Esad Erbili Hazretleri (k.s.) şöyle buyurmuştur: “Arz ve ifade olunur ki, yüce tarikatlerin cümlesi esas itibariyle mevcudatın övüncü ve Seyyid-i Kainat Efendimizin (s.a.v.) sözleri ve fiillerinden ibaret bulunduğu halde, bazı din kardeşlerimizin (tasavvuf ve mezhep konusunda) az veya çok itirazlarına hedef oldukları herkesin malumudur. Bu durum onların ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin geniş, engin manalarına vakıf olamadıklarından veyahut da müctehid imamların mezheb ve mesleklerine hakkıyla aşina olmadıklarından kaynaklanır.

İnsaflı bir şekilde düşünerek, zikrolunan ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dikkat edenlerin, vehimlerden, şek ve şüpheden, su-i zandan ve inkara düşmekten korunmalarını

Hadi-i Hakiki hazretlerinden istirham eylerim.”

(Risale-i Esadiyye ve Fatiha-i Şerife Tercümesi, s.8) İslamiyet bir bütündür. Her şeyi içerisine alan ilahi bir dindir. Allahü teala hazretleri yarattığı kullarının ne gibi vazifelerle mükellef bulunduklarını açık olarak beyan buyurmuştur. İslam dini insan için, bütün canlılar için en mükemmel ilahi bir dindir. İnsanın ne şekilde hareket edeceği, vazifelerinin ne olduğu açık açık anlatılmıştır. Bir mü’mine, bir Müslümana gereken; İslami hükümlere, (ve buna uygun) Müslüman Türk adet ve an’anelerine sıkı sıkıya bağlı kalmaktır.

Son asırda İslam düşmanları tarafından Müslümanlar arasına pek büyük nifaklar sokuldu. Bu nifaklar bazı gafil müslümanları İslam’ın adet ve an’ane bağlarından kopardı. Kendi öz varlığını, bir zamanlar cihana hükmeden dedelerinin yaşayış tarzlarını beğenmez oldu. Yabancılara benzemeyi bir üstünlük ve ilericilik saydı. Bütün dilek ve temennim, topyekün müminlerin, müslümanların gafletten sıyrılarak dost ve düşmanlarını tanıyarak İslam’a sıkı sıkıya bağlı kalmalarıdır.

(Esad Erbili (k.s.), Kenzü’l-İrfan, s.241-242)