Yahya b. Eyyûb (r.âleyh) anlatıyor: “Duyduğuma göre, Hz. Ömer (r.a.) zamanında sürekli mescide devam eden dindar bir genç vardı. Hz. Ömer (r.a.), onun bu hâlini çok severdi. Gencin yaşlı bir de babası vardı. Genç yatsı namazını kılar kılmaz, babasının yanına dönerdi. Eve dönüş yolu üzerinde de bir kadın vardı. Kadın, gence tutulmuş ve gönlünü ona kaptırmıştı.

Sürekli gencin yoluna dikilirdi.

Bir gece, genç yine evine dönerken onu baştan çıkarmaya çalıştı. Genç de kadının peşine takıldı. Tam kadının evinin kapısına geldiği ve içeriye adımını atacağı sırada Allâh (c.c.)’u hatırladı ve dilinden şu âyet dökülmeye başladı: “Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir hayal ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar.” (A’râf s. 201)

Delikanlı, bu âyeti okuya okuya yere yığıldı. Kadın, yardım etmesi için bir cariyesini çağırdı ve onu evinin kapısına kadar götürdüler. Oraya oturttular ve babasına haber vermek için kapıyı çaldılar. Baba, oğlunu o vaziyette görünce komşularını çağırdı; yardım ettiler ve eve aldılar. Uzun süre geçtikten sonra, genç kendine geldi. Babası, “Oğlum neyin var, ne oldu sana?” dedi. Genç: “Bir şeyim yok baba.” dedi. Babası, ısrar edince anlattı başına gelenleri. Babası, “Hangi âyeti okumuştun?” dedi. Genç, yukarıda zikri geçen âyeti okudu; ama yine kendinden geçti. Baktılar ki, bu kez vefât etmiş. Yıkadılar ve geceleyin götürüp kabristana defnettiler.

Sabah olduğunda, olay Hz. Ömer (r.a.)’e intikâl etmişti. Hz. Ömer (r.a.), gencin babasına geldi ve taziyelerini bildirdikten sonra, “Bana neden haber vermediniz?” diye sordu. Dediler ki, “Ey Müminlerin Emîri! Vakit geceydi, sizi rahatsız etmek istemedik.” Hz. Ömer (r.a.), “Bizi onun kabrine götürün.” dedi. Hz. Ömer (r.a.) beraberindekilerle kabre vardı ve şöyle seslendi: “Ey filân”, “Râbbinin huzuruna çıkmaktan endişe duyan Mü’min’e iki cennet var.” (Rahmân s. 46) dedi. Kabrin içindeki genç, ona cevap verdi: “Ey Ömer! Râbbim bana senin bahsettiğin cenneti iki kere verdi.”

(M. Yusuf Kandehlevi, Hayatus Sahabe, s.414)