Kur’an okuyucusu duruma göre gizli ve açık bir şekilde Kur’an kıraat edebilir. Her iki okuyuşla ilgili rivayetler mevcuttur. Gizli okuyuş konusunda Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Gizli kıraatın, açıktan yapılan kıraata göre fazileti, zekâtın gizli verilmesinin, açıktan verilmesine karşı olan fazileti gibidir.” Diğer rivayetler ise şöyledir:

“Açık olarak Kur’an’ı kıraat eden, zekâtını açıktan veren gibidir. Kıraatını gizli yapan ise, zekâtını gizli veren gibidir.” “Gizli amel, açıkça yapılan amele göre yetmiş kat daha faziletlidir.” “Rızkın en hayırlısı yeterli olanıdır. Zikrin en hayırlısı da gizli yapılanıdır.” “Hiçbiriniz, akşamla yatsı arasında, kıraatını, diğerini rahatsız edecek şekilde açıktan yapmasın.”

Saîd b. Museyyeb (r.a.) bir gece Resûlullâh (s.a.v.)’in mescidinde Ömer b. Abdülaziz (r.a.)’in namazda, sesli olarak Kur’an okuduğunu gördü. Sesi de pek güzeldi. Yanında bulunan hizmetçisine: “Şu namaz kılana git ve sesini kısmasını söyle” dedi. Hizmetçisi: “Nasıl olur, mescid bize ait değildir. Herkesin ondan hakkı vardır” dedi. Bunun üzerine Saîd (r.a.): “Ey namaz kılan, eğer namazdan muradın Yüce Allâh ise, sesini yükseltme. Ama muradın insanlar ise, iyi bil ki onlar, Allâh (c.c.)’dan yana sana hiçbir fayda veremezler ve hiçbir ihtiyacını karşılayamazlar” dedi. O zaman Medine valisi olan Ömer b. Abdülaziz (r.a.), sesini kesti ve rekâtını kısa tutarak namazını tamamladı. Selâm verdikten sonra ayakkabılarını aldı ve oradan çıkıp gitti.

Öte yandan sesli kıraat da önemlidir. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.), gece namazında sesli olarak Kur’an okuyan bir grubu beğenmiş ve hatta Kur’an okuyuşlarına kulak verip dinlemiştir. Ayrıca bir rivayette kıraatın sesli yapılmasını tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, gece namaz kılmak üzere kalktığında kıraatını sesli yapsın. Çünkü melekler ve evde bulunan diğer cin vesaire onun kıraatını dinler ve onunla namaz kılar.”

(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)