Hz. Peygamber (s.a.v.) hutbe irad ederek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Ölmeden önce tevbe edin ve Allâh (c.c.)’e dönün. Meşguliyetler çoğalmamışken, acele salih amel işleyin. Allâh (c.c.)’ü çokça anarak, gizli-açık sadaka vererek Allâh (c.c.) ile bağınızı güçlendirin ki, size bol rızık verilsin, yardım edilsin. Biliniz ki, şu bulunduğum yerde, içinde bulunduğum günde, içinde  bulunduğum ayda ve içinde bulunduğum şu yılda Allâh Te’âlâ size kıyamete kadar Cuma Namazını farz kılmıştır. Kim Cuma Namazını, benim sağlığımda veya benden sonra -adil olsun, zalim olsun- başında bir imam varken, küçümseyerek veya farz olduğunu inkar ederek terkederse, Allâh onun içini rast getirmesin ve hiç bir içini bereketlendirmesin. Şunu bilin ki, o kimse tevbe etmedikçe, namazı namaz, zekatı zekat, haccı hac, orucu oruç ve iyiliği iyilik sayılmaz. Ancak kim tevbe ederse, Allâh onun tevbesini kabul eder. Dikkat edin, bir kadın bir erkeğe, bir bedevi bir muhacir’e bir facir bir mü mine imam olamaz. Eğer o facir kılıç ve sopasından korkulan bir kişiyse, o zaman değişir.” (İbn Mace)

  • Peygamber cuma günü minbere çıkarak “Öyle kimseler olacak ki, evi Medine’den bir mil mesafede olduğu halde cuma namazına gelmeyecektir” buyurdu.
  • Peygamber, ikincisinde de “Öyle kimseler olacak ki, iki mil mesafede evinde oturduğu halde cuma namazına gelmeyecektir” buyurdu.
  • Peygamber, üçüncüsünde de “Öyle kimseler olacak ki, Medine’ye üç mil mesafede olduğu halde cuma namazına gelmeyecektir. Allâh Te’âlâ böyle kimselerin kalbini mühürlemiştir” buyurdu. (Terğib)

(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, c.3, s.150-151)