İlim ehli, âlim veya hoca olarak görünen bazı kişiler, dünyevî makam, mevki, mal, mülk veya insanların sevgisini kazanmak için dini istismar edebilirler. Bunlardan kimi bilmeyerek fetva verir. Câhilce ve işin hakikatini bilmeden fetva veren kişi, mel’ûndur. Yanlış fetva verip aldattığı ve saptırdığı insanların günâhlarının bir misli de onadır.

Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“İlmi olmaksızın (Kur’ân-ı Kerimin ilimlerini tam bilmeden) Kur’ân-ı Kerim hakkında (yanlış) konuşursa; o kişi cehennem ateşinde yerini hazırlasın.” (Tirmizi)

“Benim aleyhimde (bir hadisimi inkar eder veya hadis olmayan bir şeyi uydurup; bu Hadis-i Şerif’tir diyerek) yalan söylerse; o kişi cehennem ateşinde yerini hazırlasın.” (Müsned-i Ahmed)

“Kim, ilmi olmaksızın (tam bilmediği bir konuda eksik konuşur ve yanlış) fetva verirse; gök ve yer melekleri ona lanet ederler.” (Kenzü’l-Ummal)

Eğer kişide cehaletle fetva verme gibi kötü özellikler varsa; bunlardan tövbe etmesini sağlamalıyız. Meleklerin lanetine uğrayan kişinin dünya saadetine uğraması mümkün değildir.

İlim ehlinin bazıları da bildikleri halde hakkı ve hakikati gizliyor. Bildikleri halde, dünyevî düşünceler, mal, makam, mevki, para veya halkın sevgisini ve ilgisini kazanmak için; yanlış yere fetvâ veriyor. Câhillerin istekleri doğrultusunda konuşuyorlar… Bunlar, halkı dalâlete düşüren, sapıklardır. En büyük zalimlerdir. Bunlara “ulamâ-i sû” (kötü âlimler) denilir. Bunlar, dini dünya karşılığında satanlardır. Halbuki ilim zühd ve takvayı gerektirir. Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: “Kimin ilmi artar da (ziyâde ilme sahip olur da) dünya (ve dünya malına karşı) zühdü (ve takvâsı) artmazsa; o kişinin ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinden uzaklaşması artar.” (Camius’s-Sağîr)

(Ömer Faruk Hilmi, Sahte Şeyhlerin Hükmü Ve Akibetleri)