Hacc, lügat yönünden “bir şeye kasdetmek” demektir. Şer’an ise “belli bir yeri, belli zamanda ziyaret etmek”tir. Hacc; hür, Müslüman, mükellef ve sıhhatli kimse üzerine farzdır.

Oturduğu ev, hizmetçi, ev eşyası, elbise ve bunların benzerlerinden ve dönünceye kadar âilesinin nafakasından fazla, yol güvenliği ile beraber azık ve zahiresi, binecek ve yükünü yükletecek bineğe sahip olan kimsenin hacc yapması gerekir. Kadın için, bir sefer mesafesinde (18 saatlik mesafede) mahremi veya kocası bulunması lazımdır. Mahrem; kadının karabet veya süt emmek veya müsâhere (yâni evlenme ile olan akrabalık) bakımından kendisiyle evlenmesi kesinlikle helâl olmayan kimsedir.

Hacc, insana ömürde bir kere farz kılınmıştır. Çünkü, “Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyt’i hacc ve ziyaret etmesi Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Ali İmran s. 97) âyeti nazil olduğu zaman, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar haccediniz!” Orada bulunanlar: Biz her yıl mı, yoksa bir kere mi haccedeceğiz? diye sorduklarında Resûlüllah (s.a.v.): “Hayır, (ömürde) bir kere (haccedeceksiniz)” buyurmuşlardır. (Müslim ve Nesâî)

Haccın vücûbunun (farzıyyetinin) sebebi, Beytullâh’dır. İmâm Ebû Yûsuf (rh.a.)’e göre, Hacc fevrî (hemen/imkân bulur bulmaz) farzdır. İmâm Muhammed (rh.a.)’e göre ise ömür boyunca yapılabilir.

Bir kimse Haccı geciktirse, fâsıktır, denilir ve şehâdeti reddedilir. Lâkin sonradan haccetse, Haccı edâ etmiş olur, kaza olmaz. Hatta farz olduğu ilk yıldan sonra haccı edâ etse, geciktirmek ve ertelemek yönünden günahkâr olmaz. Lâkin eğer hacc etmeden ölürse, o zaman günahkâr olur.

(Molla Husrev, Durer ve Gurer, s. 370-372)