Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri; eşimizin, şehvet arzûsu uyandıracak sûrette süslenerek, güzel kokular sürerek evinden dışarı çıkmasına izin vermememizdir. Böylece, hem kendi dînimizi hem de müslümân kardeşlerimizin dînini korumuş oluruz. Bu ahde genellikle herkesten çok hıyânet edenler, bilgin ve sâlih kişilerin âileleridir. Nefislerine mağlûp olarak eşlerinin bu şekilde dışarı çıkmalarına mâni olmamaktadırlar. Şu cihet iyi bilinmeli ki, şer‘î hayâ, ancak bu kötü şeyleri bırakmakla olur. İlâhî emirleri yapmamak ise dîninin noksanlığından ileri gelir.

“Her göz zinâ işler. Bir kadın süslenerek ve güzel kokular sürerek bir kalabalığın önünden geçerse, o da zinâ işlemiş demektir.” (Ebû Davud, Tirmizî)

“Bir kadın güzel kokular sürünerek, göz alıcı güzel elbiseler giyerek bir toplumun önünden geçerse, o toplum, onun süründüğü kokuyu alırsa o kadın zinâ işlemiş olur. Her bakan göz de zinâ işlemiş olur.” (İbn Hüzeyme, İbn Hibban)

“Bir kadın mescîde kokular sürünerek namâza gitmeye kalkışırsa, evine dönüp yıkanmak sûretiyle o güzel kokuları atmadıkça Hakk Teâlâ o kadının mescîdde kılacağı namâzı kabûl etmez.” (İbn Hüzeyme)

“Ey insanlar, kadınlarınızın süslü giyim ve ziynetlerle mescîdlere salına salına gelip kendilerini âleme göstermelerini yasaklayınız. Çünkü İsrâîloğullarının kadınları bu şekilde ibâdethanelerine gittiklerinden Allâh (c.c.)’un lanetine uğramışlardır.” (İbn Hüzeyme)

Allâh (c.c.) en doğrusunu bilir.

 (İmâm-ı Şa‘rânî, Büyük Ahidler, s.877-878)