İmâm Şarani (k.s.) diyor ki: “Bir kimse İmâm Ebû Hanife (r.a.)’e yaptığı reddiyeyi bana gösterdi. O gece, İmâm Ebû Hanife (r.aleyh)’i rüyamda gördüm. Yetmiş arşın mikdarı yüksek bir yerde idi. Kendisinin, güneş ışığı gibi parlayan bir nuru vardı. Onu reddeden alimi de sivri sinek misali onun önünde durur buldum.

İmâmımız İmam Şafi (r.aleyh) şöyle demiştir: “İnsanların hepsi fıkıh ilminde Ebû Hanife (r.aleyh)’in aile efradı gibi ( O da bunların reisi)dir. Nasıl olur da bizim emsalimizden olan bir kimse kalkar da onu reddeder. Bu, delilikten daha ileri bir harekettir.”

İmâm Şafi, Bağdat’a girince Ebû Hanife (r.aleyh) Hazretleri’nin kabirini ziyarete gitmiş ve onun huzurunda kıldığı sabah namazında kunutu terk etmişti. Bu kendisine sorulduğunda, “İmâm Ebû Hanife (r.aleyh) kunutun sabah namazında okunacağını söylemedi. Onun huzurunda kunut tekbiri almaktan haya ettim” demiştir. Allâh (c.c.), edep ehlinden razı olsun. Bu davranış, edepler ve sünnetlerde geçerlidir. Vacip ve haram olana gelince; eğer o hususta bir delil varsa ona muhalif bulunan kimseye  karşı edep göstermek için onu terk etmek yoktur.

Efendim Aliyyül Havas (k.s.)’ı şöyle söylerken işitmişimdir: “Bir şahıs, İmâm Ebû Hanife (r.a.)’i reddetmeye kalkmıştı. Bunları yazdığı bir defteri bana getirmişti. Ben, kendisini kovdum ve sözüne kulak vermedim. Benden ayrılıp gitti. Evindeki yüksek bir merdivenden düşüp beli kırıldı ve kalça kemiği yerinden çıktı, halen de beli kırık durumdadır. Büyük ve küçük abdestini yatağı üzerine yapıyor. Allâhü Tebareke ve Teâlâ’dan afiyet diliyoruz. Defalarca bana adam gönderip kendisini ziyaret etmemi istemiş ise de İmâm Ebû Hanife (r.a.)’e olan edebimden dolayı ve ona karşı terbiyesizlik etmesi sebebiyle geçmiş olsuna varamadım.

(Yusuf en-Nebhani, Şevahidül  Hakk, s.302-305 )