Birilerini zannettiği gibi kuran 1400 sene öncesinin kitabı değildir. 1400 sene önce nüzul eden ama tüm zamanları kuşatan bir kitaptır. Zira sonsuzdan gelen sonsuz ilim sonsuz hikmet yüklü bir kelamı ezelidir.

Şu her bir zerresi Allâh (c.c)’ü tanıtan kainatın evrimci bir düşünceyle izaha çalışan birileri nasıl kainattaki mahlukları ilkel-gelişmiş diye ayırıyorlarsa çağları ve asırları da öylece bölüyorlar. Nasıl amip insandan önce var edilmiş diye ilkel görüyorlarsa ilk insanı da ilkel insan olarak görüyorlar. Zamanı düz bir çizgi olarak görüyor; sonraki her yılı önceki her yıldan ileride düşünüyorlar. Böyle olunca geçmişte kalan herşey bugün var olandan ve gelecekte var olacak olandan geri olmuş oluyor. Kuranı da 1400 yıl öncesine hapsedince matah soruymuş gibi soruyorlar: “İslâm çağımıza cevap verebilir mi?” “Kur’an çağımızın ihtiyaçlarını karşılayabilir mi?”

Oysa bir kere ilkel bir yaratık yoktur. Her şey kendi görevini mükemmel biçimde yapmaktadır. hangi gelişmiş insan ilkel amipin yaptığını yapabilir?” İkincisi ilkel insan yoktur: İlk insan bir peygamberdir! Üçüncüsü eğer çağlar ilkellik tasnifine sokulacaksa şu modern çağdan daha ilkel bir zaman yoktur. Çünkü insanlık hiçbir çağda elli milyon insanı bir anda öldüren dünya savaşları nükleer silahlar ve ekolojik faaliyetler görmemiştir. Dördüncüsü bu gün birçok batılının da kabullendiği üzere zaman düz bir çizgi üzerinde gitmez aksine bir daire gibidir. Gece-gündüz, ilkbahar-yaz sonbahar-kış, tohum-ağaç-çiçek-meyve-tohum… Bütün bu örneklerin de bize gösterdiği gibi bir dönüşüm söz konusudur. Beşincisi Alim, Hakim, Semi ve Basir olan; ilmi hikmeti kudreti işitmesi, görmesi bizim bilmediğimiz şekilde ve anlayamayacağımız sonsuzlukta olan Allâh (c.c)’ın kelamı olan Kur’ân kelamı ezelidir; yani çağlar üstüdür.1400 sene öncesini değil bütün zamanları kaplar.

(Zafer Dergisi Yayınları, Gerçeğe Doğru, c.4 s.198-199)