Enes b. Malik (r.a.) demiştir ki: “Allâh Resulü (s.a.v.)’in ashâbı birlikte yürürken, önlerine bir kaya yahut tepe gelip de birbirlerinden ayrılsalar, onun arkasında karşılaştıkları zaman birbirlerine selam verirlerdi.”

Müminin, Allâh için sevdiği kardeşinin gıyabında şerefini koruması, onun hakkında güzel övgülerde bulunması, faziletini anlatıp yayması, hatalarını gizlemesi, özür ve mazeretlerini kabul etmesi, bu dostluğun gerektirdiği vazifelerdir.

Hz. Resûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi: “Bir mecliste oturan iki kimsenin mecliste konuştukları bir emanettir. Öyleyse, onlardan birisine, kardeşinin aleyhine olacak sevmediği şeyleri yayması helal değildir” (İbn-u Mübarek)

Mümin yaptığı bir işte kardeşine yalan söylememeli, onun sırrını, gizli bilgi ve hâllerini kimseye açmamalı, onu gıybet etme ve laf taşıma durumunda bırakmamalı, onu seni idare etmeye mecbur etmemeli, kendisini özür dileme durumuna düşürmemeli, gücünün yetmediği veya yapmak istemediği işleri kendisine yüklememelidir.

Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Arkadaşların en kötüsü, seni idare etmeye mecbur eden ve seni özür dilemek zorunda bırakan kimsedir.” Diğer bir defasında da şöyle demiştir: “Arkadaşların en kötüsü, sana yük olan ve takâtini zorlayandır.”

Ebu Amr b. el-Alâ (r.âleyh) der ki: “Her şeye karşı sabır güzeldir; fakat yakın arkadaştan gelen sıkıntıya sabır zordur.”

Bişr b. el-Hâris (r.âleyh) derdi ki: “İnsanlardan ancak güzel ahlaklı kimselerle içli dışlı ol; ancak bu kimseden hayır gelir; sakın kötü ahlaklı kimseye yanaşma; ondan ancak kötülük gelir.”

(Ebu Talib el-Mekkî, Kutu’l Kutub, c.4, s.355-358)