Hepsi

01Eki 2017

Hilm, öfkeyi yutmaktan daha üstündür. Hilm, doğrudan doğruya heyecanlanmamak, sinir sistemine hâkim olmaktır.
Bu bakımdan hilm, aklın kemâline delâlet eder, gazap kuvvetinin kırıldığını, (öfkenin) akla baş eğdiğini ifâde eder.Hilmin dört fazîleti vardır. a) Allah sevgisine erişmek. İsfehânî’nin Hz. Aişe’den (r.a.) yaptığı rivâyette, Peygamber (s.a.v.) buyurmuşlar ki: «Allah’ın sevgisi, öfkelendikten sonra yumuşayan kimseye vâcip olur.»
Taberânî’nin Hz. Fâtıma’dan (r.a.) yaptığı rivâyette, Resûlüllah (s.a.v.) buyurdular ki: «Şüphesiz Allah terbiyeli,
edepli, yumuşak ve halkın elinde olan şeyden gözünü kesen, iffetli kimseyi sever; terbiye dışı konuşan, ısrarla halktan bir şeyler dilenen kimseyi sevmez.» b) Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin zîneti ve matlûbudur. İbni Ebî Dünyâ’nın İbni Uyeyne’den (r.a.) yaptığı rivâyete göre Peygamber (s.a.v.) Efendimizin dualarından biri de şu imiş: «Allah’ım! Beni ilmimle zenginleştir, yumuşak huylulukla zînetlendir, takva ile bana ikramda bulun ve afiyet ile bana iyilikte bulun veya beni güzelleştir.» c) İlmin en yakın oluşu ve emrolunmuş bulunması. İbni Sinnî’nin Ebû Hüreyre (r.a.)’dan yaptığı rivâyete göre, Resûlüllah (s.a.v.) buyurmuşlar ki: «İlim, vakar ve yumuşaklık isteyin, ilim öğretirken ve öğrenirken ahlâkınızı güzelleştirip yumuşak davranın; haddini aşan kibirli âlimlerden olmayın, sonra cehliniz hilminize gâlip gelir.» d) Derecelerin yükselmesi. Taberânî ile Bezzâr’ın Ubâdet b. Sâmit (r.a.) den yaptıkları rivâyette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: «Size Allâhu Teâlâ’nın bir kişinin şeref ve derecesini nasıl yükselttiğini
haber vereyim mi?» Ashab: Evet, dediler. Buyurdular ki: «Sana kabaca davranana karşı yumuşak davranırsın,
zulmedeni affedersin, seni mahrum edene verirsin, senden ilgisini kesene gidip, münâsebet kurarsın!»
(İmâm Birgivî, Tarîkat-ı Muhammediyye Tercümesi, s.206-207)

30Eyl 2017

İbn-i Abbâs (r.a.)’den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Muharrem ayında bir gün oruç tutana bu gününe
karşılık otuz gün oruç sevabı yazılır.” Hz. Ömer İbni’l-Hattâb (r.a.): “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.), Allâhü Teâlâ,
Aşûra gününü bizim için fazîletli kıldı mı? dedi. “Evet Allâhü Teâlâ, sizi Aşûra günü ile tafdil eyledi. Allâhü Teâlâ
gökleri, yeri, dağları, yıldızları, Arş ve Kürsî’yi, Levh ve Kalemi, Cebrâil ve melekleri Aşûra günü yarattı. Allâhü
Teâlâ, Âdem (a.s.)’ı Aşûra günü yarattı. İbrahim (a.s.) Aşûra günü dünyaya geldi. Allâhü Teâlâ, İbrahim (a.s.)’ı
Nemrud’un ateşinden Aşûra günü kurtardı. Ona Aşûra gününde, oğlunun yerine, kesmek için, büyük bir koç verdi. Firavun’u, Aşûra günü boğdu. İdris (a.s.)’ı Aşûra günü göğe kaldırdı. Eyyûb (a.s.)’dan belâyı Aşûra günü giderdi. Îsâ (a.s.)’ı Aşûra günü göğe kaldırdı. İsâ (a.s.) Aşûra günü dünyaya geldi. Âdem (a.s.)’ın tevbesini Aşûra günü kabul etti. Dâvud Aleyhisselâm’ın zellesini Aşûra günü bağışladı. Süleyman (a.s.)’a mülkü, Aşûra günü verdi. Kıyâmet Aşûra gününde olur. Gökyüzünden ilk önce râhmet ve yağmurun inişi Aşûra günündedir. Aşûra günü gusül eden, ölüm hastalığından başka hastalık görmez. Aşûra gününde bir hastayı ziyaret eden, bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur. Aşûra gününde bir kimseye su veren, hiç isyân etmemiş gibi olur” buyurdular.
(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s. 167-170)
“Aşûre günü âile efrâdını iyi doyuran ve onları her bakımdan memnûn edenlere Hakk Te‘âlâ gelecek senenin
refâh ve rızkını o nisbette genişletir.” (Beyhâki) Süfyân (r.h.): Biz bu hâli elli yıldır tecrübe ediyoruz. Kolaylık
ve rahat geçimden başka bir şey görmedik buyurdular.
(Hz. Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü’t-tâlibîn, s.352-353)

29Eyl 2017

1. O gün, oruç tutulacak; fakat Muharrem’in sâdece onuncu günü oruç tutulmaz. (9.-10.), (10.-11.) veyâ (9.-10.-11.)
günleri tutulur. (Fazîletli olanı (9.-10.-11.) günleri tutmaktır.)                                                                                                     2. Muharrem’in ilk on günü okunan duâ, sabahleyin üç def‘a okunacak.
3. İşrâkten sonra (kuşluk vakti) dört (4) rek‘at namâz kılınacak.
Her rek‘atte Fâtihâ-yı Şerîfe’den sonra elli bir (51) adet İhlâs-ı Şerîf okunur.
4. Mekrûh olmayan bir vakitte iki rek‘at namâz kılınacak.
Her rek‘atte Fâtiha-yı Şerîfe’den sonra on bir (11) İhlâs-ı Şerîf okunur.
5. Bol bol istiğfâr edilecek.
6. 70 (yetmiş) def‘a “hasbünâ’llâhu ve ni’me’l-vekîl, ni’me’lmevlâ ve ni’me’n-nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileyke’l- masîr” denilecek.
7. 313 (üç yüz on üç) def‘a “lâ-ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” denilecek.
8. Gusl abdesti alınacak.
9. On Mü’mine selâm verilecek.
10. Hasta bir kimse ziyâret edilecek.
11. En az bir Mü’mine iftâr ettirilecek ki bütün Mü’minlere iftâr ettirilmiş gibi olur.
12. O gün eve getirilen rızık artırılacak. Fazîletli olan 10 (on) çeşit olmasıdır.
13. Muharrem’in 10’unu, 11’ine bağlayan gece, Zümer Sûresi okunacak
İbn-i Abbâs (r.a.) ‘den bildirilen diğer bir hadîs-i şerîf’te: “Bir kimse Aşûra günü oruç tutsa, Allâhü Teâlâ ona bin
şehid sevâbı verir. Aşûra günü oruçlu olan için, yedi gök ehlinin sevabını yazar. Aşûra günü iftar ettirse, ümmet-i
Muhammed (s.a.v.)’in hepsine iftar ettirmiş, karınlarını doyurmuş gibi sevâb yazılır. Aşûra günü bir yetimin
başını okşayanın, yetimin başındaki saçları sayısı kadar cennette derecesi artar.” buyurulmuştur.
(Hz. Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü’t-tâlibîn, s. 352-353)

28Eyl 2017

Mülkün gerçek sahibi olan! Dilediğini, memleketinde istediği gibi yürüten demektir: İstediği zaman var eder,
istediğinde yok eder, istediğinde bırakır. Mülk’ün buradaki anlamı, memlekettir. Malik ise tastamam bir kudrete sahip olan manasınadır. Varlık âleminin bütünü tek bir memlekettir. O ise bu memleketin (ülkenin) sahibi…
Varlık âleminin tek bir memleket sayılması, içinde bulunan varlıkların birbirlerine bağlı olmasından ileri gelmektedir. Bunlar, bir bakıma her ne kadar çok görünürlerse de diğer yönden bir sayılırlar. Tıpkı insan gibi. İnsan
hakikatin bir memleketidir. Lâkin bu memleket bir çok âzâdan teşekkül etmektedir. Bu azalar birbirlerine yardım
ediyorlar ki, insan hakikatinin istekleri yerine gelsin. İşte bütün âlem de tek bir şahıs gibidir. Alemin eczası, tek bir gaye için birbirlerine yardımcı olan o şahsın azaları gibidir. Allah (c.c.)’ün ihsânı, bütün alemde tam manası ile
gerçekleşsin diye bu alem devamlı surette birbirlerine yardım etmekte, diğerlerini tamamlamaktadırlar. Bütün
âlemin yeknesak oluşu aynı nizam ve intizam içinde bulunuşu itibarı ile tek bir ülke sayılmıştır. Bu ülkenin sahibi
de hiç şüphe yok ki, yalnız ve yalnız: o Allah’tır. Kulun ülkesine gelince, onun ülkesi, bedenidir. O, gerek kalbine ve gerek diğer âzâlarına söz geçirebilirse , kendisine verilen kudret nispetinde, kendi ülkesinin sahibi olur..
a) “Yâ Mâlikül Mülk” ism-i şerifini günde 100 defa okuyanın kalbi üzüntü, sıkıntı ve yaramaz fikirlerden arınır,
helal mal ile zenginliğe kavuşur.
b) Günde 100 defa “Yâ Mâlikül Mülk, Yâ Zülcelâli ve’l ikram” ism-i şeriflerini okuyan zengin olur.
(İmâm Gazâli, Esma-i Hüsna Şerhi)

27Eyl 2017

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i sevenin, O’nun Ehl-i beytini ve Eshâbını, ya’nî arkadaşlarını da sevmesi lâzımdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: – Sırât köprüsünden ayakları kaymadan geçenler, Ehl-i beytimi ve Eshâbımı çok sevenlerdir. – Eshâbıma dil uzâtmakta, Allâhu teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyetlerinize hedef
tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmeyenler,
beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara el ile, dil ile eziyet edenler, onları gücendirenler, Allâhu teâlâya eziyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhezesi, ibret cezâsı gecikmez, verilir. – Allâhu teâlânın, meleklerin ve bütün insanların
la’neti, Eshâbıma kötü söz söyleyenin, üzerine olsun! Kıyâmette Allâhu teâlâ, böyle kimselerin farzlarını da,
nâfile ibâdetlerini de kabûl etmez! – Kıyâmette, insanların hepsinin kurtulma ümidi vardır. Eshâbıma sövenler bunlardan müstesnâdır. Onlara Kıyâmet halkı da la’net eder. Eshâb-ı kirâm, seçilmiş insanlardı. Üstünlükleri diğer ümmetlerden çok fazlaydı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:- Allâhu teâlâ, beni bütün insanlar arasından ayırıp seçti. Bana eshâb ve akrabâ olarak en iyi insanları seçti. Bunlardan sonra, birçok kimse gelir ki, eshâbıma ve akrabâma dil uzâtırlar. Onlara yakışmıyan iftirâlar söyleyerek, kötülemeye uğraşırlar. Böyle kimselerle oturmayınız! Birlikte yiyip içmeyiniz! Bunlardan kız alıp vermeyiniz. Eshâb-ı kirâmın her birinin ismini hürmetle, saygı ile söylemelidir. Birinin adı söylenince “radıyallahü anh= Allah ondan râzı olsun” denir. İkisi için “radıyallahü anhümâ= Allâhu teâlâ o ikisinden râzı olsun” Birkaçı veya hepsi söylenince “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn” veya kısaca “radıyallahü anhüm Allah onların hepsinden râzı olsun”denir. (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahâbe)

26Eyl 2017

İmâm Gazalî merhum, İhyâ-i Ulum kitabında nakleder: “Hazret-i Musa (a.s.), Vacib Teâlâ Hazretlerinden sual edip
demiş ki: – Ya Rab, kullarının en ziyade zengini hangisidir? Vacib Teâlâ Hazretleri buyurmuşlar: – Verdiğime kanaat edenlerdir. – Ya Rab, hangisi daha âdildir? – Öz nefsine insaf edendir.” Kanaat demek, taksim olunan rızka razı olmak ve bu taksimin Rezzak-ı Hâkim olan Allâh-u Teâlâ Hazretlerinin işi olduğunu tasdik ve tahsin etmektir. Tamah ve hırs ise, bunun aksine, taksime razı olmamak ve o taksimi yapan Allah’ı (c.c.) hâşâ sümme hâşâ, hatalı saymak gibi kötü bir mânâ ifade eder. Nitekim Vacib Teâlâ Hazretleri Zührûf sûresinin 32’inci âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
“Biz dünya dirliğinde onların maişetlerini aralarında taksim ettik. Beraber yaşamış olsunlar, aralarında ülfet hasıl olsun, böylece alemin işleri nizamında kalsın diye, birinin derecesini öbürünün üzerine geçirdik. Rabbinin rahmeti, onların topladıkları (paradan) daha iyidir.” “Ey âdemoğlu, hacetine yeterin yanındadır. Sen ise seni azdıracak ve zulme daldıracak olanı istiyorsun. Ey âdemoğlu, ne az rızkına kanaat edersin, ne de çok ile doyarsın. Ey âdemoğlu, cesedin günah ve hastalıktan salim, meslek yolun emin, günlük rızkın yanında olarak sabaha çıktığın vakit seni Hak’tan meşgul ve rahatsız eden bitmez düşünce, hırs ve tamahtan ibaret olan dünya varsın helak olsun, yok olsun.”
Cenab-ı Hak sair günahlardan tevbeyi kabul buyurduğu gibi hırs, tamah ve kanaatsizlik günahlarından tevbe edenin
tevbesini de kabul buyurur. Tamah, hırs ve kanaatsizlik, insanı çeşitli ahlâksızlıklara ve mürüvveti parçalayan çirkinliklere sürükleyeceğinden kanaatla vasıflanıp ahlâklanmak farz kılınmıştır.
(Ahmed Kemaleddin Üstün, 54 Farz Şerhi, s.146,147)

25Eyl 2017

Kötü ahlâk şubelerinden biri de insanlar hakkında kötü düşünmektir. Müslümanlar hakkında kötü söz söylemek haram olduğu gibi, kötü düşünce beslemek (sû-i zan) da haramdır. Başkasının kötülüğünü konuşmak nasıl haramsa,
onun kötülüğünü düşünmek de haramdır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Ey îman edenler! Zandan (kötü düşünce beslemekten) çok sakının. Çünkü bazı zanlar günahtır.” (Hucurât s.12) Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki, “Kötü zandan sakının. Çünkü sözün en yalan olanı zandır.”(Müslim) Kalbe kendiliğinden gelen düşünceler ve insanın içinden birisi hakkında kötü düşünce geçmesi affedilir. Yasak olan, sû-i zan/kötü kanaattir. Bu zan, insanın bir kimse hakkında içten içe kötü kanaat beslemesi, kalbin de o düşünceye meyletmesidir. Ebû Hüreyre (r.a.) Hazretleri’nin rivâyetinde Peygamberimiz(s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Sû-i zandan / kötü düşünce taşımaktan kaçının. Çünkü bu sözlerin en yalan olanıdır.” Sû-i zan, bir kimsenin kötülüğünü kalben kabul etmektir. Herhangi bir kimsenin kötülüğü hakkında kesin kanaat beslemeksizin o kişi hakkında sadece kalbe gelen kötü düşünceler sû-i zan olmayıp, bunlar âlimlerin söz birliği ile günah değildir. Çünkü kalbe böyle düşüncelerin gelip gelmemesi insanın elinde değildir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar: “Kalplerine gelen kötü düşünceleri konuşarak veya yaparak dışa vurmadıkları müddetçe, Allâhu Teâlâ ümmetimi o düşüncelerden sorumlu tutmaz.”
(Allame Eş-şeyh Alaüddin Abidin,Üç Boyutuyla İslâm, s.785. İmâm
Gazâlî, Huccet’ül İslâm, s.305-306)

24Eyl 2017

Anadolu’da yetişen evliyanın büyüklerinden olup astronomi ve tıp alimidir. 1703 tarihinde Hasankale kasabasında doğmuştur. Babası Osman Efendi olup, evliyadan bir zât idi. Annesi Hanife Hatun da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundandır. Allâhu Teâla’nın evliyası, Nakşi ve Kadiri yolu büyüklerinden İsmail Fakirullah (k.s.)’ın dergahına gitmiş. İsmail Fakirullah’ın teveccüh ve iltifatlarına kavuşup manevi terbiyesine girmiştir. İbrahim Hakkı hazretleri tefsir, hadis, fıkıh gibi nakli ilimler yanında akli ilimlerde de zamanın bir tanesi idi. Biyoloji, fizik, kimya, matematik ve astronomiye kadar, devrindeki bütün ilimlerle meşgul olmuş, ayın hareketlerini incelemiş, arz küresinin enlem
ve boylamlarını belirtmiştir. Namaz vakitleri için cetveller yapmıştır. Canlılar hakkında çeşitli teoriler öne süren Fransız doktoru Lemarc, İngiliz Ch. Darwin, Hollandalı Hügo de Vires gibi batılı adamlarından çok daha önce canlılar hakkında en basitinden en mükemmeli olan insana kadar belli noktaları ve husûsi özellikleriyle herbirinin hudutlarını tesbit etmiş, canlıların hepsinin ayrı ayrı cinsler olduğunu belirtmiştir. Dünyayı çevreleyen hava tabakasının çeşitli katlarında cereyan eden klimatojik değişmelerin güneş ısısını yerden yansımasından ileri geldiğini ve bu yansımaya en yakın olan bölgelerde hava daha sıcak olacağı, yükseklere çıkıldıkça sıcaklığın düşeceği gibi tesbitleriyle bugünkü bilim seviyesine yaklaştığı kabul edilmektedir. Yıldırım ve gök gürültüsünün mahiyeti, ışık dalgalarının yayılışındaki zaman farkı, sis ve su buharı kırağı vb. gibi meteorolojik oluşumların izahlarında İbn-i Sina’dan istifade etmekle beraber, daha ziyade kendi gözlemlerini kullanmıştır. Dünyanın yuvarlaklığı ve güneş etrafında ve kendi eksininde dönmesi konusunda yeni deliller açıklarken bunları ilmi olarak izah etmektedir.
Hayatında hiçbir zaman okumayı ve okutmayı elden bırakmamıştır. On beş eser yazmış olan İbrahim Hakkı Hazretleri’nin en önemli eserleri Divan ve Marifetname’dir.
(Müslüman Bilim Adamları 2, s.149-153, 155-156)

23Eyl 2017

Bir kimse çarşı esnafı olup alış veriş yapıyor ise; öncelikle satma, satın alma, alıp verme ve ticari ilişkilerde insanlara karşı nasıl davranacağı konularını öğrenmesi gerekir. Ayrıca, faizli bir muameleye düşmemek için faizin çeşitlerini de öğrenmelidir ki, faizden kaçınabilsin ve kendisini bundan korusun.
Ömer b. Hattâb (r.a.) çarşı ve pazarları sürekli dolaşır, elindeki kırbacı insanlara dürter ve şöyle derdi: “Alış-veriş hukukunu çok iyi bilmeyenler bizim çarşılarımızda alış-veriş yapmasınlar; yoksa, istese de istemese de faiz yemek durumunda kalır!”
Ticaret hükümlerini öğrenen kişi, kendisi için mubah olan ticaret ve sanat dalında faaliyet göstermelidir. Yaptığı işte samimi ve alış-verişinde sadık olmalıdır. Bunları yaparken; sünneti yaşatma, iyiliği emretme, kötülüğe engel olma ve Allah yolunda cihad niyeti taşımalıdır; çünkü hakkıyla alıp veren, samimi ve dürüst muamelede bulunan kişi, iyilik ve takva üzere yardımlaşmakta, düşman ve nefsin haram arzularına karşı cihad etmektedir. Nitekim bir hadîste, bu husus şöyle anlatılmıştır: “Helâl kazanç, cihattan daha fazîletlidir.” (Câmiu’s sağîr)
Katade de şöyle anlatır: Bize ulaşan habere göre, doğru sözlü tüccar Kıyâmet Günü arşın gölgesinde olacaktır.
“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi içinde istemedikçe (kâmil manada) îman etmiş olmaz.” (Buhâri îman 7; Müslüm îman 71,72; Tırmizi kıyâme 59; Nesai îman 19,33) Alimlerden birisi şu şekilde söylemiştir. “Bir kimse, kendisinin ancak beş lira vererek alacağı bir şeyi kardeşine altı liraya satarsa; bu kimse kendisi için istediği şeyi kardeşi için de istememiş olur. Kendi nefsi için istediğini kardeşi için de istemesi için, bir malı kendisi kaç lira vererek alacak ise, kardeşine de o fiyata satması gerekir (bunu yapmayan kişi, hadis-i şerifte belirtildiği gibi gerçek imanı elde edemez).”
(Ebû Tâlib El-Mekki, Kutul Kulub c.4 s.502,503,505,
Ebü’l Leys Semerkandi,Tenbihül Gafilin s.877)

20Eyl 2017

1. Aşağıdaki duâ, üç defa okunmalıdır:
Bi-smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm Ve sallâllâhu ‘alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve sellem. Allâhümme ente’l-ebediyyü’l-gadîmü’l-evvelü ve ‘alâ fazlüke’l-‘azîm ve cûdüke’l-‘amîmü’l-mu‘avvelü ve hâzâ ‘âmun cedîdün gad agbele nes’elüke’l-‘ısmete fîhi mine’ş-şeytâni ve evliyâihi ve cünûdihi ve’l-‘avne ‘alâ hâzihi’n-nefsi’l-emmâreti bi’s-sûi ve’l-iştiğâli bi-mâ yugarribunî ileyke zülfâ yâ zê’l-celâli ve’l-ikrâm ve sallâ’llâhu ‘alâ Muhammedin-i’n-nebiyyi’l-ümmiyyi ve ‘alâ âlihî ve ashâbihi’t- tayyibîne’t- tâhirîne ve’l-hamdü li’llâhi rabbi’l-‘âlemîn.
2. 365 defa Âyete’l-kürsî,
3. 1000 defa İhlâs-ı şerîf,
4. 1 defa Zümer sûresi okunmalıdır.
5. Bütün bunların sonunda 1 defa: Allâhümme yâ muhavvile’l-havli ve’l-ahvâl havvil hâlenâ ilâ ahseni’l-hâl denilmelidir.
MUHARREM AYININ İLK ON GÜNÜ
HER GÜN OKUNACAK DUÂ
Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm
“El-hamdü li’llâhi rabbi’l-‘âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihi ve sahbihî ecma‘în. Allâhümme ente’l- ebediyyü’l- kadîmü’l-hayyü’l- kerîmü’l- han-nânü’l- mennânü ve hâzihî senetün cedîdetün es’elüke fîhe’l-‘ısmete mine’ş-şeytâni’r-racîm. Ve’l-‘avne ‘alâ hâzihi’n-nefsi’l-emmâreti bi’s-sûi ve’l-iştiğâli bi-mâ-yukarribunî ileyke yâ zê’l-celâli ve’l-ikrâmi bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn. Ve sallâ’llâhu ve selleme ‘alâ seyyidinâ ve nebîyyinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihi ve sahbihî ve ehli beytihi ecmaîn.”
Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretlerinden: “Her kim, ilk on günü sabahleyin bu duâyı üç kerre okursa, Allâhü Zü’l-Celâl Hazretlerinin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharremine kadar bütün belâlardan emin ve muhâfaza buyuracağı” rivâyet olunmuştur.
Şeyh Şihâbuddîn-i Sühreverdî (k.s.)’dan nakledilmiştir ki:
“Her kim, bu duâyı, Aşûre günü üç kerre okursa, ölümden de emîn kılınır. Elbette o sene ölümü takdîr olunan kimseye bu duâyı bu vechile okumak nasîb olmaz.”
(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s. 19-21)