Hasan-ı Basrî (r.âleyh), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlattı:

“Kul, Kıyâmet günü önce namâzdan hesâba çekilir. Onu tam yapmış ise diğer hesâb kendisine kolay olur. Eğer namâzdan bir eksiği varsa Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: “Kulumun nâfile ibâdeti var mı? Farzı onunla tamâmlayın. Eğer tamâmlanırsa kalan ameller buna göre hesâb edilir.”

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Namâz yüce ve büyük olan Allâh’ın rızâsını kazandırır. Meleklerin sevgisini getirir. Peygamberlerin sünnetidir. Ma‘rifet nûrudur, îmânın aslıdır. Duâya icâbeti sağlar, amelleri makbûl eder. Rızka bereket getirir. Vücûdlara rahatlık verir. Düşmanlar üzerine silâhtır, şeytânı kaçırır, ölüm meleği ile namâza devâmlı ehil arasında şefaatçidir. Kabirde kandildir ve orada bir yaygıdır. Münker Nekir’e cevâbdır. Kıyâmete kadar kabirde can yoldaşıdır. Kıyâmet günü olunca namâz, kılanın üstünde bir gölgeliktir. Başında tâcdır. Bedenine elbisedir, önünde giden bir nûrdur, insanlarla arasına gerilen bir perdedir. Rabbleri huzûrunda müminlerin hüccetidir. Mîzanda ağırlıktır. Sırattan geçiştir. Cennette anahtardır. Çünkü namâz, tesbîhtir, hamddır, ta‘zimdir, kıraat ve duâdır. Hâsılı faydalı işlerin tümü vaktinde kılınan namâzdadır.”

(Ebû Leys Semerkandî, Tenbîhü’l Gâfilin Bostânü’l-Ârifîn, 315-316.s.)

NAMÂZDAN SONRA MUSÂFAHA

Ulemâmızdan bazıları, namâzların sonunda âdet olan musâfahanın da mekrûh olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki musâfaha sünnettir. Burada mekrûh olması, buraya mahsûs olarak rivâyet edilmediği avâm takımının(her namazdan sonra tokalşamayı) sünnet zannetmesinden ileri gelmektedir.(Adet haline getirilmezse mekruh olmaz.)

(İbn Âbidîn, 3.c., 487.s.)