İslam medeniyeti; bugün bile kullanılan modern ilim metodlarının,Müslümanlar tarafından bilinçli olarak kullanılmasıyla ortaya çıkan, parlak bir medeniyet sarayıdır.
“İlmin ilk şartı şüphedir”, diyen bu ışıklı medeniyetin mimarları, bugün bile düşündücü ve hayranlık uyandırıcı bilimin anahtarlarını keşfetmişlerdir. Tekniğin ve bilimin bu kadar geliştiği çağımızda, sıfırın keşfi, kağıdın icadı, astronominin bugünkü postülatları olan dünya ve gök cisimleriyle ilgili temel prensipler vs., oldukça önemli buluşlardır. Bugünün bilim ve teknolojisi, kendisini orta zaman İslam medeniyetinin ektiği tohumlara borçludur. Dr. Sigrid Hunke şöyle yazar: “Frederik, Albertus Magnus, Roger Bacon, Leonardo da Vinci, Francis Bacon ve Galile gibi mütefekkirler silsilesi, birinci halkayı teşkil eder. Başlangıç mı? Yoksa İslam fikir dünyasından buraya uzanan zincirin bir halkası mı? Zira, Albertus Magnus, Roger Bacon ve Leonardo dahi, doğrudan doğruya Müslümanların omuzlarına dayanırlar. İslam ilmi, ayrıca Sicilya Sarayı’ndan, bilhassa II. Frederik vasıtasıyla onlara ulaşır.” (Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi) Daha 1000 yıllarında, yani Kopernik’ten 500 sene önce, İslam bilgini El-Biruni (973-1048) tarafından; gündüz ve gece değişikliğinin; diğer gezegenler gibi Dünya’nın, Güneş etrafında dönmesiyle meydana geldiği ortaya atılmıştı. Bu görüşün,
değil o devirde İncil tarafından hoş karşılanması ve Avrupa’nın anlaması; 500 yıl sonra Kopernik bile bu ilmi tezi cesaretle savunamamıştır.

Müslümanlar, hiçbir dogmatizme sapmadan, özgürce ve cesaretle ilmî çalışmalarını sürdürdüler. H. G. Wells de bunu şöyle ifade eder: “(Müslümanlar), yapabilecekleri keşiflerin,
kendilerine ne büyük faydalar sağlayacağını ve insanların hayatında ne kadar kapsamlı etkiler yapacağını başlangıçta anlamışlardı. (Kısa Dünya Tarihi)

(Halil Bayraktar, İslam Medeniyeti’nin: Bilim Ve Teknolojiye Katkıları)