­nın fazileti hakkındaki bu beyânından sonra:

«Yâ Resûlullah! Ben ihtiyarım, Recep ayı­nın küllisini tutamam» dediğinde:

«Sen Receb’in evvel günü, orta günü, ahir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.» buyurmuşlardır.

«Her iyiliğe on sevap verilir.» Âyet-i Kerime­sine göre üç gün tutulan oruca da otuz gün oruç tutmak sevabı verileceğine işaret edilmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular:

«Şeytan, kan damarlarda dolaştığı gibi, âdemoğlunun damarlarında dolaşır. Siz oruç ile onun yollarını daraltın.» (Buhârî-Müslim)

Recep ayında okunacak dua: Allahümme barik lena fi recebe ve Şa’bane ve belliğna ramazane.

Yani: «Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.»

 

REGAİB GECESİ

 

Regaib; rağbet olunan, rağbetle istenilen şey­ler, bol ihsanlar ma’nasına gelmektedir.

Regaib gecesi de: Kendisinde yapılan ibadet­lere büyük ve çok sevaplar verilmesi umulan ge­ce demek olur. Bu geceye, Regaib ismini melek­ler vermiştir. Bu gece, yüce Allah (c.c.)’ın, Mü’min kullarına rahmet ve inayetini bol bol ihsan ettiği, dualarının kabul olunduğu mübarek bir gecedir.

Rivayete göre: Peygamberimiz (s.a.v.), Receb ayının ilk cuma gecesinde ilahi bir takım tecel­lilere mazhar olup buna şükr için on iki rekat Regaib namazı kılmıştır.

Receb’in ilk perşembe günü oruçlu geçiril­dikten sonra cuma gecesinde, akşamla yatsı vakti arasında ve gecenin ilk üçte birinde, iki rekat­ta bir selâm verilmek suretiyle on iki rekat nafi­le namaz kılınır. Her rekâtta bir kere fatiha, üç kere kadr, on iki kere ihlâs sureleri okunur.

ESMAÜN NEBİ (S.A.V.)

 

Resûlür Rahatî (s.a.v.): Kendisinden evvel ge­len peygamberlerin şeriatlerindeki zorlukları, zah­metli ve güç teklifleri peygamber olduktan son­ra kaldırıp, yerine kolaylık ve rahatlık getirdiği için bu isim verilmiştir.

Mukaffa (s.a.v.): Bütün nebi ve resullerin sünnetine tâbi olup hidayet yolundan ayrılmayan…

 

RAHMET VE MAĞFİRET AYI

 

«Üç aylar» ın ikinci ayı olan, «Şa’ban» ayı Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine mahsus bir aydır.

«Şa’ban» kelimesi, dağ yolu anlamına gelen şaibden alınmıştır ki, ma’nâsı hayır yoludur…

«Şa’ban’ın «Ş» harfi şerefe, «ayın» harfi yüceliğe, ululuğa, “B” harfi bir’e, «Elif» harfi kaynaşma, dostluğa «Nun» harfi de «nura» delâlet eder. Buna göre, toplu bir ma’nâ verilmesi icâb ederse, hayratın fetih olduğu, rahmet ve bereketin nazil olduğu, hatanın terk, kusurların örtüldüğü bu ay, ibâdeti ve ganimetleri bakımından mü’min için bir fırsattır diye bildirirler. Resûlulah (s.a v.):

“Şa’ban (ayı) girdiğinde nefislerinizi temizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz!…” buyurdular. Ümâme (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)’e;

Ben senin Şa’ban (ayın) da oruç tuttuğun kadar, diğer aylarda oruç tuttuğunu görmedim.
Resûlullah (s.a.v.):

–              «Bu öyle bir aydır ki; insanlar Recep ile Ramazan arasında ondan gafil olurlar. O öyle bir aydır ki; o ayda bütün ameller âlemlerin Rabbisine çıkarılır. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde çıkmasını severim.» buyurdular. (Neseî)

ESMAÜN NEBİ (S A.V.)

Resûlür Rahmet (s.a.v.): Risaleti tüm dünya­ya ve alemlere rahmet olarak gönderilen.

 

ŞEHRÜ RAMAZANIN ÜSTÜNLÜĞÜ

 

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular:

«Ey insanlar, şüphesiz mübarek Ramazan si­zi rahmet gölgesinde gölgelendirmiştir. Onun içinde bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Gündüzleri farz olan oruçla, geceleri tatavvu olan ibâdetlerle ihya etmelidir. Kim bu ayda hayır yollarından biriyle Allah’a yaklaşırsa Ramazan dışında bir farz eda etmiş gibidir. Kim bu ay­da bir farz yerine getirirse Ramazan dışında yet­miş farz yerine getirmiş gibidir. Bu ay sabır ayı­dır. Sabrın mükâfatı da cennettir. Bu tam eşit­lik ayıdır. Mü’minin rızkının arttığı aydır. Kim bu ayda bir oruçluya iftar ettirirse günahları affolur. Ve kendini cehennemden kurtarır. Hiçbir şey eksilmemek üzere sevabını tam alır.» Bunun üzerineAshab-ı Kiram’dan bazıları: -Ya Resûlullah, hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir şey bulama­yız» deyince:

«Cenâb-ı Hak bu sevabı bir hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile iftar verene de ve­rir. Bu öyle bir ay ki, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluştur. Kim bir oruçlunun iftarını bir bardak su ile açar­sa Cenâb-ı Hakk da onu havzından hiç susamayacak bir şekilde sular ve cennetine dahil eder. İnsanoğlunun ameli için ondan yetmiş misline ka­dar sevap vardır. Allah Teâlâ buyurmaktadır ki, oruç müstesnadır.» (Müslim)

ESMAÜN NEBİ (S.A.V.)

 

Mübin (s.a.v.): İyiyi kötüyü ayırt eden.

 

BAYRAMA DOĞRU

 

Hadîs-i Şerif de: «Allahu Teâlâ Hazretleri Ramazan Bayramı gecesi, Şehru Ramazân-ı oruçlu geçiren kullarına ikram ve izzetini ecir ve mü­kâfatlarını verir. Bayram Sabahı ise, meleklerine yeryüzüne inmelerini emreder. Melekler yeryü­züne inerler. Onlar sokak başlarına ve yol kav­şaklarına dururlar. Bunlar insanlar ve cinlerden başkasının işiteceği bir lisan ile çağırmağa başlarlar:

«Ey Ümmet-i Muhammed, azı kabul ederek çoğu veren ve büyük günahlarınızı bağışlayan Rabbımıza doğru çıkınız.» Müslümanlar Bayram Namazını kıldıklarında ve dua ettikten sonra Al­lah-ü Teâlâ Hazretleri Müslümanların her istedi­ği şeyleri verir.» buyurulmaktadır.

(Üç aylar ve faziletleri – A. Geylânî)

 

ÇELEBİ SULTAN MEHMED HAN

 

Osmanoğulları’nın en büyük hükümdarların­dan biridir. Devletin ikinci kurucusu sayılır. Devletini 8 sene içinde uğradığı çok büyük bir fela­ketten çekip çıkarmış; onu eski haşmetine kavuşturmak için yorulmak bilmez bir gayretle çalışmıştır. Bundan dolayı kendisine «Banî-i Sanî-i Devlet» denmiştir.

Bedeni kuvveti ne kadar fazla ise, manevî vasıfları da o kadar yüksekti. Âdil, şefkatli, âli­ cenap, tebaasına karşı merhametli bir hüküm­dar idi. 32 gibi genç sayılacak bir yaşta Edirne’­de vefat etmiştir. (A. Hilmi-İslâm Tarihi)

 

CUMA ÂDÂBI

 

— Bu mübarek günde hergün olduğu gibigünahtan sakınmak ve hayırlı işler görmek,

— Cuma vakti gelmeden evvel gusül veya abdest almak,

— Temiz ve yeni elbiselerini giyinmek

( Zikrullaha devam etmek,

— Hutbeyi huzurla dinleyip o esnada ko­nuşmamak,

( Duyduğu şer’i mes’elelerle amel etmek,

( İbadetinin kabulüne inanmak,

— Allah’dan affını içinden dilemek.

(İbrahim Eken, Kulluk, Sh. 50)

 

 

 

VİTAMİN C

 

Vücudumuz için oldukça gerekli bir vita­mindir. Eksikliğinde skorbüt hastalığı oluşur Karafrenk üzümü, yeşil biber, maydonoz, limon, portakal, greyfurt suyu, tere ve diğer taze mey­ve ve sebzelerde bol miktarda C vitamini bulu­nur.

Ancak dikkat edilecek hususlar vardır. Pi­şirirken, bayatlayan besinlerde, kesilip doğran­dıktan sonra bekletilince, besinleri doğradıktan sonra yıkayınca önemli miktarda C vitamini kay­bı olur. Bu davranışlardan kaçınmak gerekir Taze sebze iyice kaynamış suya birden atılarak haşlanırsa C vitaminin % 50’si korunabilir. Patates kızartılırken birden kızgın yağa atılır­sa kayıp nisbeten az olur. (Beslenme ve Diyet)

 

KADİR GECESİNİ İDRAK EDERKEN

 

«Gerçek, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. Ondan melekler ve ruh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.” (El-Kadr Süresi)

“Kadir Gecesi” ne kadar ulvî ne kadar ru­hani bir gecedir ki o gece melekler de yeryü­züne iner de inerler. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir Hadîs-i Şeriflerinde: «Kadir Gecesi olduğu zaman Allah-ü Teâlâ, Cibril (a.s.)’a «yeryüzüne in» der. Cibril (a.s.) Sidre-i Münteha sakinlerinden yetmiş bin melek ile ellerinde nurdan sancaklarla yeryüzüne inerler. Melekler sancak­larını Kabe-i Muazzama’ya, Nebi (s.a.v.)’nin kabrine, «Beytül Mukaddes» Mescidine ve Mescid-i Tûri Sînâ civarına dikerler.» buyurmuşlar­dır. (İbn-i Abbas (r.a.)’dan)

Leyle-i Kadir’de emr-i ilâhî neticesinde yer­yüzüne inen melekler de bu gecenin feyzinden istifade ederler. Gecenin faziletine nail olurlar. Mü’minleri tebrik eder onlara selâm verirler. Yine mü’minlerin hal ve ibâdetine, itaatine va­kıf olurlar. Mü’minleri bağışlaması için Allah (c.c.)’a niyaz ederler. Bu da beşeriyet için, müslümanlar için büyük bir lütuftur.

«Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemekleri­nizi iyi kimseler yesin, melekler de size dua etsin.» (Riyâzü’s-Sâlihîn, C. 2, Sh. 517)

 

AREFE GÜNÜ VE GECESİNİN FAZİLETLERİ

 

İmam-ı Gazalî (k.s.) Hazretleri, İhyâsı’nın 1. cildinin 877. sahifesinde «DUANIN ADABI» bahsini izah ederlerken «Duânın 10 âdabından biri o Şerefli vakitleri aramak» Sene içerisinde arefe günleri, aylardan Ramazan ayı, haftada Cum’a günü ve gecelerde seher vakti gibi.» buyurmaktadırlar.

İbn Mâce (r.a.), Ebû Umâme’den rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte Resûlullah (s.a.v.) Hazretleri: «Bayram gecelerini ibâdetle geçiren kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.» bu yurmuşlardır.

Faziletli günler de 19 gündür. Bunları ibadetle geçirmek müstehabdır. Bunlar arefe, aşure ve Receb’in yirmi yedinci günleridir. Bugün hepsinden mühimdir. Ebû Hureyre (r.a.) Resul Ekrem (s.a.v.)’den şöyle rivayet ediyorlar: “Recebin yirmi yedinci günü oruç tutan kimseye Allah û Teâlâ, altmış aylık oruç sevabı verir.” Bugün, Cebrail (a.s.)’in Resûlullah (s.a.v.)’a gönderildigi gündür. Bir de Ramazanın onyedinci günü, bu da Bedir Gazvesi günüdür.

Alimin biri şöyle diyor: “Dünyanın beş gününde mihnet ve meşakket çeken âhirette mihnet ve meşakket çekmez. Bu beş gün ise arefe, aşûre, cum’a ve bayram günleridir.”

Arafe gününü gafletle geçirmeyip tevbe, ibadet ve zikirle geçirmek, Cenâb-ı Hakk Teâlâ’dan bol rızık, salih amellerle dolu uzun bir ömür ve Cennette «Cemâullah» ile müşerref olmayı istemeliyiz.

(İhya. C. 1, Sh.: 1039-1040)

 

ÜÇ AYLAR

 

Cenâb-ı Allah (c.c.) mü’min kulunun eksik ibadetlerini tamamlaması, tam olanının da ziyadesi için bir yıllık zamanda bazı vakitleri seç­miştir. Bunlar; duaların kabul olduğu, günahla­rın afv edildiği, rızıkların dağıtıldığı, bir yıllık harekâtın tâ’yin edildiği, berâtların verildiği, Cennet kapılarının açılıp Cehennem kapılarının kapandığı saatleri, günleri, ayları içinde bulun­duran vakitlerdir. Regâib, Mi’raç. Berât kandilleriyle Kadir gecesinin de içinde olduğu bu ay­lar hepimizce “ÜÇ AYLAR” olarak bilinen Re­cep, Şaban, Ramazan aylarıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ashabına her ay üç gün oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Recep ve Şaban aylarında ise Peygamber Efendimiz’in bu sünnetine uymalı ve Allah (c.c.) rızası için en azından üçer gün oruç tutmalıdır.

— «Sen Receb’in evvel günü, orta günü, ahir günü oruçlu ol cümlesini oruç tutmuş gibi olursunuz.»

( «Şaban (ayı) girdiğinde nefislerinizi te­mizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz!..»

“Recep, Eşhur-i Kurumdandır. Günleri altın­cı göğün kapısında yazılıdır. Kişi ondan bir gün oruç tutup, Allah’tan korkarak (yine) yenilerse, kapı ve gün dile gelip şöyle derler: Allah’ım onu bağışla! Eğer, Allah korkusuyla oruç tamam­lanmazsa, onun için mağfiret dilemezler ve «Nef­sin seni aldattı» derler.» (Ebû Said r.a.)

(Günyet-üd Talibin)

 

RAMAZAN-I ŞERİF

 

Oruç İslâm’ın şartlarından biridir. Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.) “Allah-û Teâlâ buyuruyor ki; her iyiliğe on misli karşılık verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun karşılığını ben veririm.” demiştir. Ez-Zümer Sûresi’nin 10. âyetinde «Kendi arzu ve isteklerine sabredenler (canları istediği halde yapmayanlar) hesaba çekilmezler; ecir sevapları hesapsızdır» buyurulmaktadır. Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.) “Sabır îmânın yarısıdır. Oruç da sabrın yarısıdır.” “Oruç tutanın ağzının kokusu Allah-û Teâlâ’nın indinde misk Kokusun­dan daha güzeldir.” “Oruçlunun uykusu ibadet­tir.” buyurmuşlardır. Allah-û Teâlâ bütün ibâdetler kendisine ait olduğu halde “Oruç benim içidir karşılığını ben veririm” buyurmaktadır Bu bütün mülk kendisine ait olduğu halde Kâbe’ye “Benim evim” buyurmasına benzemektedir.

Oruçta iki ehemmiyetli hususiyet vardır. Biri yememektir. Bu batini bir şeydir. Diğer insan­lar bunu görmediği için buna riya da karışmaz. Diğer hususiyet ise Allah-û Teâlâ’nın düşmanı olan şeytanın askeri, insanın nefsi, şehavı arzu ve istekleridir. Oruç bunları kırar. Çünkü oru­cun hakikati arzulan terkdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Şeytan insanın vücûdunda kan gibi dolaşır. Onun geçiş kolunu açlıkla tıkayınız.”«Oruç kalkandır.» «İbâdetlerin kapısı oruç­tur.» buyurmuşlardır.

***

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: «Bizim oruç­larımızla Ehl-i Kitabın orucu arasında fark sadece sahura kalkmaktır.» buyurmuşlardır. (Müslim)

CUMA’NIN FAZİLETİ

 

Cum’a günü büyük bir gündür. Allah-ü Teâlâ İslami­yet’i onunla süsledi ve bugünü yalnız müslümanlara verdi. Kur’ân-ı Kerim’de: “Cum’a günü namaz için ezan okunduğu vakit, alış verişi terk ederek Cum’a namazı­na gidin.” (32 Cum’a: 9) buyrulup dünya işiyle Cum’a’ya gitmeye mani her şey ve uğraşma haram kı­lınmıştır.

Resûlullah (s.a.v.) efendimiz bir hadis-i Şerifte şöyle buyurmuştur:

“Cebrail (a.s.) elinde beyaz bir ayna olduğu halde bana geldi ve işte bu Cum’adır. Sana ve senden sonra ümmetine bayram olması için Rabbin bunu sana tak­dim ediyor.” dedi.

Bunun bize kârı nedir? diye sorulduğunda dedi ki: “Bu gün de hayırlı bir saat vardır. Kim ki o saate tesa­düf eder. Allah’tan hayırlı bir şey diler ve o şey taksi­matında var ise, Allah onu ona verir. Kim ki bir mik­tar belanın kaldırılması için o saatte dua ederse Al­lah duasını kabul eder ve daha büyüğünü üzerinden kaldırır. Bu gün bize günlerin en ulusudur. Ahirette bugüne “MEZİD GÜNÜ” deriz.”

Ahirette “Mezid” günü denmesinin hikmeti soruldu­ğunda: Cebrail, “Allah-ü Teâlâ Cennette Misk’den daha kokulu beyaz bir vadi yaratmıştır. Cum’a günü olduğu vakit kullarını buraya davet eder. Hak Teâlâ a’lai İlliyinden kürsüsüne inerek Cennet ehline tecelli eder. Onlar da zat-i cemalini müşahede ederler.»

(İhya-u Ulumi’ddin, İmam Gazali, Cilt: 1 Sh. 485)

 

 

 

 

RAMAZAN-I ŞERİFİN İHSÂNI

 

Allahü Teâlâ (c.c.) bu ümmete Ramazan-ı şerifte, da ha önce hiç kimseye vermediği beş şey ihsan eder:

— Birinci gecesi: Hak Teâlâ bu ümmete rahmet na­zarı ile bakar. Rahmetle baktığı kuluna hiç azâb etmez.

— Hak Teâlâ bütün meleklere: Bu ayda ibâdeti bıra­kıp Habîbimin ümmetine istiğfar edin! buyurur.

— Cennet meleklerinin reisi “Rıdvân”a, Hak Teâlâ: “Cenneti süsle ve kapılarını aç. Eğer Resulümün üm­metinden ölen olursa, cesedi gelinceye kadar ruhu Cennet’e girsin” buyurur.

— Allahü Teâlâ (c.c.), cehennem meleklerinin reisi “Malik”e “Kapıları kapa, günahkâr birisi ölürse, bu ay­da azâb olunmasın” buyurur.

— Allahü Teâlâ (c.c.) Kadir gecesini bu ümmete ver­miştir. O gece Hak Teâlâ’ya ibâdet edenin günâhları afv edilir. O gecede bütün Ramazan ayı boyunca Cehennem’den âzâd olanların sayısınca günahkar mü’minler âzâd olur. (Dört Büyük Halife)

Resûl-i Ekrem salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle bu­yurmuştur:

Üç kimse vardır ki onlar, sorulmazlar (kendilerine kıymet verilmez ve hiçbir amelleri kabul edilmez):

— Ululukta Allah (c.c.) ile yarışa kalkışan, çünkü Allah (c.c.)’ın ridası büyüklük, izan da izzetidir.

— Allah (cc.)’ın emirlerinden şüphe eden,

— Allah (c.c.)’ın rahmetinden ümit kesen kimseler­dir.

 

ON GÜNLERİN FAZİLETİ

 

Zilhicce ayının 1-10 günleridir. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz bu günler hakkında şöyle buyurmuşlardır:

— “Bu günlerde tuttuğun orucun her günü, yüz köle azâd etmeye, yüz deve kurbanına, Allah (c.c.) yolunda cihad için binilen yüz ata bedeldir.

Terviye günü orucu ise senin için bin köle azâd etme­ye, bin deve kurban kesmeye, üzerine binip cihat edilen bin ata bedeldir.

Arefe gününün orucu ise, iki bin köle azâd etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve üzerine binip Allah(c.c) yolunda cihada gidilen iki bin ata bedeldir.

Bu oruç, iki sene evvelinin ve iki sene sonrasının oru­cuna bedeldir.”

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz yine şöyle buyurmuşlar­dır:

— “Allahu Teâlâ günlerden dördünü seçti. Aylardan dördünü seçti. Kadınlardan dördünü seçti.

Dört kimse var ki, Cennet’e koşarlar. Dört kimse de var ki Cennet onlar için koşar.

Allah (c.c.)’ın seçtiği dört gün şunlardır:

Cum’a günü.

Arefe günü.

Kurban günü.

Ramazan Bayramı günü.

Allah (c.c.)’ın sevdiği dört ay şunlardır:

Receb, Zilkade, Zilhicce, Muharrem.

Allah’ın seçip üstün kıldığı dört kadın şunlardır:

İmran’ın kızı Meryem, Hatice bint Hüveylid, Asiye binti Mühazim (Firavun’un hanımı ve Cennet ehlinin hanım efendisi) Fatıma binti Muhammed (S.A.V).

(Tenbihü’l Gâfilîn)

 

ASR-I SAÂDETTE BAYRAMLAŞMA

Ramazan ve Kurban bayramı kutlamaları Asr-ı Saâdet’te

musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda kadınların

ve genç kızların da katıldıkları bayram namâzı ile başlardı. İlk

def‘a bayram namâzı, musallâda hicretin ikinci yılında kılın-

dı. Kurban bayramında Zilhicce ayının onuncu günü kılınmış-

tır. Hz. Peygamber (s.a.v.) musallâda kurbanını keserdi. Bay-

ramların kalabalıkla ve büyük bir coşku içinde kutlanmasını

arzû ederdi. Hattâ kimseye zarar verme söz konusu olmadı-

ğı durumlarda silâhlarla folklor gösterilerine dahî izin verirdi.

Mescîd-i Nebevî’nin toprak zemîni üzerinde bir grup Habeş-

linin oynadığı mızrak-kalkan oyunlarını hanımı Hz. Âişe (r.a.)

ile birlikte seyretmiştir. Ayrıca, kendisi seyretmemekle birlik-

te, Hz. Âişe (r.anhâ)’nın yanında câriyelerin def çalıp oyna-

malarına izin vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ramazan

bayramlarında  namâzgâha  çıkmadan  önce  hurma  yeme

âdeti bir sünnet telâkkî edilmiş; bu anlayış, bayramlarda tatlı

ikrâmı  geleneğini  doğurmuştur.  Tebrikleşme  de  vardı.  İlk

Müslümânların, muhtemelen, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Al-

lâhım!  Muhammed’den,  Muhammed  âilesinden  ve  Mu-

hammed ümmetinden kabûl et!” demesinden mülhem ola-

rak “Allâh bizden ve sizden kabûl etsin” duâsıyla tebrikleştik-

leri mervîdir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanındaki eğlencelerden birisi

de hayvan yarışları idi. Burada söz konusu olan, birbirinin ha-

yâtına kastedecek veyâ yaralayacak şekilde dövüştürülmesi

câiz olmayan hayvanların yarıştırılmasıdır. Bu hayvanlar da

at,  katır,  deve  gibi  binek  hayvanlarıdır.  Hz.  Peygamber

(s.a.v.)  bu  yarışları  teşvîk  etmiştir.  Yarışların  mesâfesi,  id-

mansız atlar için yaklaşık 1600 m. uzunluğunda, Seniyyet’ül-

Vedâ ile Benî Züreyk Mescîdi arası; özel olarak yarışa hazır-

lanmış atlar için ise, yaklaşık 10 km. uzunluğunda, Hafyâ ile

Seniyyetü’l-Vedâ arası idi. Bu yarışlar bizzat Hz. Peygamber

(s.a.v.)’in  öncülüğünde  yapılıyor  ve  yarışı  kazananlar  ödül-

lendiriliyordu.               (İbrâhîm Sarıçam, Hz. Muhammed (s.a.v.)

ve Evrensel Mesajı, 323.s.)

 

ALTI GÜN ORUCUNU TUTUYOR MUYUZ?

Salla’llâhu  ‘aleyhi  vesellem  Efendimizin  bizlere  olan

emir ve vasiyetlerinden biri de Ramazân orucundan sonra,

Şevvâl ayında altı gün oruç tutmamız hakkındadır.

Bu  altı  günlük  oruç  onarım  gibidir.  Şöyle  ki:  Ramazân

ayında farz olan oruçlar sırasında, bizlerden çıkan hatâ ve

kusûrların,  terbiye  ve  edebimizdeki  bozuk  yönlerin,  farz  ve

sünnet  namâzlarındaki  aksaklıkların,  yani  eksik  veyâ  fazla

rükû’ ve  secdelerin  secde-i  sehivle  tashîh  edilip  noksanlığı

doldurulduğu gibi, altı günlük oruç da eksik ve bozuk ibâdet-

lerimizin doldurulmasına yarayan birer ta’mîr ve telâfi aracı-

dır. “Her kim Ramazân orucunu tutar ve altı gün de Şev-

vâl’den ilâve ederse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi

olur.”                   (Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn-i Mâce)

“Ramazân bayramından sonra altı gün oruç tutan bir

kimse, bir seneyi oruç tutmuş gibi olur. Kişi bir iyilikte

bulunursa, kendisine bunun on katı verilir.” buyrulmuştur.

 

(İbn-i Mâce ve Nesâî)

Taberânî’nin rivâyetinde şu ziyâde vardır:  Allâh Resûlü

(s.a.v.) böyle deyince Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.)’in Efendi-

miz (s.a.v.)’e:

“Ey Allâh’ın Resûlü! Tutulacak bir günlük oruç on güne

karşı mıdır?” sorusuna Efendimiz (s.a.v.) “Evet!” buyurmuş-

lardır.  Hâfız  Münzirî,  Taberânî’nin  râvîlerinin  sahîh  olduğunu

kaydetmişlerdir.            (İmâm-ı Şa‘rânî (rh.a.), el-Uhûdü’l- Kübrâ, 225.s.)

Altı günlük oruç bayramdan sonra arka arkaya tutulabile-

ceği gibi bütün Şevvâl ayına dağıtılarak da tutulabilir. Lâkin

Pazartesi ve Perşembe günleri tutulursa daha makbûl olur.

Zîrâ Âişe (r.anhâ) vâlidemiz: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efen-

dimiz Pazartesi ve Perşembe günlerinde oruçlu olmaya

çalışırdı.” buyurdular. “Her ayda üç gün oruç tutmak, bü-

tün hayatını oruçlu geçirmek gibidir.”                (Buhârî ve Müslim)

Hz. Ebû Ubeyde (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle işitti-

ğini söylemiştir: “Oruç, insan için bir kalkandır. İnsan onu

delmedikçe…”                        (Nesâî, ibn-i Mâce, Hâkim, Terğîb)

 

ZİLHİCCE’NİN İLK ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ

İbn Abbâs (r.a.): “Âdem (a.s.)’ın tevbesini, Allâhü Te‘âlâ,

Zilhicce’nin onuncu günü kabûl eyledi. İbrâhîm (a.s.) da ay-

nı günde hillete kavuştu; malını misâfir, oğlunu kurbân ve

kalbini Rahmân için bezleyledi. Tam tevekkül ancak İbrâ-

hîm (a.s.) için doğrulandı. İbrâhîm (a.s.) Zilhicce’nin ilk on

gününde  Kâ‘be’yi  binâ  eyledi.  Mûsâ  (a.s.)’a  da  Allâhü

Te‘âlâ, yine aynı günlerde münâcât ile ikrâm eyledi. Dâvud

(a.s.) da Zilhicce’nin onuncu günü bağışlandı. Övünme ge-

cesi  de  Zilhicce’nin  ilk  on  günündedir.”           diye  Resûlullâh

(s.a.v.)’den  haber  vermişlerdir.  Bazıları  da  Kur’ân-ı  Kerîm’in,

Resûlullâh (s.a.v.)’e ilk gelişi de Zilhicce’nin onunda sabahleyin

oldu dediler. Bey‘at-ı Rıdvân da Hudeybiye de Zilhicce’nin ilk

onunda oldu. Tevriye, Arefe, Kurbân bayramı, Haccu’l-ekber de

Zilhicce’nin ilk on günündedir. Ebû Sa‘îd el-Hudrî (r.a.)’den rivâ-

yet edilen hadîs-i şerîfte: “Ayların efendisi ve üstünü Rama-

zân ayıdır. Ondan daha üstünü, Haccu’l-ekber ve Kurbân

bayramının  bir  araya  geldiği  Zilhicce’nin  onuncu  günü-

dür.” diye buyurulmuştur. Hazret-i Âişe Sıddîka (r.anhâ) şöyle

buyurmuşlardır: “Resûlullâh (s.a.v.) zamanında teğannî ve nağ-

meyi seven bir kimse vardı. Zilhicce ayında oruç tutardı. Bu hâl

Resûlullâh (s.a.v.)’e ulaşınca, o adamı huzûrlarına çağırdılar ve

“Seni  bu  günlerde  oruç  tutmağa  mecbûr  eden  sebeb  nedir?”

buyurdular. O kimse de: “Yâ Resûlallâh (s.a.v.), şu günler, me-

şâ‘ir ve hacc günleridir. Hâcıların duâlarına ortak olmağı Allâhü

Te‘âlâ’dan  istedim.”  dedi.  Resûlullâh  (s.a.v.)  de  ona:  “Zilhic-

ce’den oruç tuttuğun her gün için bir köle âzâd etmiş, on-

dan önce bir sene ve sonra bir sene oruç tutmuş gibi se-

vâb vardır.” diye tebşîrâtta bulundular. İbn Abbâs (r.a.)’dan ri-

vâyet edilen hadîs-i şerîfte:  “İçinde oruç tutulacak ve sâlih

ameller  işlenecek  günler  içerisinde  Allâhü  Te‘âlâ  katında

Zilhicce’nin  ilk  on  günündekilerden  daha  sevgili  yoktur.”

diye  buyrulmuştur.  Câbir  (r.a.)  de  Peygamber  (s.a.v.)  Efendi-

mizden:  “Bir kimse Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutsa

Allâhü Te‘âlâ her günkü orucu için tam bir yıl oruç tutmuş

gibi sevâb yazar.” diye müjdeler verdiklerini rivâyet etmiştir.

(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Ğunyetu’t-Tâlibîn, 320.s.)

 

ZİLHİCCE’NİN İLK DOKUZ GÜNÜ İBÂDETLER

Hazret-i Âişe Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri ha-

dîste  Peygamber  (s.a.v.)  Efendimizin  şöyle  müjde  verdiklerini

haber veriyorlar:  “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden

birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâ-

detiyle  ihyâ  etmesi  gibidir.  Bu  (dokuz)  günlerden  bir  gün

oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl ol-

ması gibidir; o kadar sevâb alır.” Hazret-i Alî (k.v.) efendimiz-

den de Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şu müjdeli hadîs-i şerîf-

leri rivâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince siz tâ-

at ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür

günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet

gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde,

gecenin  üçte  ikisi  geçtikten  sonra  dört  rek‘at  namâz  kılıp

her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer

kere  İhlâs-ı  şerîf  ve  birer  kere  de  Felak  ve  Nâs  sûrelerini

okusa ve namâzı bitirince ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-’izze-

ti ve’l-ceberût. Sübhâne zi’l-kâ‘ideti ve’l-melekût. Sübhâne’l-hay-

yü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hay-

yun  lâ-yemût.  Sübhâna’llâhi  rabbi’l-’ibâdi  ve’l-bilâdi  ve’l-hamdü

li’llâhi kesîran tayyîben mübâraken  ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber ke-

bîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin ” dese

ve sonra da dilediği gibi duâ eylese Beytullâh’ı haccetmiş,

Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda ci-

hâd etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimse-

ye,  o  kimsenin,  dilediği  şeyi  verir.  Sizden  biriniz,  Zilhic-

ce’nin  ilk  on  gecesinin  her  gecesinde  bu  namâzı  kılsa  bu

duâyı okusa ve dilediği gibi duâ etse Allâhü Te‘âlâ, ona Fir-

devsü’l a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse

Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve ha-

ber verildiği üzere duâ etse Allâhü Te‘âlâ’ya yalvarsa; Allâ-

hü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o ku-

lumu bağışladım. Beytullâhı haccedenlere, onu ortak eyle-

dim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ’nın o mü’min ku-

lunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyur-

duğu ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”

(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Ğunyetu’t-Tâlibîn, 320. s.)

KURBAN

Kurban, hür, mukîm olan ve sadaka-i fıtır nisâbına Kurban

bayramı günü mâlîk olan her müslümâna vâcibdir.

Kurban; koyun, keçi, sığır ve deveden birini, kurban bayra-

mının ilk üç gününde, kurban niyyeti ile kesmek demektir. Bir

sığır veyâ deveyi, yedi kişiye kadar kimse, ortak olarak da ke-

sebilirler. (Bunlara adak kurbanı da ortak edilebilir. Eti tarta-

rak, eşit ağırlıkta olarak paylaşmaları lâzımdır).

Yukarıda sayılan üç cins hayvandan başkasından kurban

câiz olmaz. Yani koyunla keçi bir cins, inekle manda bir cins,

deve de bir cinstir.  İzâhî kitabında diyor ki: Yedi kimse, bir sı-

ğır veyâ devede ortak olsalar ve kurbanlarındaki niyyetleri ay-

rı  olsa,  mes’elâ  birincisi  Kurbana,  ikincisi  adak  kurbanına,

üçüncüsü akîkaya, dördüncüsü ölüsü için kurbana, beşincisi

Haremde avlamanın cezâsına, altıncısı hediyyeye, yedincisi

nâfile kurbana niyyet etseler, hanefî mezhebi âlimlerine göre

câizdir. Ama birinin niyyeti et olur veyâ hiç niyyeti bulunmaz-

sa, hiçbirinin kurbanı olmaz.

Hidâye’de diyor ki: Kurban edilecek koyunun bir, sığırın iki,

devenin beş yaşında olması lâzımdır. Bundan aşağısı kurban

edilmez.

Kurban  kesme  vakti,  bayram  sabahından  üçüncü  günün

akşamına kadardır. Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyeme-

yen, gözünün, kulağının veyâ kuyruğunun çoğu, ön veyâ arka

bir ayağı kesilmiş olan, çok zayıf olan hayvan kurban olmaz.

Boynuzu kırık veyâ boynuzsuz, burulmuş olan kurban câizdir.

Zîrâ  bunlar  maksad  olan,  kan  ve  ete  ve  diğer  maksadların

tamlığına zarar vermez. En iyisi, kurbanı kendisinin kesmesi-

dir. Kesemezse, birini vekîl ta‘yin edip, yanında bulunmalıdır.

Demek ki, zengin olan, Kurban bayramında kurban kes-

melidir. Kendi kurbanının etinden yemek, zengin ve fakirlere

yedirmek,  saklamamak  müstehabdır.  Bu  kadarını  yapamaz-

sa, üçde birini dağıtmalıdır. Bundan aza düşmemelidir. Kur-

ban derisini sadaka vermelidir. Yâhud evde kullanılacak deri

sofra, tulum, seccade gibi bir şey yapmalıdır.

(M. Muhammed Rebhanî, Riyâdü’n Nâsihîn, 261.s.)

 

KURBAN KESMENİN FAZÎLETİ VE SEVÂBI

Peygamber  (s.a.v.)  Efendimiz,  gözlerinin  ışığı  hanımların

efendisi, kerîmesi Fâtıma (r.anhâ)’ya: “Yâ Fâtıma! Kalk! Kurba-

nının yanına git! Ve kurban kesilirken şu duâyı oku: İnne sa-

lâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi’l-âlemîne,

lâ şerike lehü ve bizâlike ümirtü ve ene evvelü’l müslimîn.

(Meâli: Şübhesiz benim namâzım, ibâdetlerim, hayâtım ve ölü-

müm, âlemlerin Rabbi olan Allâh içindir. Onun ortağı yoktur. Ben

bununla emr olundum ve ben müslümân olanların ilkiyim.)  Mu-

hakkak ki, kurbanından yere damlayan ilk kan damlası ile,

ömründe  işlemiş  olduğun  her  günâh  mağfiret  olunur.  Mu-

hakkak yarın Kıyâmet günü, kestiğin bu kurbanın kanını ve

etini getirip, terâzinin sevâblar kefesine koyarlar, yetmiş kat

fazlasıyla.”   buyurdu.  Ebû  Saîd  (r.a.)  der  ki;  Yâ  Resûlallâh

(s.a.v.), bu büyük ikrâm, Muhammed (s.a.v.)’in Âline mi mahsûs-

tur, bu şeref onlara mı, yoksa onlarla beraber bütün müslümân-

lara  da  mahsûs  mudur,  dedim.  “Husûsî  olarak  Âl-i  Muham-

med’e, umûmî olarak bütün Müslümanlaradır.” buyurdu.

Diğer bir hadîs-i şerîfte, Zeyd bin Erkam (r.a.)’in, Bu kurban-

lar nedir? suâline: “Babanız İbrâhîm (a.s.)’ın milletidir” buyur-

  1. Bizim için onda ne vardır dediklerinde: “Kurbân edilen hay-

vanın üzerindeki kıllar sayısınca, sâhibine sevâb yazılır.” bu-

yurdu. Terğîb-i Hamîdî ve birçok fıkıh kitabında, mü’minlerin an-

nesi  Âişe  Sıddîka  (r.anhâ)’nın  bildirdiği  hadîs-i  şerîfte:  “Âdem

oğlu için, Kurban bayramı günü, Allâh katında kurban kanı

akıtmaktan daha sevgili birşey yoktur.”  buyuruldu. Sa‘îd bin

Abdülâziz (rh.), Mekhûl’de: “Gömleğini sat, onunla kurban sa-

tın al.” buyurdu.

Zâdü’l  Mukvîn  kitâbında  diyor  ki:  Haberde  geldi  ki,  kurban

kesmesi gerektiği halde, içindekilerin kurban kesmediği ev, inler

ve sâhibi için bedduâ eder ve: Allâh sana iyilik yaptırmasın, ben-

de kurban kesmediğin gibi der. O ev, o sene belâ oklarına hedef

olur.  İçinde  kurban  kesilen  ev  memnûn  olur,  sâhibine  iyi  duâ

eder. O evde rahatlıklar, iyilikler sürer. Peygamber (s.a.v.) Efen-

dimiz buyurdu ki:  “Kurbanlarınızı büyük yapınız, yâhud yağlı

yapınız. Muhakkak ki, onlar Sırat üzerinde sizin binekleriniz

olacaktır.”

(M. Muhammed Rebhanî, Riyâdü’n Nâsihîn, 262.s.)

 

HİCRET-İ NEBEVÎ (S.A.V.)’İN YILBAŞI OLARAK KABÛLÛ

Muharrem, Hicrî senenin ilk ayıdır. Hicrî târih, Resûl-i

Ekrem (s.a.v.)’in, Mekke’den Medîne’ye hicretleriyle baş-

lar.

Hz. Ömer (r.a.) zamanından mukaddem (önce) Arabis-

tân’da bir târih-i mahsûs (husûsî bir târih) yoktu. Bir def‘a

Ka‘b bin Lü’eyy’in vefâtı ve daha sonra Fil hâdisesi, târihe

mebde’ (başlangıç)  olarak  kabûl  olunmuştu.  Hicretin  21.

senesinde Hz. Ömer (r.a.)’e, üzerinde Şa‘bân ayı yazılı bir

sened getirilmişti. Hz. Ömer (r.a.), “Bu senedi, geçen se-

nenin  Şa‘bân’ı  mı  yoksa  sene-i  hâliye  (bu  senenin)

Şa‘bân’ı mı olduğunu” sordu. Bu sırada, Hz. Ömer (r.a.),

Yemen vilâyeti mâl emîni Ya‘lâ bin Ümeyye (r.a.)’den gü-

nü, ayı, yılı yerli yerinde düzgün yazılar almağa başlamış;

bu şekil, Hz. Ömer (r.a.)’in çok hoşuna gitmişti. Bu da, Mu-

harrem’in ilk günü ile, Hicrî târihin başlangıcına vesîle ol-

muştur.

Bunun  üzerine   Meclis-i  Şûrâ          toplanarak   Hz.  Alî

(k.v.)’nun  tavsiyesi  üzerine   Hicret-i  Muhammediyye

(s.a.v.)’in  târihe  mebde’  (başlangıç)  olması,  ittifâk-ı  ârâ

(re’y birliği) ile kabûl edildi. Hicret-i Nebevî (s.a.v.)’de Hz.

Ebû Bekir (r.a.) âilesinin şerefli ve büyük hizmetleri vardır.

Hicret-i Peygamberî (s.a.v.), târihin seyrini değiştiren mü-

him  bir  hâdisedir.  İslâm  güneşinin  Medîne-i  Münevvere

ufuklarında bütün meş‘aleleriyle parlayarak, arzın her tara-

fını aydınlatmağa başlaması bu hicretten sonra başlar.

Bu feyizli ve bereketli günün, her Müslümân tarafından

kutlanması  ve  müslümân  kardeşler  arasında  tebrîklerin

teâtî edilmesi dînî bir borçtur. Bu hicretle doğan İslâm dev-

leti otuz yıl gibi çok kısa bir zamanda Endülüs’ten Çin’e ka-

dar, cihânın en kıymetli mıntıkasında insanları, dîn ve vic-

dan hürriyetine, sulha sükûna kavuşturmuştur.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Hz. Ömer (r.a.), 127.s.)

 

AŞÛRE GÜNÜ MEYDANA GELEN HÂDİSELER

Aşûre  günü,  Muharrem  ayının  onuncu  günü  olup  o

günde şu mühim hâdiseler husûle gelmiştir:

  1. Arşu’l-a‘lâ, kürsî, levhu’l-mahfûz, yedi kat semâ ve

dünyânın yaratılması,

  1. Hz. Âdem (a.s.)’a hayat verilmesi,
  2. Hz. İdrîs (a.s.)’ın semâya kaldırılması,
  3. Hz. Nûh (a.s.)’ın tûfândan kurtarılması,
  4. Hz. İbrâhîm ve Hz. İsmâîl (a.s.)’a cennetten koç in-

dirilmesi,

  1. Hz. İbrâhîm (a.s.)’ın Nemrût’un ateşinden selâmete

erdirilmesi,

  1. Hz. Eyyûb (a.s.)’ın belâlardan kurtarılması,
  2. Hz. Mûsâ (a.s.)’ın Fir‘avn’un denizde boğulması ile

ondan kurtarılması,

  1. Hz. Yûnus (a.s.)’ın balığın karnından çıkarılması,
  2. Mahşer, Muharrem ayının 10. günü (Aşûre günü)

kurulacaktır. İnşâa’llâh.

  • •••••••

İLK AŞÛRE YEMEĞİ

Nûh aleyhisselâm berâberindekilerle gemiden Âşû-

re günü indi. O gün oruç tuttu ve Allâh (c.c.)’e şükür ol-

mak üzere maiyyetine oruç tutmalarını emretti.

Azıkları artmıştı. Birisi bir avuç buğday, diğeri bir avuç

nohut getirdi. Yedi çeşit hubûbât ile  Nûh aleyhisselâm

onlara  yemek  pişirdi.  İnsanlar  bunu  Âşûre  günleri  için

âdet edindiler ki yapanlar için ecr-i azîm  (büyük sevâb)

vardır. Fakîrleri ve miskinleri de doyurmak lâzımdır.

Zikrolunduğuna göre Allâhü Te‘âlâ, Aşûre gününde

Zemzemi  diğer  sularla  berâber  akıtır.  O  gün  gusleden

kimse bir sene boyunca hastalık görmez. er-Ravzü’l Fâ-

ik’de bu şekilde yazılıdır.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Yûnus ve Hûd Sûreleri Tefsîri)

AŞÛRE GÜNÜ

Aşûre gününde, âile ferdlerine, yeme içme ve elbi-

se bakımından, elini açık tutmak mendûbdur.

Çünkü Beyhâkî ve Taberânî’nin Ebû Sa‘îd el-Hud-

rî (r.a.)’den rivâyet ettikleri Hadîs-i şerîfte:

Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Aşûre gününde âilesi için bolluk sağlayan kim-

seye, Allâhü Te‘âlâ da, bütün senesinde bolluk sağ-

lar.” diye buyurmuşlardır.

Sâdece  Aşûre  gününe  mahsûs  olmak  üzere  kına

yakmanın, sürme çekmenin fazîletli olduğuna dâir rivâ-

yetler sahîh değildir; (belki) mekrûhtur.

Aşûre  gününde  Kerbelâ  vak‘asını            canlandırmak

câiz değildir. Çünkü bu, râfızîlerin şi‘ârıdır (âdetidir). Bu-

nu   hatırlamak  isteyen  olursa,  önce  Sahâbe-i  Kirâm

(r.a.e.)’i hatırlar, sonra gâye olarak değil; Onlara ittibâ‘

ederek (uyarak) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a.)’yı hâ-

tırına  getirir  (hatırlar)  ki  bu  şekilde  davranmakta  beis

yoktur. (Aksine fazîlet vardır ki bu da, Ashâb-ı Kirâm

(r.a.e.)’e ittibâ‘ etmektir ve ehl-i sünnetin şi‘ârıdır.)

(Muhammed Alâeddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye Terc., 345. s.)

 

 

HADÎS-İ ŞERÎF

“Ramazân orucundan sonra tutulan oruçların en

fazîletlisi Allâh’a izâfet ile şereflendirilen Muharrem

ayındaki oruçtur. Farz namâzlardan sonra kılınan en

fazîletli namâz da gece namâzıdır.” (Müslim)

 

 

“Farz  namâzı  kıldığınız  zaman  her  bir  farz  namâz-

dan sonra on def‘a: Lâ-ilâhe illa’llâhu vahdehû lâ-şe-

rîkeleh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ‘alâ-

külli şey’in kadîr deyiniz. Böyle diyene bir köle azâd et-

miş gibi ecir yazılır. Günde yüz def‘a söyleyene de on

köle âzâd etmiş gibi ecir yazılır.” (Buhârî)

 

 

“KADİR GECESİ”Nİ ARAMAK (97)

 

Bu mübârek gece, müslümanlar için bir kurtuluş vesilesidir. Kadir Gecesi’nin ehemmiyeti iyi kavranmalıdır. Bakınız Peygamberimiz (s.a.v.) ne buyuruyor: “Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) -inanarak ihlâs ile- kâim olursa (o geceyi ibâdetle ihyâ ederse) geçmiş günahları yarlığanır.” Yalnızca sadece bir geceyi değil, Ramazanın son on gününü ve bilhassa tek rakamlı geceleri ihlâs ile yapılan ibâdetlerle ihyâya çalışmalıdır.

Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Binaenaleyh bu gecede yapılan sâlih amel, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aylık ibâdetten hayırlıdır.

Bu gece, kesin olarak bilinmemektedir. Peygamberimiz (s.a.v.): “Kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son yedisinde arayın.” Yine: “Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on (gününün) tekinde arayın.” buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.) böyle mübarek geceleri çeşitli ibadetlerle ihya ederdi. Ramazan geceleri Kur’ân okurdu. Namaz borcu olan kimselerin en az bir günlük kaza namazı kılması efdâldir. Kaza borcu yoksa nâfile kılar.

“Cem’i ahvâlinizde ve bilcümle düşmanınıza mukâtele ve mukâbele zamânında ALLAH (c.c.)’ın ve RESÛLÜ (s.a.v.)’nün bütün emir ve nehiylerine itâat edin ve aranızda ihtilâf etmeyin ki korkmayasınız, devletiniz ve kuvvetiniz zâil olmaya!. Ve düşmânınıza karşı sabr ü sebât edin, zirâ ALLAH (c.c.)’ın muâveneti sabr ü sebât edenlerle berâberdir.”     (Enfâl: 46)

 

KADİR GECESİNİ İDRAK EDERKEN (97)

 

“Gerçek, biz onu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. Ondan melekler ve rûh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.”                (el-Kadr Sûresi)

“Kadir Gecesi” ne kadar ulvî ne kadar rûhânî bir gecedir ki o gece melekler de yeryüzüne iner de inerler. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir Hadîs-i Şerîflerinde: “Kadir Gecesi olduğu zaman Allah-ü Teâlâ, Cibril (a.s.)’a “yeryüzüne in” der. Cibril (a.s.) Sidre-i Münteha sakinlerinden yetmiş bin melek ile ellerinde nûrdan sancaklarla yeryüzüne inerler. Melekler sancaklarını Kâbe-i Muazzama’ya, Nebî (s.a.v.)’nin kabrine, “Beytül Mukaddes” Mescidine ve Mescid-i Sînâ civarına dikerler,” buyurmuşlardır.              (İbn-i Abbas (r.a.)’dan)

Leyle-i  Kadir’de emr-i ilâhî neticesinde yeryüzüne inen melekler de, bu gecenin feyzinden istifâde ederler. Gecenin faziletine nâil olurlar. Mü’minleri tebrik eder, onlara selâm verirler. Yine mü’minlerin hal ve ibâdetine, itaatine vâkıf olurlar. Mü’minleri bağışlaması için Allah (c.c.)’a niyâz ederler. Bu da beşeriyet için, müslümanlar için büyük bir lütuftur.

“Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemeklerinizi iyi kimseler yesin, melekler de size duâ etsin.”

(Riyâz’üs-Sâlihîn, C. 2, Sh. 517)

 

KADİR GECESİ (97)

 

“Gerçek, biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik, Kadir Gece’sinin (o büyük fazl-u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. onda melekler ve rûh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.” (El-Kadr Sûresi)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Kadir gecesi’ni sıdk ve yakîn ile ihyâ eden mü’min-i kâmilin günahı sağîrleri (küçük günahları) mağfur olur (affedilir).” (Camiüssağîr-Kenz’ül İrfân)

Kadir gecesi, Ramazan ayında ve bu ayın da büyük bir ihtimalle son on günü içindedir. Kur’ân-ı Kerîm, âyetler halinde inzâl olmağa bu gecede başlamıştır.

Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Binaenaleyh bu gecede yapılan sâlih amel, içinde “Kadir gecesi’ni Ramazan’ın son on (gününün) tekinde arayın.” (İmâm-i Ahmed, Tirmizî) buyurmuştur.

Müslümanlar olarak bu geceyi ibadetle, taatle ihyâ etmeli, kusur ve günahlarımızdan dolayı tövbe ve istiğfar etmeliyiz. Yine terâvihten sonra iki rek’ât nafile namaz kılmalı, Kur’ân-ı kerîm tilâvet etmeli, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bol bol salât-ü selâm getirmeliyiz. Ana, baba, akraba ve din kardeşlerimizin de hukukuna bu gecede riâyet etmeliyiz. Kötü fiillerden son derece kaçınmalıyız.

 

KADİR GECESİ VE FAZİLETLERİ (97)

 

Kadir kelimesinin lûgat mânâsı, güç getirmek, hüküm ve kaza, şeref ve azamet, tazyik demektir. Bu mânâlara göre müfessirler Kadir gecesini şu vecihlerle tefsir etmişlerdir.

1- Takdir-i ilâhide hükmolunmuş işlerin ayırd edildiği mübarek gece demektir.

2- Azamet ve şeref demektir.

3- Tazyik mânâsınadır ki, tazyik gecesi demek olur.

Çünkü o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir denilmiştir. İşte Kadir gecesinde şu her üç mânâ mevcuttur.

Yeryüzüne nur saçan, âlemi zulmetten nûra garkeden ve insanlığa ebedî saadeti bahşeyleyen Kur’ân-ı Azimûşşan bu mübarek gecede nâzil olmuştur. Kadir gecesi  bütün sene içerisinde gizli olup en ziyade Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olmak galibdir. O gece amel, ibadet ve mücadele suretiyle erişilecek hayır ve sevap, onsuz bin ayda kazanılacak hayır ve sevabdan çok daha ziyade hayırlıdır.                                   (İslâm İlmihali, S. 531)

 

Mİ’RÂC  GECESİ

 

Cenâb-ı Allah (c.c.)’ın emriyle sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Burak” adı verilen semavî bir binek ile bu gecede Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya gitmiştir. Yolculuğun başlangıcını,Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle anlatmıştır:

“Ben Kâbe’de, Hıcr-ı İsmâil’de, uyku ile uyanıklık arasında bulunduğum bir sırada, bir de baktım. Cibrîl (a.s.) bana Burak’ı getirdi.”  Böylece başlayan yolculuk bir gece içinde tamam olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) Mescid-i Aksa’da iki rek’at namaz kılmıştır. “Bana peygamberler gösterildi, onlara, imâm olarak namaz kıldırdım”  diyerek Mescîd-i Aksa’daki namazı ta’rîf etmiştir. Sonra yine Cebrâil (a.s.) ile birlikte semaya yükselerek “Sidret’ül Müntehâ” denilen kısma geldiği zaman Cebrâil (a.s.) Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e:

— “Yâ Resûlallah, artık ben ileri gidemem. Eğer bir parmak ileri gidersem yanarım. Daha ilerisi Allah (c.c.)’a ve Habîb’ine aiddir” demiştir.

Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) “Refref”  adı verilen vasıta ile bu ulvî seyahâta devam ederek Arş, Kürsî, Cennet, Cehennem gibi varlıkları seyretmiştir. İşte Mi’râc, sadece âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e nasib olmuş, ulvî, semavî bir seyahâttir. Bu olayın geçtiği geceye de İsrâ veya Mi’râc gecesi adı verilir.  (Tebliğ Derg.)

 

Mİ’RÂC GECESİNDE KILINACAK NAMAZ

VE OKUNACAK DUÂ

 

Receb’i Şerîf’in yirmi yedinci gecesi oniki (12) rek’at namaz kılınır. Her iki rek’atta selâm verilir. Her rek’atta bir (1) Fâtiha ve onbir (11) İhlâs okunur. Namazdan sonra yüz (100) Salavât-ı Şerîfe ve şu duâ okunur:

Allahümme innî es’elüke bimüşâhedeti esrâr’il-muhibbîne ve bil hılvetilleti hassaste bihâ Seyyid’il Mürselîn. Hîne üsriyet bihî leylet’üs-sâbi’u vel ışrûne en terhame kalbiy’el hazîne ve tücîbe da’veti yâ ekrem’el-Ekremîn. Amîn!

Resûlullah (s.a.v.)’in mi’râcı hicretten bir sene sekiz ay evvel vuku bulmuştur. Rûh ve cesetle berâber gerçekleşmiştir.

Mi’râcın gece olmasındaki hikmet gaybe îmân cihetinden mü’minlerin tasdik ederek îmânlarının ziyâdeleşmesine (kuvvetlenmesine) vesîle olacağı gibi, kâfir ve münkirin de küfrünün artmasına sebeb olmuştur.

Ebû Seleme (r.a.) der ki:

“Mi’râc, İsra Vak’ası üzerine müşrikler fitne buhranına düşerek âdeta deli gibi oldular. Ebû Bekir (r.a.)’in yanına koşarak Resûlullah (s.a.v.)’ın:

— Muhammed (s.a.v.)’in doğru sözlü olduğuna kanâatım vardır. Bu kanâatımı size de bildiririm.

— Evet tasdik ediyorum. Değil böyle, bundan daha ziyâde uzaklarına da,  meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır, dedi.”

( Hz. R.M.Sâmî (k.s.) Musâhabe C. 3, S. 29)

 

BERÂT GECESİ VE FAZÎLETLERİ

 

Yüce Allah (c.c.)’ın mağfiret hazînelerinin dolup taştığı ve isteyen her mü’mine bol bol ihsân edildiği gecelerden biri de Berât Gecesidir. Şa’bân-ı Şerîfin 14. gününün akşamı Berât Gecesi’dir.

Berât demek “suçtan ve borçtan kurtulmak” mânasına gelir. Böyle bir gecede kul, Rabbine dönüp O (c.c.)’nun dergâhına yüz sürerek af dileyecek olursa, Cenâb-ı Hakk (c.c.), o kulun günahlarını bağışlar ve kendine dost seçer. Bir Hadîs-i Şerîf’te: “Allah-ü Teâlâ (c.c.) bu gece ümmetime, Beni Kelb Kabilesi’nin koyunlarının tüyleri adedince rahmet eder.” buyurulmaktadır.            (İbn-i Mace, Tirmizî)

Bu gece mağfiret gecesidir. Bütün günahlarının bağışlanmasını isteyen mü’minler şu Hadis-i Kûdsi’deki çağrıya uymalıdır. “Bu gecede istiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim? Rızık isteyen yok mu, ona (bol, bol) rızık vereyim, herhangi bir sıkıntıya, hastalığa ve belâya duçar olan yok mu, ona da sıhhât ve âfiyet vereyim.”

Me’mûr melekler tarafından kulların rızıkları, ecelleri ve diğer işleri bu gece yazılır ve tertip edilir. Vazîfeli melekler, bugünden itibaren Levh-i Mahfûzdan insanların hayat hâdiselerini yazmaya başlarlar ve bu durum, Kadir Gecesi’ne kadar devâm eder.

Nitekim Allah-ü Teâlâ hazretleri, Âyet-i Celîlesi’nde: “Her hikmetli iş o mübârek gecede  ayırt edilir. (Rızık, ecel, hayır ve şerden ibâret bütün işler o gece yazılır.)” buyurmaktadır.          (Duhân Sûresi: 4)

Muhammed b. Fazl, Muhamm

 

CUMANIN FAZİLETİ

 

ed b. Cafer, İbrahim b. Yusuf, İsmail b. Cafer, Alâ b. Abdurrahman ve babası yolu ile gelen bir rivayette Ebû Hureyre, Resûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu anlattı:

– “Cuma gününden daha faziletli bir gün üzerine güneş ne doğmuş ne de batmıştır. Yerde gezen her canlı, cuma günü için çağrışır. Ama cinler ve insanlar hariç.

Cuma günü mescitlerin her kapısında iki melek durur. Cuma namazına gelenlere sevap yazarlar. İlk defa gelen bir deve kurbanı sevabı alır. İkinci gelen koç kurbanı sevabı alır. Üçüncü gelen bir tavuk sadakası sevabı alır. İmam, minbere oturduktan sonra defter kapanır. Daha sonra gelenlere yazmazlar.”

Abdurrahman b. Yezid, Ebû Lübabe b. Abdülmünzir yolu ile gelen bir rivayette Resûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğu anlatıldı:

– “Cuma günlerin efendisidir. Allah katında günlerin en büyüğüdür. Hattâ cuma günü fıtır (ramazan bayramı) gününden daha büyüktür. O gün, önemli beş şey olmuştur: Hz. Âdem (a.s.) o gün yaratıldı. Hz. Âdem (a.s.) yeryüzüne o gün indi. Hz. Âdem (a.s.) o gün vefat etti. O gün içinde bir saat vardır ki; haram olmamak şartı ile Allah’tan ne istenirse, ihsan edilir. Kıyamet o gün kopacaktır. Rabbin katında, gökte, yerde ne kadar mukarreb melek varsa hepsi de cuma gününün heybetinden korkar.”

(Tenbîhü’l-Gâfilîn, S. 344-345)

ON GÜNLERİN FAZÎLETİ

 

Zilhicce ayının 1-10 günleridir. Resûlulah (S.A.V.) Efendimiz bu günler hakkında şöyle buyurmuşlardır:

– “Bu günlerde tuttuğun orucun her günü, yüz köle azâd etmeye, yüz deve kurbânına, Allah (C.C.) yolunda cihâd için binilen yüz ata bedeldir.

Arefe gününün orucu ise, iki bin köle azâd etmeye, iki bin deve kurbân kesmeye ve üzerine binip Allah (C.C.) yolunda cihâda gidilen iki bin ata bedeldir.

Bu oruç, iki sene evvelinin ve iki sene sonrasının orucuna bedeldir.”

Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz yine şöyle buyurmuşlardır:

– “Allah-ü Teâlâ günlerden dördünü seçti. Aylardan dördünü seçti. Kadınlardan dördünü seçti.

Dört kimse var ki, Cennet’e koşarlar. Dört kimse de var ki Cennet onlar için koşar.

Allah (C.C.)’ın seçtiği dört gün şunlardır:

1- Cum’a günü.

2- Arefe günü.

3- Kurbân günü.

4- Ramazan Bayrâmı günü.

Allah (C.C.)’ın sevdiği dört ay şunlardır:

Receb, Zilkâde, Zilhicce, Muharrem.

Allah’ın seçip üstün kıldığı dört kadın şunlardır:

İmrân’ın kızı Meryem, Hatice bint-i Hüveylid, Âsiye bint-i Mühâzim (Fir’avun’un hanımı ve Cennet ehlinin hanımefendisi) Fâtıma bint-i Muhammed (S.A.V.).

( Ebûl-Leys Semer kândî Tenbih’ül Gâfilîn)

 

MUHARREM AYINA GİRERKEN

 

Bugün Hicrî 1418’nin son günü, yarın Muharrem ayının 1. günü. Bu fazîletli günde ve devamındaki günlerde yapılacak ibâdet ve taatler de çok ehemmiyetlidir. Bu ayda da yapılabilecek en makbûl ibâdet muhakkak ki ORUÇ’tur.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyuruyorlar:”Ramazan orucundan sonra tutulan oruçların en fazîletlisi Allah’a izâfet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur. Farz namazlarından sonra kılınan en fazîletli namaz da gece namazıdır.” (Müslim).

Muharrem ayının, birinci ve onuncu günleri (1-10 Muharrem) arasında aşağıdaki duâ okunur. Bu duâyı okuyan ölüm dâhil o yıl bütün belâlardan emin olur. Kurtulur. Sabah namazının dışında kalan o günlere isâbet eden bir zaman parçası içinde de okunabilir.

 

İLK ON GÜNDE OKUNACAK DUÂ

Bismillahirrahmanirrahîm

Elhamdülillahi Rabbîlâlemîn, Vesselâtü vesselamü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmain. Allahümme entel ebediyyü’l kadîm, El-hayyül kerim. El-hannânü’l mennân ve hâzihî senetün cedîdetün es’elüke fihel’ismete mineş şeytan’ir racîm. Vel’avne alâ hazihin-nefsil’emmareti bissuî vel’iştigale bimâ yukarribüni ileyke yazelcelâli vel’ikrâm. Birahmetike ya erhame’r rahimin. Ve sallallahü ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehlibeytihi ecmaîn.

Peygamberimiz (S.A.V.) buyurdular ki:”Her kim Muharrem’in ilk günü bu duâyı üç kere okursa, (ilk 10 gün arası) Allah Celle Celâlühü o kimseyi gelecek Muharreme kadar bütün belâlardan emin kılar.”Şeyh Şihâbüddin’i Suhreverdî’den menkûldür ki: “Her kim bu duâyı aşûre günü üç kere okursa ölümden de emin kılınır. Zira o sene ölümü mukadder kimseye bu duâyı bu veçhile okumak nasib olmaz.”

 

 

 

ÂŞÛRE GÜNÜ

 

Muharrem ayının 10. günü Âşure günüdür. Hz. Âişe (r.anha)’nin bildirdiğine göre: Âşûre günü orucunu, öteden beri Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz (S.A.V.) de tutardı.

Âşûre günü, Kâbe’ye müşrikler tarafından yeni örtü örtülürdü.

Ramazân orucu, Medîne’de müslümanlara farz kılınınca, Peygamberimiz (S.A.V.):

“Âşûre günü orucunu tutmak isteyen, tutsun. Bırakmak isteyen de bıraksın1 Ramazandan sonra en faziletli bir ay olan Muharrem’de tutulan oruçtur. Allah (c.c.)’ın, âşûre günü orucunu, ondan önceki yılın günahlarına keffâret kılacağını umarım!” buyurmuştur.

Âşûre günü orucu, yahudilere benzememek için Muharrem’in 9, 10 veya 10, 11. günleri olmak üzere iki gün, daha güzeli ise 9, 10 ve 11. günleri olmak üzere üç gün olarak tutulabilir.

  • •••

Mûsa (a.s.) bir münacâtında şöyle demiştir:

“-Ya Rabb! Sen semâdasın, biz ardayız. Senin gazabını hoşnutluğundan ayıran âlamet nedir?”

Hakk sübhânehü ve Teâlâ vahy etti ki:

“– İnsanların başına hayırlılarını getirdiğim zaman, bu hoşnutluğumun alâmetidir. Şerlilerini getirdiğim zaman da, bu gazabımın alâmetidir.”

(R.M.Sâmî (k.s.), Ashâb-ı Kirâm, Sh: 133)

 

ÂŞÛRE GÜNÜ HÜRMETİNE

 

1- Bugünün hürmetine aşağıdaki duâ üç defa okunacaktır.

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillâhi Rabbil âlemin. Vesselâtü vesselamü alâ seyyidiniâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmâîn. Allahümme entel ebediyyül kadîm. Elhayyül kerim. El-Hannân’ül-Mennân ve hâzih senetün cedidetün es’elüke fihel’ ismete mineşşeytanirracîm. Vel’avne alâ hâzihin nefsil’ emmâreti bis sui vel’ iştiğale bimâ yukarribûni ileyke Yâ Zelcelâl vel’ikrâm. Birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve Sallallâhü ve selleme âlâ seyyidinha ve nebiyyina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve ehlibeytih ecmâîn.

2- 70 defa: Hasbinallahü ve niğmel ve niğme mevlâ ve niğmel nasîr. Gufrâneke rabbenâ ve ileyke masîr.

3- Bol bol istiğfar edilecek, 4- 313 defa: Lâ ilâhe illa ente sübhâneke inni küntü minezzâlimin. 5- Muharrem ayının 9-10, 10-11 veya 9-10-11. günleri oruç tutulacak. 6- Gusl (boy abdesti) alınacak. 7- En az bir mü’mine iftâ ettirilecek (böylece bütün mü’minler iftâr ettirilmiş olur. 8- Bir hasta ziyâret edilecek. 9- Eve getirilen normal günlerdeki rızık ne ise bugüne hürmeten o rızık arttırılacak. Cenâb-ı Hakk, o kulun Âşûre günü hürmetine evin rızkını artırmasından, bütün sene o kulun rızkını bollaştırır. (Efdali on çeşit olmalı). 10- İşrâk vaktinden sonra 4 rekât namaz kılınacak. Her rekâtta Fâtiha’dan sonra 51 adet İhlâs-ı Şerîf okunacak.

 

İLK ÂŞÛRE YEMEĞİ

 

Nuh (a.s.)beraberindekilerle gemiden âşûre günü indi. O gün oruç tuttu ve Allah (c.c.)’a şükür olmak üzere maiyyetine oruç tutmalarını emretti.

Azıkları artmıştı. Birisi bir avuç buğday, diğeri bir avuç nohut getirdi. Yedi çeşit hububât ile Nuh (a.s.) onlara yemek pişirdi. İnsanlar bunu âşûre günleri için âdet edindiler ki yapanlar için ecr-i azîm vardır. Fakirleri ve miskinleri de doyurmak lâzımdır. Zikrolunduğuna göre Allah-ü Teâlâ (c.c.) âşûre gününde zemzemi diğer sularla beraber akıtır. O gün gusleden kimse bir sene boyunca hastalık görmez. Er Ravz’ül Fâik’de bu şekilde yazılıdır.

(Hz. R.Mahmud Sâmi (k.s.), Yûnus ve Hûd Sûreleri)

  • ••••

“Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz âşûre gününde oruç tutar ve o günlerde oruç tutmayı emrederdi.” (Riyaz’üs Sâlihîn, C. 2, Sh: 589)

  • ••••

“Aşûre gününde tutulan orucun fazileti geçmiş senenin günâhına keffâret olur.” (Riyaz’üs Sâlihîn, C. 2, Sh: 509)

  • ••

“Birisi Allah (c.c.) korkusundan ağlayan, diğeri Allah (c.c.) rızâsı için gece nöbet bekleyen iki gözü, Cehennem ateşi yakmaz.” (Riyaz’üs Sâlihîn, C. 2, Sh: 544)

 

ÂŞÛRE GÜNÜ

Fakih anlatıyor:

Bir rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

– “Bir kimse, muharrem ayının âşûre günü oruç tutarsa Allahû Teâlâ o kimseye onbin melek sevabı ihsan eder.

Bir kimse, muharremin âşûre günü bir yetimin başını okşarsa ondaki her kılın sayısınca Allah o kulun derecesini yükseltir.

Bir kimse âşûre akşamı bir mü’mine iftar ettirirse Muhammed ümmetine iftar yemeği vermiş ve onları doyurmuş gibi olur.”

Dediler ki:

– Ya Rasûlallah! Allahû Teâlâ âşûre gününü diğer günlere nazaran gerçekten üstün kılmış.

Bunun üzerine Rasûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

– “Evet öyledir. Allahû Teâlâ yerleri, gökleri ve dağları, denizleri, Levhi, Kalemi, Âdem’i, Havva’yı, Cenneti o gün yarattı ve Âdem’i cennete o gün koydu.

İbrahim, o gün doğdu; Allah, onu o gün ateşten kurtardı. Ona oğlunu kurban etmesini o gün emretti, oğluna karşılık kurbanı o gün indirdi.

Firavun o gün boğuldu. Eyyub’un belası o gün kalktı. Allahû Teâlâ, Âdem’in tevbesini o gün kabul etti. Davud’un hatasını o gün bağışladı. Süleyman’ın mülkünü o gün verdi. İsa o gün doğdu. İsa ve İdris o gün semaya yükseldiler. Rasûlullah (S.A.V.) âşûre günü doğdu. Kıyamet o gün kopacaktır.(Tenbih’ül Gafilîn, S. 382-383)

 

KÂDİR GECESİ

 

“Gerçek, biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik, Kadir Gecesi’nin (o büyük fazlu şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Onda melekler ve Rûh, Rableri’nin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tanyeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.” (El-Kadr Sûresi)

Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyorlar:

“Kadir Gecesi’ni sıdk ve yakîn ile ihyâ eden mü’min-i kamilin günah-ı sağîrleri (küçük günahları) mağfur olur (affedilir).” (Câmissağîr-Kenz’ül İrfân)

Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. “Kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son on (gününün) tekinde arayın.” (İmâm-ı Ahmed, Tirmizî) diye buyurulmuştur.

Müslümanlar olarak bu geceyi ibadetle, tâatle ihyâ etmeli,  kusur ve günahlarımızdan dolayı tövbe ve istiğfâr etmeliyiz. Yine terâvihten sonra iki rek’ât nâfile namaz kılmalı, Kur’ân-ı   Kerîm tilâvet etmeli, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e bol bol salât-ü selâm getirmeliyiz. Ana, baba, akraba ve dîn kardeşleri-mizin de hukukuna bu gecede riâyet etmeliyiz. Kötü fiillerden son derece kaçınmalıyız.

 

KÂDİR GECESİ VE FAZÎLETLERİ

 

Kâdir kelimesinin lûgat mânâsı, güç getirmek, hüküm ve kazâ, şeref ve azamet, tazyîk demektir. Bu ma’nâlara göre müfessirler Kâdir Gecesi’ni şu vecihlerle tefsîr etmişlerdir: 1- Takdir-i İlâhide hükmolunmuş işlerin ayırd edildiği mübârek gece demektir. 2- Azâmet ve şeref demektir. 3- Tazyîk ma’nâsındadır ki tazyîk gecesi demek olur. Çünkü o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir denilmiştir. İşte Kadir Gecesi’nde şu her üç ma’nâ mevcuddur:

Yeryüzüne nur saçan, âlemi zulmetten nûra garkeden ve insanlığa ebedî sâ’adeti bahşeyleyen Kur’ân-ı Azîmûşşân bu mübârek gecede nâzil olmuştur. Kadir Gecesi bütün sene içerisinde gizli olup en ziyâde Ramazân ayının yirmi yedinci gecesi olmak gâlibidir. O gece âmel, ibâdet ve mücâdele suretiyle erişilecek hayır ve sevab, onsuz bin ayda kazanılacak hayır ve sevabdan çok daha ziyâde hâyırlıdır.

(Ö. N. Bilmen, B. İslâm İlmihâli)

 

 

 

KADİR GECESİ’NİN ÜSTÜNLÜĞÜ

 

Allâh-ü Teâlâ (Kadr, Âyet: 3’te): “Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır.” buyuruyor. Yani, “Kadir Gecesi’ndeki amelin, kendisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğunu” beyân eylemiştir. Verilen habere göre, “Ashâb-ı Kirâm (R.A.), Allâh-ü Teâlâ’nın “Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır.” Âyeti’nin inmesine kadar bir başka şeye sevinmemişlerdir.” Çünkü “Resûlullâh (S.A.V.) bir gün, Ashâbı’na, Ben-i İsrâîl’den dört kimseyi: Eyyûb, Zekeriyyâ, Harkîl ve Yûşâ bin Nun (A.S.)’ın seksen sene ibâdet etip, o seksen sene içinde, göz açıp kapayıncaya kadar bile, isyânda bulunmadıklarını haber verince Ashâb-ı Kirâm (R.A.) hayret ettiler ve “-Biz, bu kısa ömrümüzde bu ecr ü sevâba nasıl kavuşabiliriz?” dediler. Bu anda Cebrâil (A.S.) gelip: “-Ey Habîbullâh, Sen ve Ashâb’ın, bu dört kimsenin seksen sene ibâdet edip hiçbir şekilde isyânda bulunmadıklarına hayret ettiniz. Allâh-ü Teâlâ, sana bundan hayırlısını indirdi. “ deyip Sûre-yi Kadr’i Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’e okudu. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) bu haberi (Sûre-yi Kadr’i) Ashâbı’na müjdelediler ve Onlar da buna çok sevindiler.” Bir rivâyette,” Ben-i İsrâil içinde adının Şem’ûn veyâ Şemsûn olduğu âbîd bir kimsenin seksen sene sîlâhını hiç bırakmayıp Allâh yolunda cîhâd ettiği haber verilince Ashâb-ı Kirâm’ın hayret, gıbta  etmeleri ve üzülmeleri üzerine bu müjdeli Sûre-yi Celîle’nin indirildiği” beyân edilir.

Sûre’nin 4.Âyeti’nde “Melekler ve Rûh inerler.” yani “Güneşin batışından tanyeri ağarıncaya kadar melekler inerler.” buyuruldu. “Rûh, yani Cebrâil (A.S.) da iner.” Mukatil (R.A.), “Rûh, Allâh-ü Teâlâ’nın katında meleklerin en şereflisidir.” dedi. Başkaları: “Rûh, Arş-ı A’zam’ın yanında büyük bir mahlûktur ki yalnız başına bir saff olarak, diğer melekler de bir saff olarak dururlar.” Nitekim Sûre-yi  Nebe, Âyet 38’de: “O gecede (Melekler ve Rûh) Rabblerinin emriyle (inerler) her hayırlı iş için.” buyuruldu. Ve Sûre’nin sonunda: ‘Kadir Gecesi, tanyeri ağarıncaya kadar selâm ve selâmettir.” buyuruldu. “O gece hastalık, falcılık olmaz. Melekler, sabaha kadar mü’minlere selâm verirler.” denilmiştir.

 

 

(Hz. Seyyid Abdülkadir Geylânî (K.S.), Gunyetü’t-Tâlibîn)

 

BAYRAMLARIN MENDÛBLARI ŞUNLARDIR

 

1- Erken kalkmak

2- Gusl etmek

3- Misvak kullanmak

4- Güzel koku sürünmek

5- Guyulmesi mübâh olan elbisenin en güzelini giymek

6- Allah’ın niŞ’metlerine şükretmiş olmak için sevinçli ve neş’eli görünmek ve yüzük takınmak.

7- Ramazan bayramında câmiye çıkmadan önce tatlı bir şey yemek

8- Yenilen şeyin kuru hurma olması

9- Yenilecek olanın adedinin tek olması

10- Kurban Bayramında kurban kesecek olan kimsenin kurbandan yemek için yemeği namazdan sonraya bıraması

11- Namaza erkence davranıp sabah namazını mahalle mescidinde kılarak bayram namazı için namazgâha ve büyük camiye gitmek.

12- Namaza giderken acele etmeyip sükûnetle yürümek

13- Namaza giderken Ramazan bayramında gizli ve Kurban bayramında açıktan tekbir getirmek

14- Namazdan dönerken mümkünse başka yoldan gelmek

15- Mü’minlerle karşılaştığı zaman güler yüz göstermek

16- Elinden geldiğince çokça sadaka vermek.

 

(Ni’met-i İslam, S. 510)

ON GÜNLERİN FAZÎLETİ

 

Zilhicce ayının 1-10 günleridir. Resûlulah (S.A.V.) Efendimiz bu günler hakkında şöyle buyurmuşlardır:

– “Bu günlerde tuttuğun orucun her günü, yüz köle azâd etmeye, yüz deve kurbânına, Allah (C.C.) yolunda cihâd için binilen yüz ata bedeldir.

Arefe gününün orucu ise, iki bin köle azâd etmeye, iki bin deve kurbân kesmeye ve üzerine binip Allah (C.C.) yolunda cihâda gidilen iki bin ata bedeldir.

Bu oruç, iki sene evvelinin ve iki sene sonrasının orucuna bedeldir.”

Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz yine şöyle buyurmuşlardır:

– “Allah-ü Teâlâ günlerden dördünü seçti. Aylardan dördünü seçti. Kadınlardan dördünü seçti.

Dört kimse var ki, Cennet’e koşarlar. Dört kimse de var ki Cennet onlar için koşar.

Allah (C.C.)’ın seçtiği dört gün şunlardır:

1- Cum’a günü.

2- Arefe günü.

3- Kurbân günü.

4- Ramazan Bayrâmı günü.

Allah (C.C.)’ın sevdiği dört ay şunlardır:

Receb, Zilkâde, Zilhicce, Muharrem.

Allah’ın seçip üstün kıldığı dört kadın şunlardır:

İmrân’ın kızı Meryem, Hatice bint-i Hüveylid, Âsiye bint-i Mühâzim (Fir’avun’un hanımı ve Cennet ehlinin hanımefendisi) Fâtıma bint-i Muhammed (S.A.V.).

 

(Ebûl-Leys Semer kândî Tenbih’ül Gâfilîn)

 

İHYÂSI MÜSTEHABB OLAN MÜBÂREK GECELER

 

Bazı âlimler, ihyâsı müstehabb olan mübârek geceleri hesâb edip on dört (14) gecedir dediler:

  1. Muharrem’in birinci gecesi
  2. Muharrem’in onuncu gecesi
  3. Receb’in birinci gecesi
  4. Receb’in ilk cum’a gecesi (Regâib Gecesi)
  5. Receb’in yirmi yedinci gecesi (Mi’râc Gecesi)
  6. Şa’bân’ın on beşinci gecesi (Berât Gecesi)
  7. Ramazân’ın son on günündeki tek geceler, yani yirmi birinci, yirmi üçüncü, yirmi beşinci, yirmi yedinci, yirmi dokuzuncu geceleri (Kadir Gecesi)
  8. Ramazân Bayramı gecesi
  9. Arife gecesi
  10. Kurbân Bayramı gecesi

11., 12., 13., 14., Gâlib kavle göre, Kadir Gecesi, Ramazân’ın yirmi yedinci gecesi olduğu beyân edilmişse de, tek gecelerden, Ramazân’ın yirmi birinci, yirmi üçüncü, yirmi beşinci, yirmi dokuzuncu geceleri de ihyâ edildiğinde, yirmi yedinci gece ile birlikte gecelerin sayısı 14’e çıkıyor.

 

İHYÂSI MÜSTEHABB OLAN GÜNDÜZLER

 

  1. Arefe günü (Ramazan Bayramı arefesi)
  2. Aşûre günü
  3. Şa’bân’ın on beşinci günü
  4. Cum’a günü
  5. Ramazân Bayramı günü
  6. Kurbân Bayramı günü
  7. Zilhicce’nin onuncu günü
  8. Teşrîk günleri (yani kurbân Bayramı arefesi ve kurbân Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri)

Bunların en kuvvetlisi, Cum’a günü ve Ramazân ayıdır. Enes (r.a.) Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’den rivâyet ediyor ki: “Cum’a günü, sağlam ve günahtan ârî olarak geçince diğer günlerde böyle geçer. Ramazân iyi olduğu ve günahtan berî olarak geçtiği zaman senenin hepsi iyi geçer.”

  1. 10. Amellerin Allâh-ü Teâlâ’ya arz edildiği pazartesi ve perşembe günleridir.

Böylece ibâdet, evrâd ve ezkâr’ın müstehabb olduğu gündüzler toplam olarak (Safer ayının ilk çarşambasının gecesi, son çarşambasının gecesi veyâ gündüzü ve, teşrîk günleri de beş gün olarak hesâblandığında) on yedi güne ulaşıyor.

 

(Hz. Seyyid Abdülkadir Geylâmî (K.S.), Gunyetü’t-Tâlibin)

 

“KADİR GECESİ”Nİ ARAMAK

 

Bu mübârek gece, müslümanlar için bir kurtuluş vesîlesidir. Kadir Gecesi’nin ehemmiyeti iyi kavranmalıdır. Bakınız, Peygamberimiz (S.A.V.) ne buyuruyorlar: “Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) -inanarak ihlâs ile- kâîm olursa (o geceyi ibâdetle ih-yâ ederse) geçmiş günahları yarlığanır.” Yalnızca sadece bir geceyi değil, Ramazanın son on gününü ve bilhassa tek rakamlı geceleri ihlâs ile yapılan ibâdetlerle ihyâya çalışmalıdır. “Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır.” Binaenaleyh bu gecede yapılan sâlih amel, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aylık ibâdetten hayırlıdır. Bu gece, kesin olarak bilinmemektedir. Peygamberimiz (S.A.V.): “Kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son yedisinde arayın.” Yine: “Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on (gününün) tekinde arayın.” buyurmuştur. Peygamberimiz (S.A.V.) böyle mübârek geceleri çeşitli ibâdetlerle ihyâ ederdi. Ramazan geceleri Kur’ân okurdu. Namaz borcu olan kimselerin en az bir günlük kaza namazı kılması efdâldir. Kaza borcu yoksa, nâfile kılmalıdır.

 

CUM’A GÜNÜ

 

Hazret-i Enes (R.A.)’in Peygamberimiz (S.A.V.)’den rivâyet ettiği bir Hadîs’te:

“Cebrâil Aleyhisselâm elinde beyaz bir ayna olduğu hâlde bana geldi ve işte bu, cum’a’dır. Sana ve senden sonra ümmetine bayram olması için, Rabbin bunu sana takdîm ediyor, dedi. Bunun bize kârı nedir? diye sordum.” Dedi ki:

Bu günde hayırlı bir sâat vardır ki, kim o sâate tesâdüf eder, Allâh’tan hayırlı bir şey diler ve o şey taksîmâtında var ise, Allâh onu ona verir, yok ise ondan daha hayırlısını kıyâmette verir. Kim ki bir mikdâr belânın kaldırılması için duâ ederse Allâh duâsını kabûl eder ve daha büyüğünü üzerinden kaldırır. Bu gün, bize günlerin en ulusudur. Âhirette bugüne “mezid günü” deriz. Âhirette “mezid günü” denmesinin sebebini sorduğumda:

Cebrâil:

Allâh-ü Teâlâ Cennet’te miskten daha kokulu beyaz bir vâdi yaratmıştır. Cum’a günü olduğu vakit kullarını buraya da’vet eder, Hakk Teâlâ A’lâ-yı I’lliyyîn’den Kürsî’sine inerek Cennet ehline tecellî eder. Onlar da zât-ı Cemâli’ni müşâhede ederler.”

(İhyâ-yı Ulûmi’d-dîn, C. 1, S: 485)

  • ••

REGÂİB GECESİ VE NAMAZI

 

Regâib Gecesi, kendisinde yapılan ibâdetlere büyük ve çok sevâblar verilmesi umulan gece demek olur. Bu geceye Regâib ismini melekler vermiştir. Bu gece, Yüce Allâh (c.c.)’nün Mü’min kullarına rahmet ve inâyetini bol bol ihsân ettiği, duâlarının kabûl olunduğu mübârek bir gecedir. Rivâyete göre Peygamberimiz (s.a.v.) Receb ayının ilk cum’a gecesinde İlâhî bir takım tecellilere mazhar olup buna şükür için on iki rek’ât Regâib namazı kılmışlardır.

Recebin ilk perşembe günü oruçlu geçirildikten sonra cum’a gecesinde akşamla yatsı vakti arasında veyâ gecenin ilk üçte birinde iki rek’atta bir selâm verilmek sûretiyle on iki rek’at nâfile namaz kılınır. Her rek’atta bir kere Fâtiha, üç kere Kadir, on iki kere İhlâs Sûreleri okunur.

 

RECEB AYININ İLK PERŞEMBE GÜNÜNDEKİ ORUÇ

 

Enes bin Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Receb, Allâh-ü Teâlâ’nın ayıdır. Şa’bân Benim ayımdır. Ramazân Benim Ümmetimin ayıdır.” Bunun üzerine: “-Yâ Rasûlullâh, Receb, Allâh-ü Teâlâ’nın ayıdır ne demektir?” diye soruldu da, Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: “-Receb, Allâh-ü Teâlâ’nın ayıdır; çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsûs bir aydır. Bu ayda insanlar kan dökmekten men’ olunur, bu ayda çarpışmağa izin yoktur. Bu ayda, Allâh-ü Teâlâ, Peygamberlerin duâlarını kabul etmiştir. Yine bu ayda Allâh-ü Teâlâ evliyâsını düşmanlarının elinden kurtarmıştır. Bir kimse Receb ayında oruç tutsa, Allâh-ü Teâlâ tarafından üç türlü lütuf ve inâyete mazhar olur: Birincisi, Allâh-ü Teâlâ, onun geçmiş günahlarının hepsini mağfiret eder. İkincisi, ondan sonraki hayatında da onu korur. Üçüncüsü, Mahşerde susuzluktan emin olur.” diye buyurdular. Bir pîr-i fânî ayağa kalkıp: “-Yâ Rasûlullâh, ben Receb ayının hepsini oruçlu geçiremem.” deyince Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: “-Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut. Hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevablar on misli yazılır. Fakat sen, ilk cum’a gecesinde gâfil olma ki melekler o geceye Regâib Gecesi demişlerdir. O gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Ka’be’nin etrafında toplanırlar. Allâh-ü Teâlâ onlara hitab eder: “Ey meleklerim, Benden dilediğinizi isteyiniz!” der. Onlar da: “-Dileğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir.” derler. Allâh-ü Teâlâ da: “-Ben, Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim.” buyurur.” diye buyurdular.

(Hz. Seyyid Abdülkadir Geylânî (k.s.), Gunyetü’t-Tâlibîn)

 

RECEB-İ ŞERÎF

 

Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Receb Allâh-ü Teâlâ’nın ayıdır.” diye buyurmuşlardır. Rasûlullah (s.a.v.), bu aya ta’zîmen ekseriyâ oruçlu bulunurlardı. Receb’de oruç tutanlar Allâh-ü Teâlâ (c.c.)’nın üç türlü iyilik ve inâyetine mazhâr olurlar:

Bunlardan biri geçmiş günahların mağfireti, ikincisi kalan ömürlerin bereketi, üçüncüsü “müfekkuf” haşirde susuzluktan emin olmasıdır.

Enes bin Mâlik (r.a.)’den rivâyet edilen Hadîs-i Şerîf’te:

“Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutana Allâh-ü Teâlâ (c.c.) kıyâmet günü o nehirden su verir.” buyuruldu.

Bir başka Hadîs-i Şerîf’te:

“Bir kimse Receb’in ilk günü oruç tutsa, Allâh-ü Teâlâ (c.c.) onun bu orucunu yetmiş yıllık günahına keffâret sayar…”

Bir ihtiyâr, Rasûlullah (s.a.v.)’in Receb ayının fazîleti hakkındaki beyânlarından sonra:

“–Yâ Rasûlullah! Ben ihtiyârım, Receb ayının küllîsini tutamam.” dediğinde:

“–Sen Receb’in evvel günü, ortası ve âhir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.” buyurmuşlardır.

“Her iyiliğe on sevâb verilir.” Âyet-i Kerîme’sine göre üç gün tutulan oruca da otuz gün oruç tutmak sevâbı verileceğine işaret edilmiştir.

Receb ayında okunacak duâ: “Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazâne.

Yani: “Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’bân’ı mübârek kıl ve bizi Ramazân’a ulaştır.”

Receb ayı içerisinde iki fazîletli gece vardır. Bu gecelere kandil denir. Receb-i Şerîf’in ilk cum’a gecesine Regâib Gecesi, yirmiyedinci gecesine Mi’râc Gecesi denir.

 

 

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN BERÂT GECESİ İBÂDETİ

 

Hz. Âişe Vâlidemiz (R.A.), Yüce Peygamberimiz (S.A.V.)’in bu gecedeki hallerini şöyle naklediyorlar:

“Peygamber (S.A.V.) namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Süre o kadar uzadı ki rûhunu teslîm etti zannettim. Elimle parmağına dokundum, kımıldadı, ben de sevindim. Secdede şöyle  duâ ediyordu:

“Allâhım azâbından affına; gazâbından rızâna sığınırım. Senden yine Sana ilticâ ederim. Şânın yücedir. Seni, lâyık olduğun şekilde medh-ü senâ edemem. Sen, kendini senâ ettiğin gibisin.”

Sabah olunca bunları Rasûlullah (S.A.V.)’e söyledim. O da:

“Yâ Âişe bunları öğrendin mi?” buyurdu.

“Evet Yâ Rasûlallah.” dedim. Rasûlullâh (S.A.V.)’de:

“Bunları hem öğren, hem de başkalarına öğret. Çünkü bunları bana Cebrâil öğretti ve secdede öyle duâ etmemi istedi.” buyurdular.

(Et-Tergîb ve’t-Terhîb)

İşte bu suretle Rasûlullah (S.A.V.) sabaha kadar ibâdet ve tâattan ayrılmadılar. Ben Rasûlullah (S.A.V.)’in ayaklarını oğuştururken:

“Anam babam sana fedâ olsun; Allâh-ü Teâlâ evvel ve âhir günahlarını mağfiret etmedi mi? Seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten muhâfaza etmedi mi? Öyle değil mi? Öyle olmadı mı?” dedim de. Rasûlullah (S.A.V.):

“Yâ Âişe ben Rabbimin (C.C.) bunca nimetine şükreden bir kul olmayayım mı? Hem sen bu gecede ne olduğunu biliyor musun” dediler.

devamını bulamadım?

(Üç Aylar ve Fazîletleri)

AŞÛRE GÜNÜ

 

Aşûre Günü’nde, âile ferdlerine, yeme içme ve elbise bakımından, eli açık tutmak mendûbdur.

Çünkü Beyhâkî ve Taberânî’nin Ebû Saîd el-Hudrî (R.A.)’den rivâyet ettikleri Hadîs-i Şerîf’te Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Aşûre Günü’nde âilesi için bolluk sağlayan kimseye, Allâh-ü Teâlâ da, bütün senesinde bolluk sağlar.” diye buyurmuşlardır.

Sâdece Aşûre Günü’ne mahsûs olmak üzere kına yakmanın, sürme çekmenin fazîletli olduğuna dâir rivâyetler sahîh değildir; (belki) mekrûhtur.

Aşûre Günü’nde Kerbelâ Vak’ası’nı canlandırmak câiz değildir. Çünkü bu, Râfızîlerin şiârıdır. (âdetidir.) Bunu hatırlamak isteyen olursa, önce Sahâbe-i Kirâm (R.A.)’ı hatırlar, sonra gâye olarak değil; Onlara ittibâ ederek (uyarak) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (R.A.)’ı hâtırına getirir (hatırlar) ki bu şekilde davranmakta beis yoktur. (Aksine fazîlet vardır ki bu da, Ashâb-ı Kirâm (R.A.)’e ittibâ etmektir ve Ehl-i Sünnet şiârıdır.)

(M. Alâaddîn, El-Hediyyetü’l-Alâiyye Ter. C., S: 345)

 

İLK AŞÛRE YEMEĞİ

 

Nûh Aleyhisselâm berâberindekilerle gemiden Âşûre Günü indi. O gün oruç tuttu ve Allâh Celle Celâlühü’ne şükür olmak üzere maiyyetine oruç tutmalarını emretti.

Azıkları artmıştı. Birisi bir avuç buğday, diğeri bir avuç nohut getirdi. Yedi çeşit hubûbât ile Nûh Aleyhisselâm onlara yemek pişirdi. İnsanlar bunu Âşûre Günleri için âdet edindiler ki yapanlar için ecr-i azîm vardır. Fakîrleri ve miskinleri de doyurmak lâzımdır.

Zikrolunduğuna göre Allâh-ü Teâlâ Celle Celâlühü, Aşûre Gününde Zemzemi diğer sularla berâber akıtır. O gün gusleden kimse bir sene boyunca hastalık görmez. Er-Ravzü’l Fâik’de bu şekilde yazılıdır.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Yûnus ve Hûd Sûreleri Tefsîri)

 

 

RIZIK BOLLUĞU İÇİN OKUNACAK DUÂ

 

Îkâz: Bu, aşağıdaki Âyet-i Celîle, Zâriyât Sûresi, Âyet: 58 olup, akşam ve sabah veyâhûd beş vakitte on birer (11’er) kere okunacaktır:

“İnnallâhe hüve’r-Razzâku zü’l-kuvveti’l Metîn.”

 

AŞÛRE GÜNÜ YAPILACAK OLANLAR

 

  1. O gün, oruç tutulacak. Fakat Muharrem’in sâdece 10’uncu günü oruç tutulmaz. (9.-10.), (10.-11.) veyâ (9.-10.-11.) günleri tutulacak.
  2. Muharrem’in birinci ilâ onuncu günü de dâhil her gün okunan duâ, sabahleyin üç def’a okunacak.
  3. İşrâkten sonra (4) dört rek’at namaz kılınacak. Her rek’atte Fâtiha-yı Şerîf’ten sonra ellibir (51) adet İhlâs-ı Şerîf okunur.
  4. Mekrûh olmayan vakitlerin dışında istenilen bir vakitte 2 rek’at namaz kılınacak. Her rek’atte Fâtiha-yı Şerîf’ten sonra onbir (11) İhlâs-ı Şerîf okunur.
  5. Bol bol istiğfâr edilecek.
  6. 70 (yetmiş) def’a “Hasbünellâhü ve ni’mel vekîl ni’mel Mevlâ ve ni’mennasîr” denilecek.
  7. 313 (üçyüzonüç) def’a “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü minezzâlimîn” denilecek.
  8. Gusl abdesti alınacak.
  9. On mü’mine selâm verilecek.
  10. Hasta bir kimse ziyâret edilecek.
  11. En az bir mü’mine iftâr ettirilecek ki bütün mü’minler iftâr ettirilmiş gibi olacak.
  12. O gün eve, rızkın bol olması için bol çeşit (10 çeşit) yiyecek (erzâk) alınacak.
  13. Muharremin 10’unu, 11’ine bağlayan gece, 1 (bir) def’a Zümer Sûresi okunacak.
  • ••

HADÎS-İ ŞERÎF

 

Müslim’in rivâyet ettiği bir Hadîs’te:

“Aşûre orucu geçmiş bir senenin günâhlarını affettirir.” buyurulmuştur.

İbn Mâce’nin rivâyet ettiği bir Hadîs’te de:

“Aşûre Günü orucu ile gelecek senenin hatâ ve kusurlarını örtmesini Allâh’dan dilerim.” buyurulmuştur.

Beyhakî ve diğerleri çeşitli tarîklerden merfûan şu Hadîs’i naklederler:

“Aşûre Günü âile-i efrâdını iyi doyuran ve onları her bakımdan memnûn edenlere Hakk Teâlâ gelecek senenin refâh ve rızkını o nisbette genişletir.”

 

MEVLİD AYINDA MEVLİD-İ ŞERÎF OKUTMAK

 

Mevâhib’den:

Resûl-i Ekrem (Sallallahü aleyhi vesellem) Efendimiz, doğduğunda Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe emzirmiştir. Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) Efendimiz’in velâdetini beşâret ettikte Ebû Leheb onu âzâd eylemişti.

Ebû Leheb öldükten sonra bir gece vâkıa (rü’yâ)’da gördüler. (Dedi ki):

– “Cehennemdeyim. Ammâ düşenbe (Pazartesi) geceleri geldiği zamân azâbım tahfîf olunur. Parmaklarımın arasını emerim, su çıkar onu içerim.” dedi.

“Sebebi budur ki; düşenbe (pazartesi) gecesi Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) dünyâya teşrîf ettikte, Süveybe gelip bana haber vermişti. Ben de âzâd etmiş idim. Hakk Teâlâ (Azze ve Celle) onun mukâbelesinde düşenbe (pazartesi geceleri âzâbımı tahfîf edip bu ihsânı kıldı” dedi.

İbn-i Cezerî (Rahmetullahi aleyh) der ki:

Ebû Leheb, Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) Hazretlerinin doğduğu gece bu ihsânı etmekle – Ebû Leheb gibi bir kâfir- Cehennem içinde fâidesini müşâhede edince; kıyas ile, bir kimse mü’min ve muvahhid ola, o gecelere ta’zîm edip, Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) hürmetine in’âm ve ihsânlar eyleyeler. Hakk Sübhânehü ve Teâlâ cânibinde ne kadar lütf u keremlere müstehakk olur!

İşte mü’minlere lâyık olan olan budur ki Mevlid ayında Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) hürmetine Mevlid-i Şerîf okutup hayrât ve fukarâya vereler, demişlerdir.

Ve mücerrebdir ki, bir kimse Mevlid ayında Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem) hürmetine cem’iyyet ve ziyâfet ile Mevlid-i Şerîf okutsa o yıl içinde belâdan emîn olup murâdı ne ise hâsıl olur demişlerdir.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Bedir Gazvesi, S. 80)

 

ÂYET-İ KERİME

 

“Mü’minler içinde Allâh’a verdikleri sözlerinde duran nice erler var. İşte Onlar’dan kimi, sözünü yerine getirip o yolda cânını vermiştir; kimi de şehîd olmağı beklemektedir. Onlar, hiçbir şekilde sözlerinden döneklik etmediler. Çünkü Allâh, sadâkat gösterenleri, sadâkatleri sebebiyle mükâfatlandıracak; münâfıklara, dilerse, azâb edecek, yâhûd da, tevbe ederlerse, tevbelerini kabul edecektir. Şübhesiz Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Ahzâb: 23, 24)

 

 

 

Mİ’RÂC GECESİ

 

Cenâb-ı Allâh (C.C.)’ın emriyle Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) “Burak” adı verilen semâvî bir binek ile bu gecede Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmiştir. Yolculuğun başlangıcını, Resûl-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şöyle anlatmışlardır:

“Ben Kâbe’de, Hıcr-ı İsmâil’de, uyku ile uyanıklık arasında bulunduğum bir sırada, bir de baktım. Cibrîl (A.S.) bana Burak’ı getirdi.”

Böylece başlayan yolculuk bir gece içinde tamam olmuştur. Peygamberimiz (S.A.V.) Mescid-i Aksâ’da iki rek’at namaz kılmıştır.

“Bana Peygamberler gösterildi; onlara, imâm olarak namaz kıldırdım” diyerek Mescîd-i Aksâ’daki namazı ta’rîf etmişlerdir. Sonra yine Cebrâil (A.S.) ile birlikte semâya yükselerek “Sidretü’l Müntehâ” denilen kısma geldiği zaman Cebrâil (A.S.), Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)’e:

“Yâ Resûlallâh, artık ben ileri gidemem. Eğer bir parmak ileri gidersem yanarım. Daha ilerisi Allâh (C.C.)’ne ve Habîb’ine âiddir” demiştir.

Bundan sonra Peygamberimiz (S.A.V.) “Refref” adı verilen vasıta ile bu ulvî seyahâta devam ederek Arş, Kürsî, Cennet, Cehennem gibi varlıkları seyretmişlerdir.

(Tebliğ Gazetesi’nden)

Mİ’RÂC-I NEBEVÎ (S.A.V.)

 

Resûlullâh (S.A.V.)’in mi’râcı hicretten bir sene veyâ onsekiz ay evvel vukû’ bulmuştur. Rûh ve cesetle berâber gerçekleşmiştir.

Ebû Seleme (R.A.) der ki:

“Mî’râc, İsrâ Vak’ası üzerine müşrikler fitne buhrânına düşerek âdeta deli gibi oldular. Ebû Bekir (R.A.)’in yanına koşarak Resûlullâh (S.A.V.)’in: İsrâ’ya dâir verdiği haberi Ebû Bekir (R.A.)’e söylediler.” Ebû Bekir (R.A.) de onlara:

“-Muhammed (S.A.V.)’in doğru sözlü olduğuna kanâatım vardır. Bu kanâatımı size de bildiririm.” dedi. Müşrikler:

“Demek Muhammed (S.A.V.)’in bir gecede Mescid-i Aksâ’ya gidip sonra dönüp geldiğini sen de tasdîk ediyorsun?” dediler. Ebû Bekir (R.A.) de:

“-Evet tasdîk ediyorum. Değil böyle, bundan daha ziyâde uzaklarına da, meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır.” dedi.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Musâhabe C. 3, S: 29)

 

 

 

 

Mİ’RÂC GECESİ’NDE KILINACAK     NAMAZ VE OKUNACAK DUÂ

 

Receb-i Şerîf’in yirmi yedinci gecesi oniki (12) rek’at namaz kılınır. Her iki rek’atta selâm verilir. Her rek’atta bir (1) Fâtiha ve onbir (11) İhlâs okunur. Namazdan sonra yüz (100) def’a Salâvât-ı Şerîfe ve şu duâ okunur:

Allâhümme innî es’elüke bimüşâhedeti esrâri’l- muhibbîne ve bi’l hılvetilletî hassante bihâ Seyyidi’l Mürselîn. Hîne üsriyet bihî leyletü’s-sâbi’u ve’l-ışrûne en terhame kalbiye’l-hazîne ve tücîbe da’veti yâ Ekrame’l-Ekramîn. Âmîn!

 

RECEB’İN YİRMİ YEDİNCİ GÜNÜ

YAPILACAK İBÂDETLER

 

Ebû Hüreyre (R.A.)’den rivâyet edilmiştir:

Resûlullâh (S.A.V.):

“Receb’in yirmi yedinci günü oruç tutan kimse için, Hâkk Teâlâ, altmış ay oruç tutmuş sevâbını  yazar. Ve o gün Nebî (S.A.V.) üzerine Cebrâil (A.S.)’ın Allâh-ü Teâlâ tarafından Peygamberlik vazîfesini indirdiği ilk gündür.” buyurdular.

  • ••

Hasan-ı Basrî (R.A.) anlatmıştır:

“Abdullâh b. Abbâs (R.A.) Receb’in yirmi yedinci günü sabahından i’tibâren i’tikâfa girerdi. O, öğle vaktine kadar namaz kılardı. Öğle namazını kıldıktan sonra biraz istirahât eder, sonra (dört rek’at) namaza durur:

Her rek’âtta;

Bir Fâtiha, Üç Kadir Sûresi (İnnâ enzelnâhu fî leylet’il’kadr), Elli  İhlâs Sûresini (Kul hüvallâhü Ehad), Bir Felâk ve bir Nâs Sûresini okuyarak kılardı. Sonra ikindi vaktine kadar duâ ederdi. İbn-i Abbâs (R.A.), Resûlullâh (S.A.V.)’in böyle yaptığını da söylerdi.”

  • ••

Ebû Hüreyre ve Selmân-ı Fârisî (R.A.)’dan bildirilmiştir: Resûlullâh (S.A.V.):

“Receb’de bir gün ve bir gece vardır ki o günde oruç tutan ve o gecede namaz kılan kimse için yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibâdet etmiş gibi sevâb verilir.” buyurdular.

O gün, Receb’in çıkmasına üç gün kalan gündür. Ya’ni, Receb’in yirmi yedinci günü ve gecesidir. Ve o gün, Resûlullâh (S.A.V.)’in Peygamber olarak ta’yîn olunduğu gündür.

(Hz. Seyyid Abdülkâdir Geylânî (K.S.), Üç Aylar ve Fazîletleri)

 

 

KADİR GECESİ VE FAZÎLETLERİ

 

“Gerçek, biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik, Kadir Gece’sinin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. o gece melekler ve rûh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.” (El-Kadr Sûresi)

Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor:

“Kadir gecesi’ni sıdk ve yakîn ile ihyâ eden mü’min-i kâmilin günâh-ı sağîrleri (küçük günâhları) mağfûr olur (affedilir).” (Câmiüssağîr, Kenz’ül İrfân)

Kadir gecesi, Ramazân ayında ve bu ayın da büyük bir ihtimalle son on günü içindedir. Kur’ân-ı Kerîm, âyetler hâlinde inzâl olmağa bu gecede başlamıştır. Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. “Kadir gecesi’ni Ramazân’ın son on (gününün) tekinde arayın.” (Tirmizî) diye buyrulmuştur.

Müslümanlar olarak bu geceyi ibâdetle, tâatle ihyâ etmeli, kusûr ve günâhlarımızdan dolayı tövbe ve istiğfâr etmeliyiz. Yine terâvihten sonra iki rek’ât nâfile namaz kılmalı, Kur’ân-ı kerîm tilâvet etmeli, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’e bol bol salât ü selâm getirmeliyiz. Ana, baba, akraba ve dîn kardeşlerimizin de hukûkuna bu gecede riâyet etmeliyiz. Kötü fiillerden son derece kaçınmalıyız.

Kadir kelimesinin lûgat ma’nâsı, güç getirmek, hüküm ve kazâ, şeref ve azâmet, tazyîk demektir. Bu ma’nâlara göre müfessirler Kadir Gecesi’ni, şu vecihlerle tefsîr etmişlerdir. 1-Takdîr-i ilâhîde hükmolunmuş işlerin ayırd edildiği mübârek gece demektir. 2-Azâmet ve şeref demektir. 3-Tazyîk ma’nâsınadır ki, tazyîk gecesi demek olur. Çünkü o gece inen meleklere yeryüzü dar gelir denilmiştir. İşte Kadir Gecesi’nde şu her üç ma’nâ mevcûddur.

Yeryüzüne nûr saçan, âlemi zulmetten nûra garkeden ve insanlığa ebedî saâdeti bahşeyleyen Kur’ân-ı Azimûşşân bu mübârek gecede nâzil olmuştur. Kadir Gecesi  bütün sene içerisinde gizli olup en ziyâde Ramazân ayının yirmi yedinci gecesi olmak gâlibdir. O gece amel, ibâdet ve mücâdele sûretiyle erişilecek hayır ve sevâb, onsuz bin ayda kazanılacak hayır ve sevâbdan çok daha ziyâde hayırlıdır.

(Ömer Nasûhî Bilmen (Rh.A.), B. İslâm İlmihâli, S: 531)

 

KADİR GECESİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ

 

Allâhü Teâlâ (Kadir Sûresi, Âyet: 3’te):

“Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır.” buyuruyor. Ya’ni, “Kadir Gecesi’ndeki amelin, kendisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğunu” beyân eylemiştir. Verilen hâbere göre, “Ashâb-ı Kirâm (R.A.), Allâh-ü Teâlâ’nın “Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır.” âyeti’nin inmesine kadar bir başka şeye sevinmemişlerdir.” Çünkü “Resûlullâh (S.A.V.) bir gün, Ashâbı’na, Benî İsrâil’den dört kimseyi: Eyyûb, Zekeriyyâ, Harkîl ve Yûşâ bin Nûn (A.S.)’ın seksen sene ibâdet edip, o seksen sene içinde, göz açıp kapayıncaya kadar bile, isyânda bulunmadıklarını haber verince Ashâb-ı Kirâm (R.A.) hayret ettiler ve “Biz bu kısa ömrümüzde bu ecr u sevâba nasıl kavuşabiliriz?” dediler. Bu anda Cebrâil (A.S.) gelip “Ey Habîballâh, Sen ve Ashâbın, bu dört kimsenin seksen sene ibâdet edip hiçbir şekilde isyânda bulunmadıklarına hayret ettiniz. Allâh-ü Teâlâ, Sana bundan hayırlısını indirdi.” deyip Sûre-i Kadr’i Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’e okudu. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) bu haberi (Sûre-i Kadr’i) Ashâbı’na müjdelediler ve Onlar da buna çok sevindiler.”

Bir rivâyette, “Benî İsrâil içinde adının Şem’ûn veyâ Şemsûn olduğu âbid bir kimsenin seksen sene silahını hiç bırakmayıp Allâh yolunda cihâd ettiği haber verilince Ashâb-ı Kirâm’ın hayret, gıbta etmeleri ve üzülmeleri üzerine bu müjdeli Sûre-i Celîle’nin indirildiği beyân edilir.

Sûre’nin 4. âyeti’nde “Melekler ve Rûh inerler.” ya’ni “Güneşin batışından tanyeri ağarıncaya kadar melekler inerler.” buyuruldu. “Rûh, ya’ni Cebrâil (A.S.) da iner.” Mukatil (R.A.), “Rûh, Allâh-ü Teâlâ’nın katında meleklerin en şereflisidir.” dedi. Başkaları: “Rûh, Arş-ı A’zam’ın yanında büyük bir mahlûktur ki yalnız başına bir saff olarak, diğer melekler de bir saff olarak dururlar.” Nitekim Sûre-yi Nebe, Âyet 38’de: “O gecede (Melekler ve Rûh) Rabblerinin emriyle (inerler) her hayırlı iş için.” buyuruldu ve Sûre’nin sonunda: “Kadir gecesi, tanyeri ağarıncaya kadar selâm ve selâmettir.” buyuruldu. “O Gece hastalık, falcılık olmaz. Melekler, sabaha kadar mü’minlere selâm verirler.” denilmiştir.

(Hz. Gavs’ül- A’zam Seyyid Abdülkâdir Geylânî (K.S.), Gunyetü’t-Tâlibîn)

Âişe (R.Anhâ)’dan:- Yâ Resûlallah! Kadir Gecesini bilsem onda ne söyleyeceğim? dedim. Şöyle dedi:

“Allahümme inneke Afuvvün tühibbül-afve fağfü annî”. (Tirmizî, Nesâî, İbn-i Mâce)

 

AREFE GÜNÜ DUÂSI

 

Hazreti Peygamber (S.A.V.) Arefe günü en ziyade şöyle derlerdi:

“La ilâhe illallâhü vahdehü lâşerîkeleh, lehülmülkü velehülhamdü biyedihilhayr vehüve a’lâ külli şey’in kadîr.”

BAYRAMLARIN MENDÛBLARI

1- Erken kalkmak

2- Gusletmek

3- Misvâk kullanmak

4- Güzel koku sürünmek

5- Giyilmesi mübâh olan elbisenin en güzelini giymek

6- Allâh’ın ni’metlerine şükretmiş olmak için sevinçli ve neşeli görünmek ve yüzük takınmak.

7- Ramazân bayramında câmiye çıkmadan önce tatlı bir şey yemek

8- Yenilen şeyin kuru hurma olması

9- Yenilecek olanın adedinin tek olması

10- Kurban Bayramı’nda kurban kesecek olan kimsenin kurban etinden yemek için yemeği namazdan sonraya bırakması.

11- Namaza erkence davranıp sabah namazını mahâlle mescidinde kılarak bayram namazı için namazgâha ve büyük câmiye gitmek

12- Namaza giderken acele etmeyip sükûnetle yürümek

13- Namaza giderken Ramazân bayramında gizli ve Kurban bayramında açıktan tekbîr getirmek

14- Namazdan dönerken mümkünse başka yoldan gelmek

15- Mü’minlerle karşılaştığı zaman güler yüz göstermek

16- Elinden geldiğince çokça sadaka vermek.

(Nimet-i İslâm, S: 510)

HADÎS-İ ŞERİF

 

Enes b. Malik (R.A.) dan Resûlullah’ın:

“Allahü Teâlâ arz ve semalara konuşma izni verse onlar Ramazan orucunu tutanları elbette Cennetle müjdelerlerdi.” buyurduğunu rivayet etmiştir.

(Hz. Gavs’ül- A’zam Seyyid Abdülkâdir Geylânî (K.S.),

Üç Aylar ve Faziletleri, S.101)

 

  1. ÂMİNE (R.A.) VALİDEMİZİN PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN DOĞUMUNU ANLATIMI

 

Muhtereme  ve  mübarek  Validemiz  birkaç  kelime  ile  doğum

 

gecesini şöyle anlatm ışt ır:

 

-O  gecenin  ilk  saatlerinde  semâ  ehli  birbirlerine  şöyle  bağrı-

 

şıyordu: “Ey  semâ  ve  yer  ehli!  Bu  gece  öncekilerin  ve  sonra-

 

kilerin seyyidi, insan ve cinnin Resulü, Haremeyn’in nebtsi, iki

 

kıblenin  imâmı,  dünya  ve  âhirette  şefaatçi,  cihanın  sultanı,

 

Allah’ın     Resulü      Muhammed          Mustafâ      (s.a.v.)    dünyaya

 

gelecektir.”  Bu  sesi  duyunca  yukarı  doğru  baktım.  Kendimi  nûr

 

içinde boğulmuş vaziyette gördüm. Yer ile gök arasına ipekten bir

 

döşek döşemişlerdi. Bir meleğin elinde üç  sancak bulunmakta idi.

 

Onun yanında yeşil kanatlı çok sayıda melek vardı. Hepsinin yüzü

 

açıktı.  Çok güzellerdi.  Üç  sancağın  birini doğuya, birini  batıya ve

 

diğerini de Kabe’ye diktiler. Sonra dünyaya bir gürültü düştü. Ondan

 

önce  melekler  yeryüzüne  indiler.  Abdülmuttalib’in  evini  yedi  defa

 

tavaf   ettiler.   Hepsi   sevinç   içindeydiler.   Birbirine,   o   âlemlerin

 

maksudu olan (ulaşmak istediği) kişiyi “Bu gece gelecektir” diye

 

müjdelemekteydiler.

 

Âmine  Validemiz  şöyle  devam  eder:  -içeri  üç   hanım  girdi.

 

Cennet  hurilerinden  imiş.  Biri  gelip  önümde  oturdu  ve  tatlı  dille

 

konuşmaya  başladı.  “Ey  Âmine!  Sana  müjdeler  olsun!  Pey –

 

gamberlerin      serveri,    evliyaların     rehberi     senden     dünyaya

 

gelecektir. Ey Âmine! Sen ne saâdetli, ne bahtlı  bir hanımsın!

 

Allah seni Hâbtbi’nin anası olarak yaratmıştır. Bu ne büyük bir

 

devlet!” dediler.

 

-Art ık bir oğlan çocuğu doğuracağımı anladım. Şiddetli bir

 

susuzluk hissi geldi. Su istedim. Hemen bir cevherden ibrik ile

 

su verdiler. Kardan soğuk ve şekerden tatlı idi. Onu içtim. Bir ak

 

kuş geldi. Kanadıyla s ırtımı sığadı. O anda Âlemlerin Râbbi’nin

 

sevgilisi dünyaya geldi. (el-Hamdü lillâhi rabbi ’l-âlemîn.)

 

Not:Mübarek gün ve geceler serisinin bir sonraki yazısı

 

1 Haziran’dadır.

 

(Mustafâ Darir (r.h.), Siyer-i Nebî (s.a.v.), 1.0, 232-244.3)

 

 

RECEB-İ ŞERÎF’İN BAŞLANGICI

 

Mûsâ  bin  imrân  (r.a.)’in  bildirdiği  bir  Hadîs-i  Şerîf’te:

 

«Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten be-

 

yaz, baldan  tatlıdır.  Receb ayında bir gün oruç  tutana

 

Allâhü   Te’âlâ     kıyamet   günü   o   nehirden   su   verir.»

 

buyu-ruldu.

 

Mâzenî, Haseyin bin Alî (r.a.)’den bildirir: “Receb ayında

 

oruç   tutunuz.   Zîrâ    Receb   Allâhü   Te’âlâ’dan   tevbedir.”

 

Selmân-ı Fârisî (r.a.)’nin bildirdiği Hadîs-i Şerîfte: “Bir kimse

 

Receb ayında bir gün oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl

 

oruç  tutmuş, bin köle âzâd etmiş  gibi sevaba kavuşur.

 

Ve bir kimse Receb-i Şerîf’te az bir şey sadaka verse, bin

 

altın sadaka vermiş gibi sevâb alır. Bedenindeki her kılı

 

için  bin  sevâb  yazılır.  Derecesi  bin  kat  yükselir.  Bin

 

günâhı  yok  olur.  Her  günkü  orucu  ve  verdiği  her  sa-

 

dakası  için bin hac ve bin umre sevabı yazılır. Cennette

 

ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücrede

 

bin bölüm ve her bölümde çok güzel huriler bulunur.”

 

ihlâs  Sûresini  günde  11  defa  okumak  tevhîd  (la  ilahe

 

illallah), istiğfar ve salevât-ı şerîfeyi ihmâl etmemek lâzımdır.

 

Abdullah  b.  Zübeyr  (r.a.)’den  rivayet  edilen  bir  Hadîs-i

 

Şerîfte:  “Bir  kimse,  Receb  ayında  (şehrü’l-esem  olan)

 

bir Mü’mini bir sıkıntıdan kurtarsa, Allâhü Te’âlâ o kim-

 

seye  Firdevs’te  gözünün  görebileceği  yükseklikte  bir

 

saray verir. Receb’e ikram ve hürmet ediniz. Zîrâ Allâhü

 

Te’âlâ  da  size  bin  çeşit  kerametle  ikram,  ihsan  eder.”

 

buyurmaktadır.

 

Bir  ihtiyar,  Nebî  (s.a.v.)’in  Receb  ayının  fazileti  hak-

 

kındaki  beyânlarından sonra:  “Yâ  Resûlallâh  (s.a.v.)!  Ben

 

ihtiyarım, Receb ayının  hepsini tutamam.” dediğinde: “Sen

 

Receb’in evvel günü, ortası ve âhir günü oruçlu ol, cüm-

 

lesini oruç tutmuş gibi olursun.” buyurmuşlardır.

 

Receb ayında iki faziletli gece vardır. Bu gecelere kandil

 

denir. Receb-i Şerif in ilk Cuma gecesine Regâib gecesi, yir-

 

mi yedinci gecesine de Mi’râc gecesi denir.

 

(Hz. Gavs-ı A’zâm Seyyid AbdUlkadir-i Geylani (k.s.),  Üç Aylar ve Fazîletleri)

 

 

 

REGÂİB GECESİ

 

Resûlullâh   (s.a.v.)   Receb   ayını   oruçlu   geçirmenin

 

fazîletlerini anlatırlarken yaşlı bir adam:

 

“Yâ  Resûlallâh (s.a.v.), ben Receb ayının hepsini oruçlu

 

geçiremem.” dedi.

 

Resûlullâh (s.a.v.) yaşlı adama: “Sen Receb ayının birin-

 

ci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş

 

sevabına  kavuşursun.  Çünkü  sevâblar  on misli  yazılır.

 

Fakat sen Receb-i Şerifin ilk cum’a gecesinde gafil olma

 

ki, melekler  o geceye Regâib gecesi demişlerdir. Zira o

 

gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde

 

bir melek kalmaz, hepsi Kâ’be-i muazzama ve etrafında

 

toplanırlar. Allâhü  Te’âlâ  onların bu toplanmalarının  se-

 

bebini bildiği hâlde, meleklere hitaben: «Ey meleklerim,

 

dilediğinizi benden isteyiniz buyururlar. Onlar, yâ  Rabbf,

 

istediğimiz, Receb ayında oruç tutanlara mağfiret etmen-

 

dir deyip, isteklerini arzederler. Allâhü Te’âlâ: Ben Receb

 

ayında oruç  tutanları  mağfiret ettim buyurur.” diye buyur-

 

dular.

 

Regâib Gecesi pek mübarek bir gece olduğundan bu ge-

 

ceden  gaflet  etmeyip  bu  geceyi  ibâdet  ve tâatle,  zikir  ve

 

fikirle,  tevbe  ve  istiğfar  ile, selât  ü  selâmla,  duâ  ve  niyazla

 

geçirmelidir.

 

Günahlarını  göz  önüne getirerek ve son istiğfarı  imiş  gibi

 

kalbi, kalıbı  ve dili birleştirerek gönülden tevbe ve istiğfara

 

devam etmelidir.

 

Yüce  Yaratıcının  bu  gecede  Peygamber  (s.a.v.)’e  ve

 

Mü’minlere büyük bağışlar ve ihsanlarda bulunduğu, mağfiret

 

kapılarını  ardına kadar açtığı, dünyaya rahmet saçtığı  kabul

 

edilmektedir.

 

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Beş  gece

 

vardır ki, onlarda  yapılan  duaların  geri dönüşü  yoktur”

 

buyurmuşlardır. Bu gecelerden bir tanesinin de Receb’in ilk

 

Cuma gecesi olduğunu beyân etmiştir.

 

(SsyyidAbdülkadirGsylânî(k.s.), Gunyetü’t-Tâlibîn, 212.S.)

 

(Râgıp Güzel, Mübârek Gün ve Geceler, 66.SJ/I)

 

Mİ’RÂC’IN RÛH VE BEDENLE OLUŞU

 

imâm-ı  Râzi (r.h.) diyor ki gerçeği araşt ıran zâtlar buyur-muşlar

 

ki: Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Peygamber (s.a.v.) rûh ve cesedi ile birlikte

 

Mescid-i  Haram’dan  Mescid-i  Aksâ’ya  alıp  götürdüğünün  delîli

 

Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîflerdir.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen:

 

«Her  türlü  eksiklikten  münezzeh  olan  Cenâb-ı  Hakk,  bir

 

gece     kulunu,      -Hz.    Muhammed          (s.a.v.)’i-   alıp   Mescid-i

 

Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürdü.»  (isras. i) buyurul-muştur.

 

Muhakkak ki Âyetteki abd (kul sözü, ruhla cismin birleşiminin adıdır.

 

Bundan isrâ’nın rûh ve bedenle birlikte olduğu anlaşılır.

 

Buna  diğer  bir  delîl  de  şudur.  Meâlen:  «Bir  kulu   namaz

 

kılarken, (onu namazdan) men eden (adam) gördün mü sen?»

 

(Alaks.  9-10)  buyurulmuştur  Bu  Âyetteki  abd  (kul)  sö-zünden

 

maksad, cesedle ruhun toplamı olduğunda şübhe yoktur.

 

Bir   de,   meâlen:   «(Bana)   şu   hakikatte   (vahyedilmiştir).

 

Allah’ın kulu O’na ibâdet için (namaza kalktığı zaman» (cm ..19)

 

Âyet’inde buyurulan abd, sözünden maksad, ruhla cesedin toplamı

 

olduğunda şübhe yoktur.

 

Bunun gibi  «Esra bi-abdihî»  şerefli sözü  de bu mânâdadır ve

 

Hz.   Peygamber   (s.a.v.)’in   (Esra   bi)   yani,   «Beni        gece     alıp

 

götürdüler   ve   seyrettirdiler»        buyurduklarından   da   bu   mânâ

 

anlaşılmaktadır.  Olayın  bu  şekilde  olduğu  açıktır.  Bunun  ak-sini

 

bildiren bir delîl yoktur.

 

Bir de diyorlar ki Hz. Peygamber (s.a.v.), bu isrâ haberi-ni halka

 

bildirdiği   zaman     çok    kimse     inanmadılar.     îmânı     zayıf   olan

 

kimselerden de niceleri eski dînlerine döndüler. Ahmak kimseler de

 

inanmadılar.  Eğer  isrâ  olayı,  rüyada  oldu  diye  bildirilse  idi  hiç

 

inanmayan  olur  muydu.  Gidişi  de  Burak’la  olduğu  bildirilmiştir.

 

Burak   ise   cisimleri   götürmek   içindir.   Doğ-rusunu   bilen   Allah

 

(c.c.)’dur.

 

ibnü’l Münir, isrâ’nın gece oluşu şundandır diyor: Gece-nin hâli

 

gündüze  göre  daha  gizlidir.   MüTnThlerin  görünme-yene  îmân

 

yönünden îmânları  artsın diye ve kâfirlerin küfrü ziyâdeleşsin diye

 

gece oldu.

 

Not: Akâid serisinin bir sonraki yazısı 4 Ekimdir.

 

(imam-, Kastalani (r.h.), İlâhi Rahmet Hazret-i Muhammed (s.a.v.), 2.0, 20-21 *.)

 

ŞA’BÂN AYININ FAZİLETLERİ

 

Hz.   Âişe   (r.anhâ)    buyurmuştur      ki:  “Resûlullâh    (s.a.v.)’in

 

Ramazân  ayından  başka  hiçbir  ayı  baştan  sona  kadar  oruçlu

 

geçirdiğini görmedim. Şa’bân ayında oruç  tuttuğu kadar da başka

 

hiçbir ayda oruç tuttuğunu görmedim. Şa’bân ayını, pek az günleri

 

müstesna,  oruçlu  geçirir,  hattâ  (bâzan)  Şa’bân  ayında  başından

 

sonuna kadar oruç tutard ı.”

 

Mü’minler  Şa’bân   ayında  gafil   bulunmayıp,  işlemiş   olduğu

 

günâhlara tevbe ve istiğfar ederek, Ramazân ayını  karşılamak için

 

hazır olması ve Şa’bân ayında Allâhü Te’âlâ’ya yalvarması, bu ayın

 

sahibi  Peygamber  (s.a.v.)  Efendimiz  vâsıtas ı  ile  Allâhü  Te’âlâ’ya

 

kavuşmağa çalışması lâzımdır. Bu şekilde kalbinin fesâdlığını  ıslâh

 

ve    gönül     hastalıklarına     deva     etmelidir.    Tevbeyi      yarına

 

bırakmamalıdır.  Zîra  günler  üçtür;  Biri  dündür,  geçti.  Diğeri  amel

 

günü  olan  bu  gündür.  Diğeri  de,  yarınki  gündür,  o  ise  emelden

 

ibarettir.  Çünkü  yar ına  çıkıp  çıkamayacağını  bilmiyorsun.  Geçen

 

gün ibret, bugünkü  gün ganîmet, yarın ise tehlikelidir. Bunun gibi

 

aylar da üçtür. Biri Receb’dir ki, geçti. Geri dönmesi düşünülemez.

 

Birisi  Ramazân’dır,  beklenmektedir.  Ona  kavuşup  kavuşamaya-

 

cağını bilemezsin. Şa’bân bu iki ayın arasında köprü gibidir. Bunun

 

için, içinde bulunduğun Şa’bân ayında, tâat ve ibâdeti ganîmet ve

 

büyük kazanç bilmen gerekir.

 

(Gavs-ı A’zâm Abdülkâdir Geylânîfk.s.) Gunyetü’t-Tâlibîn, s.279-282)

 

Şa’bân-ı  Şerîf’te  okunacak  duâ:  Allâhümme   bârik  lenâ  fi

 

şa’bân ve belliğnâ  ramazân vahtim lenâ  bi’l-îmân ve  yessir  lenâ

 

bi’l- gur ’ân.

 

(Bu  duanın,  sayı  sınırı   olmamakla  beraber,  Şa’bân-ı   Şerîf

 

boyunca günde 100 defa okunması çok faziletlidir.)

 

Şa’ban-ı Şerîf duaları:

 

ilk on (10) gün: “Yâ laüfü celle şânüh”

 

ikinci on (10) gün: “Yâ rezzâgu celle şânüh”

 

Son on (10) gün: “Yâ azîzü celle şânüh”

 

Not:  Mübarek  gün  ve  geceler  serisinin  bir  sonraki  yazısı  14

 

Temmuz tarihindedir.

 

(İbâdet Takvimi ve Dualar, Misvak Neşriyat, 55.s.)

 

 

BERÂT GECESİ

 

Berât, günâhlardan kurtuluştur. Her geçen  gün günâh lekeleri

 

ile  dolaşan,  damla  damla  suçlara  bulaşan  insanlığın  kurtulması,

 

günâhtan arınması demektir.

 

Yaratt ığı  kullarına  bir  fırsat  vermek  için,  dergâhına  uzanan

 

ellerine afv lütfetmek için Allah (c.c.)’nun hediye ettiği müstesna bir

 

gecedir.  Berât  gecesinde  bir  yıl  içinde  olacak  her  çeşit  olayların

 

hükmü verilir. Bunun için Allah Resulü (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah

 

bu  sene  içinde  ölecek  kimseleri  Şa’bân  ayı  içerisinde  yazar.

 

Ben de ecelimin oruçlu iken gelmesini istiyorum.”

 

Şa’bân ayının on beşinci gecesi olan Berât gecesinde o yıl canı

 

alınacak kimselerin listesi Azrail (a.s.)’ın eline verilir.

 

Bu  gecenin  feyiz  ve  bereketinden  istifâde  etmek  için  Pey-

 

gamberimiz (s.a.v.) şöyle haber veriyorlar:

 

“Şa’bân’ın   on   beşinci   gecesi   olduğu   zaman   o   geceyi

 

ibâdetle  ihya  ediniz.  Gündüzünü  de  oruçla  geçiriniz.  Çünkü

 

Allah, o gece güneş  doğuncaya kadar dünya âlemine rah-met

 

nazarı ile tecellî eder. Ve buyururlar ki:

 

-Yok  mu  istiğfar  eden,  mağfiret  edeyim?  Yok  mu  rızık

 

is-teyen,  rızıklandırayım?  Yok  mu  dert  ve  musî bete  uğrayan,

 

şifâ  vereyim?  Daha  ne  gibi  dilekleri  olanlar  varsa  istesinler

 

verelim.”

 

Berât gecesinde ilâhi rahmet o kadar doludur ki sayısız insanlar

 

günâhlarından arınma nimetine nail olurlar. Bu arada afv kapsamı

 

dışında  kalanların  da  bulunacağını  beyân  eden  Peygamberimiz

 

(s.a.v.) bunları şöyle s ıralamaktadırlar:

 

1 – Müşrikler: Allah’a îmânı olmayanlar. Şirk ehli.

 

2-  Kin güdenler: Afvetmeyen afva ulaşamaz. Kin güdenler,

 

nefret duyanlar, din kardeşlerine hor bakanlar.

 

3-  Sıla-i  rahmi  terkedenler:  Akrabaları  ile  arasındaki  bağı

 

koparanlar.

 

4-  Gurur  ve  kibir  sâhibleri:  Sâdece  kendini  beğenenler.

 

Kimseye değer vermeyenler.

 

5- Ana  ve  babaya  isyan  edenler:  Hayâtının  sebebi  olan

 

ana-babasını   saymayanlar,  onlara  gereği  gibi  evlâdlık  gö-

 

revlerini yerine getirmeyenler.

 

6-  İçki    düşkünleri:      Devamlı       içki    içerek     akıllarını

 

donuk-laştıran, kalblerini kamaştıranlar.

 

Not: Mübarek gün ve geceler serisinin bir sonraki yazısı 31 T

 

emmuz-dadır.                 (Ragıb Güzel, üç Aylar, SS-SS.s)

 

 

RAMAZAN’IN SON 10 GÜNÜ

 

Kadir gecesi Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’e mahsûs inâyet-i

 

ilâhiyyedendir. Cenâb-ı  Hakk bu mübarek geceyi büyük hik-

 

metlere mebni gizlemiştir. Bu geceyi aramak müstehâbdır. Bu

 

gece senenin bütün gecelerinin en fazîletlisidir. Bu gecede iş-

 

lenen bir hayır ve ibâdet, başka gecelerde yapılan ibâdetlerin

 

bin tanesine eşittir. Nebî(s.a.v.); “Kadirgecesini Ramazân’ın

 

son onunun tek sayılarında arayın.” buyurmuşlardır.

 

Resûlullâh  (s.a.v.) Ramazân’ın son on günü girdi mi kafta-

 

nını  bağlar, (yani bütün kuvvetini sarf ederek, derlenip, topla-

 

nır) gecesini ihya eder, aile ve fertlerine de öyle yapmalarını

 

tenbîh ederlerdi.

 

Kullar amellerine güvenmesinler diye Allah (c.c.) Kadir ge-

 

cesini tam olarak insanlara bildirmedi. Zîra amellerini bilmiş

 

olsalar, biz bir gecesi bin geceden hayırlı olan Kadir gecesinde

 

hayırlı ameller işledik. Bu yüzden, Allâhü Te’âlâ muhakkak bizi

 

mağfiret  eyledi,  katında  bize  dereceler  ve  cennet  verildi

 

diyerek, kendilerinde meydana gelen güven duygusu  üzerine,

 

bir daha hayırlı  ameller yapmazlar. Allâhü Te’âlâ’nın korkusun-

 

dan emîn olup ümîdle taşkınlık yapıp helak olurlar. Bâzıları,

 

“Allâhü Te’âlâ  beş şeyi beş şeyde gizlemiştir: Rızâsını tâatte,

 

gadabını  ma’sıyyette,  ya’nî  günâhda,  vüstâ  namazını  beş

 

vakit  namazda,  evliyasını  insanlar  arasında,  Kadir  gecesini

 

Ramazân ayında gizlemiştir” dediler.

 

Bu fazîletli geceleri değerlendirmenin bir yolu da cemâate

 

devam etmektir. Nitekim Nebî (s.a.v.):

 

“Yatsı  namazında cemâatte bulunan kimseye, gecenin

 

yarısına kadar namaz kılmış gibisevâb vardır. Yatsı ve sa-

 

bah namazlarında cemâatte bulunan kimseye ise, bütün

 

gece namaz kılmış gibisevâb vardır.”

 

“İnsanlar yatsı namazı ile sabah namâzındaki fazilet ve

 

sevabı  bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka camiye,

 

cemâate gelirlerdi.” buyurmuşlardır.

 

Not: MUbarek gUn ve geceler serisinin birsonraki yazısı 27 Ağustos’tadir.

 

(Abdulkâdir-i Geylâni(k.s.). Gunye’t-iiftâlibî n, s. 305)

 

 

 

 

 

FITIR SADAKASI (FİTRE)

 

Fitre sadakası, Ramazân ayının sonuna yetişen ve temel

 

ihtiyaçlarından başka en az nisâb mikdarı  bir mala sâhib bu-

 

lunan her Müslüman için verilmesi vâcib olan bir sadakadır.

 

Fıtır sadakası, buğdaydan yarım sâ’; hurma, kuru üzüm ve ar-

 

padan bir sâ’ verilir. (1 sa’: 1040 dirhem ki o da yaklaşık 3120

 

grama karşılık gelir.) Fıtır sadakası, sevâb için verilen yaratılış

 

ikramı  demektir. Bu bir yardımlaşmadır, orucun kabulüne ve

 

can  çekişme  ile  kabir  azabından  kurtuluşa  bir  yoldur.  Yok-

 

sulların ihtiyaçlarını  gidermeye, bayram gününün sevincine

 

katılmalarına bir yardımdır. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık

 

için bir hayır ve bir görevdir. Fitre sadakası, bayramdan önce

 

verilirse   fakirler  bayramlık     ihtiyaçlarını   gidermiş     olurlar.

 

Bayramdan sonraya bırakılması  ile bu sadaka düşmez, kaza

 

edilmesi gerekir.

 

Bir kimse, kendi zevcesinin ve akıl sağlığı  yerinde büyük

 

evlâdının fitre  sadakasını  vermekle  yükümlü  olmaz.  Çünkü

 

bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sâhib mü-

 

kellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisâb mikdarı

 

mala sâhib ise zekâtını kendi malından vereceği gibi, fitre sa-

 

dakasını da kendi malından vermekle yükümlüdür.

 

Ayn ı  zamanda  sadakalarda  bir  ibâdet  mânası  vardır.

 

Koca,  zevcesine  âid  bir  ibâdet  görevini  yüklenmek  için  ev-

 

lenmemiştir. Ramazânda bir özür sebebiyle oruç  tutamayan

 

kimseye de fitre sadakasını vermek vâcibdir. (Hasta, yolcu ve

 

takatsiz kalmış  ihtiyar gibi…) Fitre sadakası, zekât gibi niyet

 

edilerek  fakirlerin  mülküne  geçirilir.  Yemek  ikramı  şeklinde

 

verilemez. Bu niyet, malı  ayırırken yapılabileceği gibi, fakîre

 

verirken de yapılabilir. Ancak fakîre bunu verirken fitre oldu-

 

ğunu söylemek gerekmez. Ayrıca fitre sadakası, yükümlünün

 

bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere gönde-

 

rilmesi mekruhtur. (Ancak kişi, bulunduğu yerde verecek fakîr

 

bulamıyorsa başka yere göndermesi mekruh değildir.)

 

Not: ilmihal serisinin bir sonraki yazısı 5 Eylül tarihindedir.

 

 

 

(Ömer Nasûhî Bilmen (r.h.), Büyük islâm ilmihâli, 379-381 .s.)

 

 

BAYRAMLARA HAZIRLIK

 

Nebî-yi Ekrem (s.a.v.) Arefe günü  en ziyade şöyle der-

 

lerdi:  “Lâ-ilâhe  illa’llâhu  vahdehû  lâ  şerike  leh,  lehü’l

 

mülkü  velehü’l-hamdü bi-yedihi’l hayr ve hüve ‘ala külli

 

şey in gadir.”

 

Fıtır (Ramazân)  ve Kurbân bayramının Sünnetlerinden

 

biri,  gecelerini  ihya  etmektir.  Gecenin  bir  saatini  ihya  et-

 

mekle o  gece  ihya  edilir  de  denildi, iki bayram  gecelerini

 

ihya etmek kalbin dirilmesidir. Hadîs-i Şerîf’de:  “İki bayram

 

gecelerini  ihya  eden  kimsenin  kalbi,  kalblerin  öldüğü

 

zaman  ölmez”  buyruldu.  Burada  kalbin  ölmemesi,  kâfir

 

olmaz demektir.

 

Her iki bayramda da sabahleyin gusül abdesti almalı, en

 

güzel  elbiselerini  giymeli,  güzel  koku  sürünmeli,  bıyıkları

 

düzeltmeli,  tırnakları  kesmeli,  koltuk  ve  kasık  tıraşı  yap-

 

malıdır. Fıtır bayramında camiye gitmeden önce biraz tatlı

 

yenir.  Sayısı  tek  olmak  üzere  birkaç  hurma  yâhud  şeker

 

yenebilir. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’ın fıtır bayramında

 

birkaç  hurma yemeden camiye gitmediklerini haber vermiş-

 

tir. Böylece Ramazân-ı  Şerîf günlerinden bayram günü ay-

 

rılmış  olmaktadır. Hurmaların sayısının tekolması: “Allâhü

 

Te’âlâ tekdir, teki sever” Hadîs-i Şerîfi’ne göredir.

 

Kurban bayramı  sabahı  bayram namazından önce bir

 

şey yemeğe acele etmezlerdi.  Çünkü  Kurban bayramında,

 

Ramazân bayramı  gibi, önceki güne muhalefet etme duru-

 

mu yoktur. Kurban bayramında camiden dönünceye kadar

 

yememeli, kestiği kurban etinden yemelidir. Fakirlerin yiye-

 

cek şeyleri yoktur. Zenginler kestikleri kurban etinden ver-

 

dikleri zaman yerler. Fakîrlere uymak için yemek ertelenir.

 

Burada Ramazân bayramı ile bir ayrılık vardır.

 

iki bayramda camiye gücü  yetiyorsa, yürüyerek gitmek

 

daha daha iyidir. Bu müstehâbdır. Kurban bayramında ev-

 

lerde, mescidlerde, sokaklarda ve camilerde yüksek sesle

 

tekbîr getirilir. Hutbeyi dinlemek için minbere yaklaşılır.

 

Not: Mübarek gün ve geceler serisinin bir sonraki yazısı 29

 

ğustos’tadır.

(Seyyîd Alîzâde (r.h.),”şir-atü’l-lslâm, 148-149.s)

 

 

RAMAZÂN  BAYRAMI  AREFESİ  Enes bin Mâlik

 

(r.a.)’in   bildirdiği   Hadîs-i   Şerîfte:   «Ramazân   bayramı

 

gecesinde,               Allâhü             Te’âlâ,            Şehr-i

 

Ramazânorucunututmuşolanlaraecirvemükâfaatlarını

 

verip   bayram   sabahı   meleklere   emreder.   Onlar   da

 

yer-yüzüne       inip   sokak     ağızlarında,      yol   başlarında

 

dururlar.  insan  ve  cinden  başka  bütün  yaratıkların

 

işitecekleri   bir  sesle  seslenirler.  Ve  ey  Muhammed

 

(s.a.v.) ümmeti! Azı  kabul edip, büyük karşılıklar ihsan

 

eden ve büyük  günâhları  bağışlayan Rabbinize  çıkınız

 

derler.     Onlar     da    cami      ve    mescidlere       çıkarlar.

 

Namazlarını  kılıp  dualarını  ettiklerinde,  Allâhü  Te’âlâ,

 

onların  her  işini  görür,  görülmedik  bir  işleri  kalmaz.

 

Bütün   günâhlarını        mağfiret   eder.   Bu   hâlde   onlar

 

mağfiret olunmuş olarak döner-

 

■”■SSSSBfiSR MUTLULUK GÜNLERİDİR

 

Bayramlarda  silâh  oyunlarına  ve  yarışlara  ruhsat,  izin

 

vardır.   Zîrâ   Dînimizde      genişlik   vardır,   islâm    Dîni’nde

 

bayramda,  sevincini  göstermelidir.  Hattâ  bu  Dînin  belir-

 

tilerinden sayılmıştır, rivayet olundu ki Ebû Bekir (r.a.) teşrîk

 

günlerinde      Âişe     (r.anhâ)’nın     evine     vardı.     Ensârın

 

kahramanlıklarını  öven ve Bigâs gününde vâki olan harbin

 

vasıflarını    anlatan    destanlar     söylüyorlard ı.    Resûlullâh

 

(s.a.v.)  bir  elbise  ile  örtünmüşlerdi. Ebû  Bekir  (r.a.)  onları

 

sert  söz  ile  menetti.  Resûlullâh  (s.a.v.)  mübarek  yüzünü

 

açıp:  “Yâ  Ebâ  Bekr!  Onları  bırak.  Bu  bayram  günleri

 

sevinç,  sürür  günleridir”  buyurdular.  Diğer  bir rivayette:

 

“Yâ  Ebâ  Bekr!  Her  kavmin  bir  bayramı  vardır.  Bu  da

 

bizim bayramımızdır” buyurmuşlardır. Buradan anlaşılıyor

 

ki   bayram   günlerinde   sevinçli   olmak,   bu   sevinci   dışa

 

vurmak,  islâm  Dîni’nin  özelliklerindendir.  Bayram  günleri,

 

yâni teşrik günleri (Ramazân bayramının 1.günü  ve Kurban

 

bayramının 4 günü) oruç tutulmaz,  Çünkü Allâhü Te’âlâ’nın

 

Ziyafet gÜnleridir.Not: Mübarek gün ve geceler serisinin bir sonraki

 

vaZls, 3 Eylül’dedir

 

ALTI GÜN ORUÇLARINI TUTUYOR MUYUZ?

 

“Ramazân bayramından sonra altı gün oruç tutan

 

bir kimse, bir sene boyunca tutmuş gibi olur. Kişi bir

 

iyilikte bulunursa, kendisine bunun on katı verilir.” buy-

 

mlmuştur. (ibn-i Mâceve Nesâî)

 

Taberânî’nin rivayetinde şu ziyâde vardır: Allah Resulü (s.a.v.)

 

böyle buyrunca Ebû  Eyyûb el-Ensârî  (r.a.)’in Efen-dimiz (s.a.v.)’e:

 

“Ey  Allah’ın  Resulü!  Tutulacak  bir  günlük  oruç  on  güne  karşılık

 

mıdır?” diye sorduklarında Efendimiz (s.a.v.) “Evet!” buyurdular.

 

Alt ı  günlük  oruç  bayramdan  sonra  arka  arkaya  tutulabile-ceği

 

gibi bütün Şevval ayına dağıt ılarak da tutulabilir.

 

Zîrâ Âişe (r.anhâ) Validemiz: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz

 

Pazartesi  ve  Perşembe  günlerinde  oruçlu  olma-ya  çalışırlardı.”

 

buyurdular.  “Her  ayda  üç  gün  oruç  tutmak,  bütün  hayâtını

 

oruçlu geçirmek gibidir.” (Buhârîve Müslim)

 

“Kim  bir  sâlih  amelde  bulunursa,  ona  yaptığının  on  katı  ecir

 

verilir.” (En’ams.160)

 

Bu Ayet-i Kerîme’den yola çıkarak, Ramazân’ın her bir günü on

 

güne  karşılık  geldiğini  ve  toplamının  300  olduğunu,  ardından

 

tutulan  alt ı  günlük  Şevval  orucuyla  birlikte  tam  bir  sene  ettiğini

 

âlimler  hesablamışlardır.  Zîrâ  Kamerîtakvimde  yıl,  354  gündür.

 

Tutulan  6  gün  orucun  Pazartesi-Perşembe,  veya  Kamerî  ayın

 

13,14,15. günlerine denk getirilmesi daha faziletlidir.

 

Alî  Havvâs (k.s.) buyurmuşlardır ki: “Şevval ayında tutulan bu

 

alt ı günlük oruca da, Ramazân-ı Şerifteki gibi saygı gösterilmelidir.

 

Çünkü  Şevval ayında tutulan oruçlar, Ramazân ayındaki oruçların

 

eksiklerini   ta’mîr   durumun-dadır.”   işte   Şevval   ayı   oruçlarında

 

Rabbimizin  vaad  ettiği  mükâfaat  oruçla  olan  irtibatımızı  devam

 

ettirmemiz, orucu sâdece Ramazân ayına mahsûs kılmamamız için

 

birteşvîk mahiyetindedir.

 

Not:Mübarek gün ve geceler serisinin bir sonraki yazısı 26

 

Ekim’dedir.

(imâm-, Şa’rânî(k.s.), el-Uhûdü’l- Kübrâ, 225.J  )

 

İLİM DERYASI EL-KİNDÎ

 

el-Kindî  801-873  yılları  arasında  Küfe  şehrinde  yaşadı.  ismi

 

Batılı   kaynaklarda  Alkindus  olarak  geçer.  Kindî   çalış-malarına

 

Basra’da   başladı.   El-Me’mun   döneminde   Kindî,   devrin   kültür

 

merkezi ve Abbasi başkenti olan Bağdâd’a geldi. Buradaki verimli

 

çalışmaları sayesinde kısa sürede saray astronomluğuna yükseldi.

 

837 yılında gök cisimle-ri konusunda bütün muasırlarını  geçmişti.

 

Kindî 72 yıllık hayât ı boyunca birçok konuda araşt ırmalar yapmış ve

 

se-viyeli eserler vermiştir.  Kindî’nin fizik, matematik, tıp, jeoloji gibi

 

birçok alanda çalışmaları vard ır.

 

el-Kindî  henüz  erken  bir  dönemde,  Öklid’i  esâs  alarak  optik

 

üzerine bir eser kaleme alm ışt ı ve bu eserin Latince incelemesi olan

 

La   Aspectus,   Öklid   Optiğinin   Batıda   ta-nınmasını   sağlamışt ı.

 

el-Kindî  gerek aritmetikte gerekse geometride kayda değer orijinal

 

çalışmalar yapmışt ır. En önemli çalışması  ise  ışığın yansıması  ve

 

kâinatın    yuvarlak-lığı     hakkındaki     tesbîtleridir.   Kindî    “Uzay

 

Geometrisi”  ile  de  ilgilenmiş  ve  kâinatın  küre  şeklinde  olduğunu,

 

sonsuz büyüklükte olamayacağını isbâtlamış, dünyanın ve okyanus

 

yüzeylerinin  de  mecburen  yuvarlak  olacağını  belirtmiştir.  el-Kindî

 

coğrafyayla ilgili olarak matematiksel eserlerde ortaya koydu ve bu

 

konuda  Batlamyus  modelini  izledi.  Kindî  zooloji  konusunda  da

 

birkaç  risale  kaleme  aldı.  Ayrıca   “Kimya  el-Itr  ve  Tesidar  adlı

 

eserinde de aromatik ilaçlar ve kozmetikler hakkında bilgi vermiştir.

 

Bu eser Kral Garbers tarafından Al-mancaya tercüme edilmiştir.

 

Büyük bir ilmî  şahsiyete sâhib olduğu eserlerinin seviyesinden

 

belli olan el-Kindî’nin ilmin hemen her sahasında 70 aded büyüklü

 

küçüklü  eseri  kayıdlara  geçmiştir.  Bat ı  Orta  Çağı’na  en  çok  tesir

 

edenlerden  biri  olduğu  için  Cordano  ona,  insanlığın  12  büyük

 

adamından biri unvanını  verir. En  çok tesir ettiği Batılılar Gerarde

 

de Cremano, Roger Bacon, VVİteldo ve yahûdî  Isak el-lsraili’dir.

 

Not:  islâm  ve  bilim  serisinin  bir  sonraki  yazısı  21  Ekim’dedir.

 

(Müslümân İlim Öncüleri, 76-81 .s.)

 

ZİLHİCCE AYININ FAZİLETİ

 

Zilhicce ayının ilk on günü Allah (c.c.) indinde çok kıymetli

 

olduğu gibi, bu günlerde yapılacak herhangi bir sâlih amel de

 

Allah (c.c.) indinde çok makbuldür.

 

Bu on günde diğer zamanlardan daha çok zikretmek ve

 

arefe    gününde,      kalan    günlerden      de    fazla   zikretmek

 

müstehâbdır.

 

ibn-i Abbâs (r.a.)’den rivayet edilir ki: Resûlullâh (s.a.v.):

 

“Hiçbir gün yoktur ki onlardaki amel-i sâlih Zilhiccenin on

 

gününde olan ameli sâlihten Allah’a daha sevgili olsun.”

 

dinleyenler; Yâ  Resûlullâh (s.a.v.)! Allah yolundaki cihâd da

 

daha sevgili değil midir? diye sordular. Peygamber (s.a.v.):

 

“Allah yolundaki cihâd da daha sevgili değildir”, buyurdu-

 

lar. Ve ancak canı ve malı  ile cihâda çıkıp da dönmeyen,

 

orada şehîd kalan kimse müstesna” diye ilâve ettiler.

 

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunan bir diğer Hadîs’te:

 

“Zilhiccenin  on  gününde  yapılan  ibâdet  kadar  diğer

 

günlerin  hiçbirindeki  ibâdet  Allah’a  sevgili  değildir.  Bu

 

günlerden herbirinin orucu bir senenin orucuna, gecele-

 

rinden her birinin ihyâsı da Kadir gecesinin ihyâsına mu-

 

adildir (denktir).” buyurulmuştur.

 

Zilhiccenin on gününe ikram, tâ’zim ve hürmet edenin öm-

 

rüne Allâh’ü Te’âlâ bereket verir. Malını artırır. Çoluk çocuğunu

 

korur.  Günâhını  afveder.  Sevabını  kat  kat  eder.  Ölüm  has-

 

talığını kolay, kabrini nurlu, terazisini ağır eder. Alçaklıklardan

 

kurtarıp yüksek derecelere kavuşturur.

 

Bu günlerde fakîre sadaka veren Peygamberlere (a.s.) yar-

 

dım etmiş  gibi olur. Bu günlerde bir hasta Müslümânı  ziyaret

 

eden, Allah (c.c.)’nün Evliya kullarını ziyaret etmiş gibi olur. Bir

 

cenazede bulunsa, Allah (c.c.)’nun ayını  uğurlamış  gibi olur.

 

Bir Mü’mine elbise giydirse, Allâhü  Te’âlâ  ona cennet hüllesi

 

ihsan eder. Bir yetîmin gönlünü  alsa, Allâhü  Te’âlâ  kıyamet

 

günü onu Arşın gölgesinde bulundurur, ilim meclisinde bulun-

 

sa, Peygamberler (a.s.) meclisinde bulunmuş gibi olur.

 

(Es-Seyyid Abdü’l-kâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibin, 320-321 .s.)

 

ZİLHİCCE AYININ İLK DOKUZ GÜNÜ İBÂDETLERİ

 

Nebf (s.a.v.) şöyle müjde vermişlerdir: “Zilhicce’nin ilk on

 

gününün gecelerinden birini ihya etmesi, o kimsenin bir se

 

neyi hacc ve umre ibadetiyle ihya etmesi gibidir. Bu (dokuz)

 

günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde

 

ibâdetle meşgul olması gibidir; o kadar sevâb alır.” Hazret-i Alf

 

(k.v.) Efendimiz’den de Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in

 

şu uzun müjdeli Hadfs-i Şerîf’leri rivayet edilmiştir: “Zilhicce’nin

 

ilk on günü gelince siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; ztrâ

 

Allâhü Te’âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hür

 

meti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin

 

ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten son

 

ra dört rek’at namaz kılıp her rek’atta Fâtiha’dan sonra üçer

 

kere Âyetü’l-kürst, üçer kere İhlâs-ı Şerif ve birer kere de

 

Felâk ve Nâs sûrelerini okusa ve namazı bitirince ellerini kal

 

dırıp “Sübhâne zfl-lzzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zri-kâ ‘ideti ve’l-

 

melekût. Sübhâne’l-hayyü’llezt lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyt

 

ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Süb-hâna’llâhi Rabbri-‘ibâdi

 

ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kestran tayyiben mübâraken ‘a/â küllt

 

hâl. Allâhü ekberkebtrâ. Rabbena celle celâluhu ve kudrete bi-külli

 

mekân .”dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese Beytullâh’ı

 

haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyaret etmiş ve Allah (c.c.)

 

yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te’âlâ

 

o kimseye, o kimsenin dilediği şeyi verir. Sizden biriniz,

 

Zilhicce’nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namazı kılsa

 

bu duayı okusa ve dilediği gibi duâ etse Allâhü Te’âlâ, ona

 

Firdevs-i a’lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse

 

Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namazı kılsa ve ha

 

ber verildiği üzere duâ etse Allâhü Te’âlâya yalvarsa; Allâhü

 

Te’âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu

 

bağışladım. Beytu’llâhı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der.

 

Bu hâlde melekler, Allâhü Te’âlâ’nın o Mü’min kulunun kıldığı

 

namazı ve ettiği duası sebebiyle ihsan buyurdukları ecir ve

 

sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.” Not: Mübarek

 

gün ve geceler serisinin bir sonraki yazısı  1 Kasım’dadır.

 

(Es-SeyyTd AbdU’l-kâdir-i Geylânt (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibin, 320.s)

 

  1. İBRAHİM (A.S.)’IN SÜNNETİ: KURBÂN

 

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz tarafından birçok Hadîs-Şerîfte,

 

hâli vakti yerinde olanların kurbân kesmesi gerektiği bildirilmiştir:

 

“Kurbân kesecek güçte olup da kesmeyen, namazgahımıza

 

yaklaşmasın.” diye buyurmuşlardır. (Riyâdu’n-Nâsihîn)

 

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:  “Hiçbir  kul,  kurbân

 

günü, Allah indinde, kurbân kanı akıtmaktan daha sevimli bir iş

 

yapamaz.  Zîrâ,  kesilen  hayvan,  kıyamet  günü  boynuzla-rıyla,

 

kıllarıyla  tırnaklarıyla  gelecektir.  Kesilen  kurbânın  kanı  yere

 

düşmeden  önce  Allah  nezdinde  yüce  bir  mevkiye  ulaşır.  O

 

hâlde, gönül hoşluğu ile kurbânlarınızı kesin.”

 

Kurbân  kesmenin  sevabını  soran  Sahâbî’ye  de  Peygamber

 

(sav.) Efendimiz:  “Kurbânın  her  bir  kılı  için  bir  sevâb  vardır.”

 

buyurmuşlar,  Sahabe  tekrar:  “Ey  Allah’ın  Resulü  (s.a.v),  kesilen

 

kurbân  yünlü  ise  (koyun,  kuzu  gibi),  sevabı  nasıl  olacak?”  diye

 

sorduğunda. Aleyhi’s Salâtü ve’s Selâm Efendimiz: “Yünün her bir

 

kılı için de bir sevâb vardır!” buyurmuşlardır.

 

Allah rızâsı  için kesilen kurbân âhirette geçilmesi çok zor olan

 

sırat   köprüsünde       sahibi   için   bir   binek    vazîfesi   görecektir.

 

Peygamber  (s.a.v.)  Efendimiz  bu  hususta  şöyle  buyurmuşlardır:

 

“Hayvanın iyi ve güzelini kurbanlık olarak seçin, çünkü o sırat

 

köprüsünde size bineklik yapacaktır.” (Riyâdu’n-Nâsihîn)

 

Kurbân bayramında ibâdet niyeti ile kurbân kesmek, hür, mukîm

 

(yolcu  olmayan),  Müslim  ve  zengîn  kimseye  vâcibdir.  Zenginden

 

maksad, temel ihtiyâçlarından başka, artmış  olsun olmasın, en az

 

iki yüz dirhem gümüş  (81 gr. altın) değerinde bir mala sahib olan,

 

fitre vermekle yükümlü olan kimselerdir.

 

Allah  (c.c.)’ya  kurbiyet  ve  ibâdet  için  kesilen  kurbânın  semiz,

 

sağlıklı   ve   azalar ının   tam   olması    gerekir.   Kur’ân-ı    Kerîm’de

 

Mü’minlerin  kazandıkları  şeylerin  temiz  ve  güzel  olanlarını  Allah

 

(c.c.)  yolunda  infâk  etmeleri  emredilerek  “Siz  göz  yummadan,

 

içinize  yatmaksızın  almayacağınız  kötü,  bayağı  şeyleri  ver-

 

meye  kalkmayın.  İyi  bilin ki  Allah  ganîdir,  hamîddir (kimseye

 

ihtiyâcı   yoktur,   bütün   övgülere   lâyıktır).”   (Bakara  s.   267)

 

buy-rulmuştur.

 

Not: Mübarek gün ve geceler serîsinin bir sonraki yazısı 4

 

Kasımdadır.

 

(Ömer Nasûhî Bilmen (r.h.), Büyük islâm ilmihâli)

 

AREFEGÜNÜ

 

Arefe  gecesi  Kurbân  bayramının  birinci  günü  ile  Arefe  günü

 

arasındaki  gecedir.  Zilhicce  ayının  dokuzuncu  gününü  onuncu

 

gününe bağlayan gecedir.

 

Hz. ibrâhîm (a.s.) bir gece rüya gördü. Bu rüyan ın evham mı

 

yoksa  ilham  m ı  olduğunda  şübhede  kaldı.  Zihni  hep  bu  rüyan ın

 

tesirinde olarak gününü  geçirdi. Nihayet ikinci gece de tekrar aynı

 

rüyayı  görünce  bunun  Rahmânf  bir  rüya  olduğu,  Allah  (c.c.)’den

 

gösterildiğini anladı, işte bu anlama işini, tanıma= bilme ma’nâsında

 

Kurbân bayramının evvelfne “Arefe” diyoruz ki Hz. ibrâhîm (a.s.)’ın

 

rüyadaki emri anlamas ı demektir.

 

Bu günün en büyük özelliği Arafat’ta hacıların vakfe yaptıkları

 

gün oluşudur. Bugünden yapılan duaların makbul olduğu hakkında

 

Hadfs-i   Şerîf’ler  vard ır.  Hacca     gitmeyenlerin     bugünü     oruçlu

 

geçirmeleri  müstehâbtır.  Hacılara,  zayıf  düşüp  asıl  görevlerini

 

aksatmalarına  sebeb  olacağından,  oruç  tutmaları  mekruh  kabul

 

edilmiştir.

TEŞRİK TEKBÎ RLERİ

 

Arefe günü, sabah namazının farzından sonra başlayıp Kurbân

 

bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, bu ikindi namazı

 

da dahil 23 vakit farzların peşinden teşrik tekbîrlerini almak bütün

 

Müslümanlara vâcibtir.

 

Kılınan her farz namazın peşinde, konuşmadan: Allâhü  ekber

 

Allâhü  ekber lâ  ilahe illa’llâhü  va’llâhü  ekber, Allâhü  ekber  ve

 

li’llâhi’l-hamd” demek yeterlidir.

 

Arefe gecesi yap ılacak en güzel ibâdet zikirdir.

 

Yüz kere ihlâs-ı Şerîf okunur.

 

Yüz  kere  de:   “Lâ  ilahe  illa’llâhü   vahdehü  lâ  şerike  leh.

 

Le-hü’l mülkü  ve le-hü’l hamdü  ve hüve ‘ala külli şey’in gadir”

 

denir

 

Yüz    kere   de:   “Allâhümme       salli   alâ   Muhammedin         ve

 

enzil-hü’l mak’ade’l mukarrebe ‘ındeke yevme’l kıyâmeh”denir.

 

Ebû Katâde (r.a.) der ki: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den Arefe

 

gününde     tutulan   orucun    fazîletinden    soruldu.   Buyurdular     ki:

 

“Geçmiş  bir senenin ve gelecek senenin günâhlarına keffaret

 

olur.”

 

Not: Mübarek gün ve geceler serîsinin bir sonraki yazısı

 

6 Kasim’dadir.

(Râgıb Güzel, Üç Aylar,  110-113.S.)

 

BAYRAMLARDA  KENDİMİZİ  HESABA  ÇEKMELİYİZ

 

insanların  bayram  namazı  kılınan  yere  toplanmalarından

 

ibret almalı, kabirlerinden kalkıp her biri bir hâlde fevc fevc

 

mahşer  yerine  gidip  toplanmayı  göz  önüne  getirmelidir.

 

Mu’az bin Cebel (r.a.) diyor ki: Resûlullâh (s.a.v.)’den Nebe’

 

Sûresi, on sekizinci Âyet-i Kerîme’sini: “Sûrun üfü-rüldüğü

 

gün akın akın gelirsiniz” suâl ettim: “Yâ Mu’az! Büyük bir

 

işden     sordun”       buyurdular.     Gözleri     yaşardı.     Sonra

 

buyurdular  ki:  “Kıyamet  günü   ümmetimden  on  sınıf,

 

diğer   Mü’mî nlerden   ayrı   olarak   haşr   edileceklerdir.

 

Birincisi,  domuz  şeklinde  haşr  edileceklerdir,  Bunlar

 

haram   yiyenlerdir.   İkincisi,   maymun   şeklinde   haşr

 

olunacaklardır.         Bunlar      nemmamlardır.          Bir    kısmı

 

yüzüstü neşredileceklerdir. Bunlar faiz ehlidir. Bir kısmı

 

kör  olarak  dolaşırlar.  Bunlar  hükme  aldırmayanlardır.

 

Bazıları  deliler gibi sağır ve dilsiz haşr olunacaklardır.

 

Bunlar  amellerini  beğenenlerdir.  Bir  bölüğü  dillerini

 

sakız gibi  çiğneyeceklerdir, ağızlarından irin akacaktır.

 

Bunlar       sözleri      işlerini     tutmayan         âlimler      ve

 

hikayecilerdir.  Bâzılarının  elleri  ve  ayakları  bağlı  ola-

 

caktır.  Bunlar  komşularına  eziyet  verenlerdir.  Bâzıları

 

ateşten  dallara  asılı  olurlar.  Bunlar  şehvetlerine  uyup

 

mallarından Allâhü  Te’âlâ’nın hakkı  olan zekâtı  verme-

 

yenlerdir.  Dokuzuncu  sınıf  katrandan  elbiseler  içinde

 

yüzeceklerdir.  Bunlar  kibir  ve  ucub  edenler,  böbürle-

 

nenlerdir.  Onuncu  sınıf  leşten  daha  fena  kokanlardır.

 

Bunlar da zina yapanlardır” (Hüiâsâtü’i-hakây,k)

 

Saf saf olup bayram namazı  kılarken, Allâhü Te’âlâ’nın

 

huzurunda, mahşer yerinde saf bağlamağı  düşünüp ibret

 

almalıdır.   Bunun   gibi   eve   dönünceye   kadar,   amelinin

 

Allâhü  Te’âlâ  katında, kabul edilip edilmediğini düşünme-

 

lidir.

 

Not: Mübarek gün ve geceler serîsinin birsonraki yazısı 23-

 

24 Kasım’dadır.

(SeyytdAltzâde(r.h.),ş;r’afü7/s/âm, 150.S.)

 

 

 

 

 

HİCRET

 

Süheyb b. Sinan (r.a.) şöyle anlat ıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.):

 

“Sizin  hicret  edeceğiniz  yer  bana  gösterildi.  Orası  iki  taşlık

 

arasında  çorak  bir  arazidir.  Bu  durumda  ya  Hacer’dir  ya  da

 

Yesrîb   (Medî ne)’dir.”   buyurdular.   Sonra   da   beraberinde   Hz.

 

Ebûbekir (r.a.) olduğu hâlde Medine’ye hicret ettiler. Ben de onlarla

 

birlikte gitmek istemiştim. Fakat Kureyş gençleri buna mâni oldular.

 

Ben o gece hiç oturmaksızın ayakta dolaşt ım durdum. Gençler:

 

“Karnı ağrıyordur.” diyorlar ve beni ishal olmuş zannediyorlardı.

 

Hâlbuki benim hiçbir şeyim yoktu. Onların uyumalarını bekledim ve

 

sonra  yola  çıktım.  Fakat  biraz  sonra  arkamdan  yetiştiler.  Beni

 

yolumdan al ıkoymak istiyorlardı. Onlara:

 

“Benim çok param vardır; onları size verirsem yolumdan çekilir

 

hicret  etmeme  izin  verir  misiniz/’  dedim.  Onlar  da  razı  oldular.

 

Böylece hep birlikte Mekke’ye geri döndük. Onlara evimin eşiğinin

 

altını kazmalarını söyledim. Kazd ılar, oradan çıkan paraları verdim

 

ve sonra:

 

“Falan kadına gidiniz? Onda iki tane elbisem vardır; onları da

 

alınız!”  dedim.  Sonra  yola  düştüm:  daha  Medine’ye  girmeden

 

Küba’da  Hz.  Peygamber  (s.a.v.)’le  Ebûbekir  (r.a.)’e  yetiştim.  Hz.

 

Peygamber (s.a.v.) beni görünce

 

“Yâ Ebâ Yahya! Kârlı bir alışveriş yaptın!” buyurdular.

 

(M. Yûsuf Kandehlevî (r.h.), Hayatü’s Sahabe, 1 .c, 347.S.)

 

HİCRÎ SENENİN SON GECESİ OKUNACAK DUÂ

 

Bi-smi ’llâhi ’r-rahmâni ’r-rahîm  “Ve  salla’llâhü  ‘ala

 

seyyidinâ     Muhammedin          ve   âlihi   ve   sahbiht     ve    sellim.

 

Allâhümme  mâ   ‘amiltü   fi  hâzihi’s-seneti  mimmâ   neheytem

 

anhü  felem  etüb  minhü  velem  terdâhü  ve  nesttühû  velem

 

tensehu  ve  halimte  aleyye  fîhi  ba’de  cür’eti  ‘ala  ma’sıyetike

 

fe-innl estâğfiruke fa’ğfirlJ mâ  ‘amiltü  fîhâ  mimmâ  terdâhü  ve

 

ve’adtent aleyhi’s-sevâbe fe-es’elüke. Allâhümme yâ kefîmü yâ

 

ze’l-celâli ve’l-ikrâm. En-tetegabbelehû  minnt velâ  tagta racât

 

minke yâ  kerîm. Ve salla’llâhü  ‘alâ  seyyidinâ  Muhammedin ve

 

âlihi ve sahbihl ve

 

“”Not: Mübarek Gün ve Geceler serîsinin bir sonraki yaz,s,

 

U Ar.Hk tarihindedir.

(ibâde, TaMni ve Dualar, 91 s.)

 

AŞURE GÜNÜ YAPILACAK OLANLAR

 

  1. O  gün,  oruç  tutulacak;  fakat  Muharrem’in  sâdece  onuncu

 

günü  oruç  tutulmaz. (9.-10.), (10.-11.) veya (9.-10.-11.) günleri tu-

 

tulur. (Efdâl olanı (9.-10.-11.) günleri tutmaktır.)

 

  1. Muharrem’in birinci ilâ onuncu günü de dâhil her gün okunan

 

duâ, sabahleyin üç defa okunacak.

 

  1. işrâkten sonra (kuşluk vakti) dört (4) rek’at namaz kılınacak.

 

Her rek’atte Fâtiha-yı  Şerîfeden sonra elli bir (51) aded ihlâs-ı Şerîf

 

okunur.

 

  1. Mekruh  olmayan  bir  vakitte  2  rek’at  namaz  kılınacak.  Her

 

rek’atte Fâtiha-yı Şerîfeden sonra on bir (11) ihlâs-ı Şerîf okunur.

 

  1. Bol bol istiğfar edilecek.

 

  1. 70      (yetmiş)        defa       “hasbünâ ‘llâhu              ve      ni’me’l-vekîl,

 

ni’me’l-mevlâ  ve ni’me’n-nasîr, gufrâneke rabbenâ  ve ileyke’l-

 

masîr” denilecek.

 

  1. 313 (üç  yüz on  üç) defa  “lâ-ilâhe illâ  ente sübhâneke innl

 

küntü mine’z-zâlimîn” denilecek.

 

  1. Gusl abdesti alınacak.

 

  1. On Mü’mine selâm verilecek.

 

 

 

 

 

 

 

  1. Hasta bir kimse ziyaret edilecek.

 

  1. En az bir Mü’mine iftar ettirilecek ki bütün Mü’minlere iftar

 

ettirilmiş gibi olur.

 

  1. O gün eve getirilen rızık artırılacak. Efdal olan 10 (on) çeşit

 

olmasıdır.

 

  1. Muharrem’in  10’unu,  11’ine  bağlayan  gece,  1  (bir)  defa

 

Zümer Sûresi okunacak.

HADİS-İ ŞERİF

 

Müslim’in   rivayet   ettiği   bir   Hadîs-i   Şerifte:   “Aşure   orucu

 

geçmiş  bir senenin günâhlarını  afvettirir.”  buyurulmuştur. ibn-i

 

Mâce’nin rivayet ettiği bir Hadfs-i Şerifte de:  “Aşure günü  orucu

 

ile  gelecek  senenin  hatâ  ve  kusurlarını  örtmesini  Allâh’dan

 

dilerim.” buyurulmuştur.

 

“Aşure günü  aile fertlerini iyi doyuran ve onları  her bakım-

 

dan memnun edenlere Hakk Te’âlâ  gelecek senenin refah ve

 

rızkını o nisbette genişletir.” (Beyhâkî)

 

Not: Mübarek Gün ve Geceler serîsinin bir sonraki yazısı 5

 

Aralık tarihindedir.

 

 

 

 

AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETİ

 

ibn  Abbâs  (r.a.)’dan  bildirdiği  Hadîs-i  Şerîf’te:  «Aşure

 

günü  oruç  tutana, on bin melek sevabı  verilir. Muharre-

 

min aşure gününü oruç tutana on bin şehîd, on bin hacc

 

ve  umre  sevabı  verilir.  Muharremin  onuncu  günü  olan

 

Aşure gününde bir yetîmin başını okşayana Allâhü Te’âlâ

 

o  yetimin  başındaki  kıllar  kadar  cennette  derece  verir.

 

Aşure gecesi bir Mü’mine iftar verene,  Allâhü  Te’âlâ  ka-

 

tında bütün  Ümmet-i Muhammed  (s.a.v.)’e iftar vermiş

 

ve  karınlarını  doyurmuş  gibi  sevâb  yazılır»  buyuruldu.

 

Ashâb-ı  Kiram  (r.a.e.):  “Yâ  Resûlallâh,  Allâhü  Te’âlâ,  aşure

 

gününü  diğer günlerden  üstün tutmuş  mudur?” dediklerinde:

 

«Evet Allâhü  Te’âlâ  aşure gününü  diğer günlerden  üstün

 

tutmuştur. Allâhü  Te’âlâ  gökleri aşure günü  [Muharremin

 

onuncu günü] yarattı. Dağları, denizleri, kalemi, levhi ve

 

Âdem (a.s.)’ı, aşure günü yarattı. Âdem (a.s.)’ı aşure günü

 

cennete soktu. İbrâhîm (a.s.)’ı ateşten aşure günü  kurtar-

 

dı. Aşure gününde, oğlunun yerine kesmek için ona bü-

 

yük bir koç  ihsan etti. Allâhü  Te’âlâ  Fir’avn’ı  aşure günü

 

boğdu. Eyyûb (a.s.)’dan belâyı Aşure günü  kaldırdı. Âdem

 

(a.s.)’ın  tevbesini  aşure  günü  kabul  etti.  Dâvud  (a.s.)’ın

 

zellesini aşure günü  bağışladı. Isa (a.s.) Aşure günü  dün-

 

yaya geldi. Kıyamet de aşure günü inecektir» buyuruldu.

 

Resûlullâh  (s.a.v.)  yahûdîlerin  bugünde  oruç  tuttuklarını

 

görmüş,  niçin  bugün  oruç  tutuyorsunuz  diye sorduklarında,

 

Allah bugünde Mûsâ ve kavmini Fir’avn ve avenesinin şerrin-

 

den kurtardı. Mûsâ (a.s.) da Allah’a şükür için oruç tutmuştu,

 

demişlerdi.  Resûlullâh  (s.a.v.):  “Mûsâ  bize  sizden  daha

 

yakındır”  buyurdular ve  “O  gün  oruç  tutmak  geçen  yılın

 

suçlarını  giderir.”  buyurdular. Yahûdîlere benzememek için

 

de aşure gününün birgün öncesinin veya birgün sonrasının da

 

oruçlu geçirilmesi gerekir.

 

(Hz Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.) hem öncesinde

 

hemde sonrasında oruç tutmanın en iyisi olacağını söylemiş

 

lerdir.) Not: MUbârek GUn ve Gecelerserfsinin birsonraki yazl

 

sı 27-28 Arahk tarihindedir.

 

ESMÂÜ’L-HÜSNÂ’DAN EI-MÜ’MİN (C.C.)

 

Allah’ ın isimlerinden, biri de el-Mü’min ism-i Celîli’dir ki ma’nâsı,

 

kendine   sığınanlara   aman   vermesi,   onları   hususî   himayesine

 

almasıdır.

 

Allâhü  Te’âlâ’nın  nimetlerinden  biri  de  emniyettir,  insan,  malı,

 

canı, ırzı ve namusu için her saat korku ve endişe içinde kalsaydı,

 

bu ne büyük azâb olurdu. Yüreklerimizde böyle bir korku taşımıyor,

 

bilâkis  rahatlık  ve  iç  ferahl ığı  içinde  yaşıyorsak  bunun  el-Mü’mîn

 

ism-i Şerîfinin tecelliyât ından olduğuna, şübhe yoktur. Binaenaleyh

 

emniyet  ve  asayişin  temini  için  çalışan  her  şahıs  ve  bu  uğurda

 

kullanılacak her çeşit silâh ve âlet, hep bu ism-i Şerîfin mazhârıdır.

 

Yani aynas ıdır, sebebleri ve vâsıtalar ıdır.

 

el-Mü’mîn ism-i Şerîfini 136 defa zikreden her tehlikeden emîn

 

olup cin ve şeytân şerrinden kurtulur.

 

SAFER AYINDA HER GÜN OKUNACAK DUÂ

 

Bi’smi ’llâhi ’r-rahmâni ’r-rahîm

 

E’ûzü  billahi min  şerri hâzâ ‘z-zamâni ve este’tzu bi-ht min

 

şürûri   sâiri’z-zamâni   ve   e’ûzu   bi-celâli   vechike   ve   cemâli

 

kudsike en tüctrent mine’l-belâi fi hâzihi’s-seneti ve kına min

 

şerri     mâ-kadayte         fîhâ     ve     ekrimnâ       fî ‘s-saferi    yâ

 

ekreme’l-ekremtne.         Ezhir    vahtim     hâzihi’ş-şuhûre       ‘aleyye

 

bi’s-selâmeti   ve’s-sa’âdeti   ve   li-ehli   beyti   ve   li- ‘akribât   ve

 

li-cemVi   ümmeti   Muhammedin   ‘aleyhi’s-salâtü   ve’s-selâmu

 

bi-rahmetike       yâ    erhame’r-râhimtne.        Allâhümme        ferricnâ

 

bi-duhûli’s-saferi vahtimlenâ bi’l-hayri ve’z-zaferi.

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Bu zamanın ve

 

diğer  zamanların  şerrinden  Allah’a  sı-ğınıyorum.  Senin  celâlin  ve

 

cemâline  sığınıyorum.  Bu  yılın  belâlarından  ve  o  yıl  içerisinde

 

hükmettiğin  sıkıntılardan  Sana  sığınıyorum.  Ey  ikramı  bol  olan

 

Allah’ım!  Bize  Safer  ayında  ik-ram   et.  Ey   merhametlilerin  en

 

merhametlisi,  merhametin  hür-metine  bu  ayları   bize,  ailemize,

 

akrabamıza ve tüm  ümmeti Muhammed’e  bereket ve aydınlık kıl.

 

Allah’ım! Safer’in gelişini bize rahatlık kıl. Hayır ve zaferle bitmesini

 

nasib eyle.

 

(Misvak Neşriyat, ibâdet Takvimi ve Dualar, 30-31.s.)

 

SAFERAYI NAMAZI VE DUALARI

 

Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra

 

yeryüzüne inecek belâlardan Allah (c.c.)’nun izniyle korunmak için

 

imsakten  önce  dört  rek’at  nafile  namazı  kılıp  Fâtiha’dan  sonra

 

zamm-ı  sûre  olarak,  birinci  rek’atte  17  “Kevser”;  ikinci  rek’atte  5

 

“ihlâs”;   üçüncü   rek’atte   1  “Felâk”;  dördüncü   rek’atte   1  “Nâs”

 

sûrelerini okuyup selâmdan sonra duâ edilecektir.

 

Safer’in  son  çarşambasının  gecesi  veya  gündüzü  iki  rek’at

 

namaz kılıp birinci ve ikinci rek’atte Fâtiha’dan sonra 11’er “ihlâs”

 

okunacak. Namazdan sonra 7 defa istiğfar edilecek ve el kald ırıp 11

 

defa Salât-ı  Münciye ve sonlarında  “inneke ‘alâ  külli  şeydin kadir”

 

okunacaktır.    Bu    dualarda,   “Allâhü    Te’âlâ’nın,   kendimizi,   aile

 

fertlerimizi ve bütün Mü’minleri gökten inen belâlardan, yerden gelen

 

belâlardan  ve  bütün  belâlardan  muhafaza  buyurması”  için  niyaz

 

edilecektir. Yine Safer ayının son çarşamba gecesi veya gündüzü

 

iki rek’at namaz kılınıp, birinci rek’atta Fâtiha’dan sonra 7 “Kadir” ,

 

ikinci rek’atta Fâtiha’dan sonra 5 “Kevser” okunacakt ır.

 

SALÂT-I        MÜNCİYE:         ‘Allâhümme        salliala    seyyidinâ

 

Muhamme-din ve ala âli seyyidinâ  Muhammed. Salâten tüncînâ bihâ

 

min  cemVil  ahvâl-i  vel-  ‘âfât  ve  takdî  lenâ  bihâ  cemVal  hâcât  ve

 

tütahhiriinâ bihâ min cemîTs-seyyiât ve terfe’ûnâ bihâ a’le’d-derecât

 

ve  tübelliğunâ  bihâ  aksal-gâyât  min  cemîTl-hayrâti  frl-hayâti  ve

 

ba’del-memât.”  SAFER  AYININ  İLK  VE  SON  ÇARŞAMBA  GÜNÜNDE

 

OKUNACAK DUÂ

 

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

 

“Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike

 

ve alâ âlihî ve bârik ve settim. Alâhümme innî e’ûzü bike min şerri

 

hâze’l yevmi ve min külli şirretin ve belâin ve beliyyetin-riletî fihi ve

 

yekûnu fi llmike yâ Dehru, yâ Deyhânı, yâ Keynânü, yâ Keynûnü,

 

yâ Evvelü, yâ Ebedü, yâ Mübdiü, yâ Muldü, yâ Zel-celâli ve ikram.

 

Yâ Ze’l-arşi’l mecîdi ente tefalü mâ nürîdü. Attâhümma’hrüsnî

 

bi-aynike’ttetî lâ-tenâmü fi nefsi ve mâli ve evlâdı ve dinî ve

 

dünyâye’lletTbtelânî bi-suhbetihim bi-hurmetil ebrâri vel- ahyâri bi-

 

rahmetikeyâAzîzü, yâ  Ğaffâru, yâ Kerîmü, yâ Settâru, bi-rahmetike

 

yâ Erhame’r Râhimîn. Allâhümme şedîdül kuvâ yâ Şedidü, yâ

 

Azîzü, yâ Kerîmü, yâ Kebîru, yâ Müteâlü! Zelleltü bi-ızzetike, cemVı

 

halkike yâ Muhsinü, yâ Mücmilü, yâ Mütefaddılü, yâ Müriımü, yâ

 

Mükrimü lâilâhe illâ ente. Allâhümme yâ Latîfü letafte bi-halki’s

 

semâvâti vel-ardı ültuf bina fî kadâike ve âfınâ min belâike ve la

 

havle ve lâ- kuvvete illâ bike bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîne.

 

Hasbünallâhü ve ni’mel vekil lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ bi’ttâhi’l

 

Aliyyi’l Azîm. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî

 

kj/e sahbihî ve sellim.”

 

(İbâdet Takvimi ve Dualar, 31 .s.)

 

 

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA

GÜNÜNDE OKUNACAK DUÂ

(SELÂM ÂYETLERİ)

 

E’ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- rac’ım.

 

Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahim.

 

Selâmün  ‘aleyküm ketebe rabbüküm    ‘ala

 

nefsihi’r-rah-meh.

 

Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni’me ‘ukbe’d-dâr

 

Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta’me-

 

lun.

 

Ve selâmün  ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve

 

yevme yüb’asühayyen.

 

Ve’s-selâmü  ‘aleyye yevme vülidtü ve yevme emûtü ve

 

yevme üb’asühayyen.

 

Selâmün  ‘aleyke se-estagfiru leke rabb’ı innehû kâne b’ı

 

hafiyyen.

 

 

Ve’s-selâmü  ‘alâ meni’t-tebe’a’l-hüdâ.

 

Ve selâmün  ‘alâ ibâdihi’l-lezine’stafâ

 

Selâmün  ‘aleyküm lâ-nebteği’l-câhilin.

 

Selâmün kavlen min rabbi’r- rahim.

 

ün

 

Selâm    ‘alâ Nûhin ITl- ‘âlemin, innâ kezâlike

 

neczi’l-muh-sinin, innehû min ‘ıbâdine’l-Mü’minin.

 

Selâmün    ‘alâ    İbrahim,    innâ kezâlike neczi’l-muhsinin,

 

innehû min ‘ıbâdine’l-Mü’minin.

 

Selâmün  ‘alâ Mûsâ ve Hârûn, innâ kezâlike neczi’l-muh-

 

 

sinin, innehümâ min ‘ıbâdine’l-Mü’minin.

 

Selâmün    ‘alâ    ilyâsin,   innâ    kezâlike

 

 

neczi’l-muhsinin, innehû min ‘ıbâdine’l-Mü’minin.

 

ün

 

Ve selâm    ‘ale’l-mürselin.

 

Selâmün  ‘aleyküm tıbtüm fe’dhulûhâ hâildin.

 

Selâmün hiye hattâ matla’ı’l-fecr.

 

 

 

SAFER AYI DUASI

 

Allâhümme bârik fi şehri’s-saferi va’htim le-nâ

 

bi’s-sa’â-deti ve’z-zaferi.

 

(ibâdet Takvimi ve Dualar, s.33-36 )

 

 

 

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN

BERÂT GECESİ İBÂDETİ

 

Hz. Âişe Vâlidemiz (r.anha), yüce Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu geceki hallerini şöyle naklediyor:

“Peygamber (s.a.v.) namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Süre o kadar uzadı ki rûhunu teslim etti zannettim. Elimle parmağına dokundum, kımıldadı, ben de sevindim. Secdede şöyle  duâ ediyordu: “Allahım azâbından affına, gazâbından rızâna sığınırım. Senden yine sana ilticâ ederim. Şânın yücedir. Seni, lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen, kendini senâ ettiğin gibisin.” Sabah olunca bunları Resûlullah (s.a.v.)’a söyledim O da: — “Yâ Âişe bunları öğrendin mi?” buyurdu. — “Evet Yâ Resûlallah.” dedim. Resûlullah (s.a.v.) da: — “Bunları hem öğren, hem de başkalarına öğret. Çünkü bunları bana Cebrâil öğretti ve secdede öyle duâ etmemi istedi.” buyurdu.

(Et-Tergîb ve’t-Terhîb)

İşte bu suretle Resûlulah (s.a.v.) sabaha kadar ibâdet ve taattan ayrılmadı. Ben Resûlullah (s.a.v.)’ın ayaklarını oğuştururken:

“Anam babam sana fedâ olsun; Allah-ü Teâlâ evvel ve âhir günahlarını mağfiret etmedi mi? Seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten muhâfaza etmedi mi? Öyle değil mi? Öyle olmadı mı?”  derdim. Resûlullah (s.a.v.):

“Yâ Âişe ben Rabbimin (c.c.) bunca nimetine şükreden bir kul olmayayım mı? Hem sen bu gecede ne olduğunu biliyormusun” dedi…   (Üçaylar ve Fazîletleri)