Korku (haşyet) ya‘ni Allâh ta‘âlâdan korkmak, ilmin gereklerindendir. O hâlde, haşyetin (Allâh korkusunun) olmadığı yerde ilmin olmaması lâzım gelir. Öyle ise, kendisinde haşyet olmayan kimse hakîkaten âlim değildir. Zîrâ Allâh ta‘âlâ, Fâtır sûresi, 28. âyette: “İnnemâ yahşa’llâhe min ibâdihi’l-ulemâ” meâlen: “Kulları içinde Allâh’tan ancak (gereğince) âlimler korkar.” hükmetmiştir.

Bu hükm-ü İlâhîde ya‘ni âyet-i celîlede ilmin, ferâh ve emniyet için değil; haşyet için sebebiyetinin kuvveti açıklanmış oluyor.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Allâh ta‘âlânın Mü’minûn sûresi, 60. âyeti: “O kimseler ki verdiklerini (iyilik, ihsân sadaka, sâlih amel ve bunun gibi) kalbleri, onların kabûl edilmemesinden korkar oldukları hâlde verirler.” “Sâlih ameller işleyenler” tefsîr olunmuştur.

Ahmed İbn-i Hanbel (r.a.) ve Hâkim (r.h.)’ın Hz. Âişe Sıddîka (r.anhâ) vâlidemizden rivâyetlerine göre Resûlullâh (s.a.v.) Efendimize, Allâh ta‘âlânın, Mü’minûn sûresi, 60’taki “O kimseler ki verirler…” âyet-i celîlesinden Hz. Âişe Sıddıka (r.a.) vâlidemiz sordular: “-Âyet-i celîlede zikredilen o kimse, hırsızlık eden, zinâ eden, içki içen; fakat bunlarla birlikte de Allâh ta‘âlâdan korkan kimse midir?” Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

“- Hayır, o kimsedir ki oruç tutar, sadaka verir, namâz kılar, bununla berâber Allâh ta‘âlâdan bu amellerinin kendisinden kabûl olunmamasından korkar.”

O hâlde Fâtır sûresi, 28. âyet: “İlmin, korkuya yakınlığı”, Mü’minûn sûresi, 60. âyet: “Amelin korkuya yakınlığı” içindir.

(Hz. Muhammed Mevlânâ Ebû Saîd Hâdimî (k.s.),

Berîka Tercemesi, 2.c., 443-444.s.)