İnebahtı Muharebesi’nde Osmanlı donanması neredeyse kamilen mahvolmuştu. Üç tarafı denizlerle çevrili bu büyük imparatorluğun sahilleri Haçlı donanmalarının saldırılarına açık hâle gelmiş bulunuyordu.

Yeni Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa bu sebeple çok telaş gösteriyordu. Gerçi sadrazam baharla birlikte iki yüz elli parçalık büyük bir donanmayı kendisinin emrine vereceğini vadetmişti. Ancak ne kaptan paşa ve ne de sadrazamın yakınları bu projenin gerçekleşeceğine ihtimal veriyorlardı.

Divan toplantılarında Kılıç Ali Paşa çoğu kez; “Donanma hazır olur değil mi paşam?” diyerek endişelerini dile getirmekten de geri kalmıyordu. Sokollu ise; “Hazır olur merak etme. Baharda alırsın” diyerek net cevaplar veriyordu. Buna rağmen kalbi bir türlü teskin olmayan Kılıç Ali Paşa yine bir divan toplantısında Sokollu’ya: “Paşam belki tekne hazırlanması mümkündür. Ancak yüz gemiye, beş altı yüz lenger (gemi demiri) palamar, ip ve her gemiye yelken ve diğer aletler tedarikine imkân bulunmaz” deyince Sokollu Mehmed Paşa: “Paşa! Paşa! Sen bu Devlet-i Aliyye’yi henüz tanımamışsın. Allâh aşkına şuna inan. Bu devlet öyle bir devlettir ki eğer isterse o donanmanın bütün demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden ve yelkenlerini atlastan yapmakta asla güçlük çekmez. Hangi geminin gerekli alet ve yelkenini yetiştiremezsem gel bu minval üzere benden iste.”

Bu sözler üzerine heyecanlanan Ali Paşa ayağa fırlayıp saygı ile sadrazamın elini öpmüş ve, “Kesin olarak inandım ki bu donanmayı tamamlarsınız” demiştir.

Gerçekten de Osmanlı Devleti’nin muazzam işleyen teşkilatı sayesinde beş ay içerisinde iki yüzden fazla kadırga ve başta bütün araç ve gereçleri, top, tüfek ve sair savaş silahları, kürekçisi ve savaşçısı ile hazırlanarak kaptan paşanın emirine verildi.

(Ahmet Şimşirgil, Kayı V, s.52-55)