İlk sûfîlerden olan Ebû Bekir Şiblî H. 247’de (861) Sâmerrâ’nın Şibliye köyünde doğdu. Ebû Bekir Şiblî (k.s.) hocalarına karşı çok edebli davranır, onların sözünden çıkmazdı. Söz dinlemenin üstünlüğünü ve faydasını bizzat yaşayışıyla gösterirdi. Dünyâyı terki, haramlardan sakınması çok fazlaydı. Az yer az uyurdu. Fazla uykudan kaçınmak ve az uyumak için gözlerine sürme gibi toz sürerdi.

Ebû Bekr Şiblî bir gün hastalanmıştı. Zamânın halîfesi onu tedâvi etmesi için Hıristiyan bir doktor gönderdi. Doktor yanına geldi ve Şiblî’ye; “Canın ne ister?” dedi. Şiblî, “Senin Müslüman olmanı isterim!” dedi. Hıristiyan doktor çok şaşırdı; “Sen şu anda ölüm hastası birisin, sen kendini düşüneceğine, benim Müslüman olmamı istiyorsun. Peki ben Müslüman olunca sen iyi olacak mısın?” dedi. Şiblî; “Evet!” dedi. Hıristiyan doktor hemen Müslüman oldu. Şiblî de, iyileşmiş olarak yataktan kalktı ve doktorla berâber halîfenin yanına gittiler. Halîfe durumu sorup anlayınca; “Ben hastaya doktor gönderdim zannediyordum, meğer hastayı doktora göndermişim!” dedi.

Buyurdu ki: Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.

Buyurdu ki:

“Dört yüz hocadan ders okudum. Bunlardan dört bin Hadîs-i Şerîf öğrendim. Bütün bu hâdislerden bir tânesini seçip kendimi ona uydurdum. Çünkü, kurtuluşu ve saâdeti ebediyyeye kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasîhatleri hep bunun için gördüm. Seçtiğim Hadîs-i Şerîf şudur. Peygamberimiz (s.a.v.), bir sahâbiye buyurdu ki:

“Dünyâ için dünyâda kalacağın kadar çalış. Âhiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış, Allâhü Teâlâ’ya, muhtaç olduğun kadar itâat et. Cehennem’e dayanabileceğin kadar günâh işle.”

(Rehber Ansiklopedisi, c.16, s.85)