Hepsi

05May 2019

Şa’bân ayının son gününde Resûlullâh (s.a.v.) şöyle bir konuşma yaptı: “Ey insanlar! Büyük, mübarek bir aya giriyorsunuz. O ayda bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allâh (c.c.) o ayda oruç tutmayı farz kılmıştır. Geceleri ibâdet etmeyi de müstehâb kılmıştır. Kim bu ayda bir hayır işlerse, diğer aylarda bir farz işlemiş gibidir. Kim bu ayda bir farz işlerse, diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibidir. Bu ay sabır ayıdır, sabrın mükâfâtı ise cennettir. Bu ay, yardımlaşma ayıdır. Müminlerin rızıklarının arttırıldığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluyu iftara davet ederse günahları affedilir, cehennem ateşinden kurtulur. İftara davet eden oruç tutanın mükâfatı kadar mükâfat alır. Oruç tutanın mükâfatından da hiçbir şey eksilmez.”

RAMAZÂN-I ŞERÎF’TE OKUNACAK DUÂLAR:

İlk on (10) gün: “Yâ erhame’r- râhimîn”

İkinci on (10) gün: “Yâ gaffârü’z- zünûb”

Son on (10) gün: “Yâ atîka’r- rikâb”

  1. Îkâz: Bu duâlar günde en az yüz (100) defa okunmalıdır.
  2. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin herhangi bir gecesi Fetih sûresi okunursa, o sene içindeki kötülük, belâ ve musîbetlerden bi-izni’llâhi Te‘âlâ muhâfaza olunur.
  3. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin yirmi üçüncü (23.) gecesi Sûre-i Ankebût ve Sûre-i Rûm okunur.
  4. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlâs-ı şerîf okunur.

İFTAR DUÂSI

“Allâhümme leke sumtü vebike âmentü, ve ‘aleyke tevekkeltü ve ‘alâ rızgıke eftartü ve li savmi ğaden neveytü, fağfirlî mâ- gaddemtü ve mâ- ahhartü.”

(Misvak Neşriyât, İbadet Takvimi ve Duâlar, s.69-70)

04May 2019

İnsanları nimetin şükründen cehalet ve gaflet alıkoymuştur; zira halk cehalet ve gafletten ötürü nimetin kiymetini bilmezler. Halk bir  nimeti bilirse ona şükretmenin dil ile elhamdülillâh (Hamd Allah’a mahsustur) veya eşşükrü lillah (Şükür Allâh (c.c.)’a mahsustur) demekten ibaret olduğunu zannederler.

Eğer bir kişi onların gırtlaklarına bir dakika yapışıp, hava kesilinceye kadar sıkarsa derhal ölürler. Eğer sıcak bir hamamda veya havası ağır ve rutubetli bir kuyuda hapsedilirlerse, üzüntüden ölürler. Eğer onlardan biri bu şeylerin biriyle müptelâ olur, sonra kurtulursa, çoğu zaman bunu nimet olarak takdir eder ve Allâh (c.c.)’a bundan dolayı şükreder. Bu ise cehaletin koyusudur; zira onların şükretmeleri nimeti ellerinden alındıktan sonra kendilerine geri verilmesine bağlıdır. Oysa bütün hallerde nimete karşı şükretmek sadece bazı hallerde şükretmekten daha evlâdır.

Nitekim bir kişi fakirliğini basiret sahiplerinden birine şikayet etti. O basiret sahibi ona dedi ki: “Senin iki gözünün kör olup on bin dirhemin olması seni sevindirir mi?” Adam “Hayır!” dedi. Basiret sahibi “Dilsiz olup on bin dirhemin olmasını ister misin?” dedi. Adam “Hayır!” dedi. Basiret sahibi “O halde Mevlânın senin yanında elli bin dirhem değerinde nimetleri olduğu halde şikayet etmeye utanmıyor musun?” dedi.

Hikâye olunuyor ki kurrâdan biri çok fakir düştü. Hatta dünya kendisine daraldı. Rüyasında biri kendisine şöyle dedi: “İster misin, biz sana Kur’an’ın En’âm sûresini unutturalım da bin dinar verelim?” Kurra “Hayır!” dedi. O zat “Hûd sûresini?” dedi. Kurra “Hayır!” dedi. Bunun üzerine o zat birkaç sûre daha saydı sonra şöyle dedi: “Senin yanında yüz bin dinar kıymetinde bir şey (Kur’ân) olduğu halde şikayet ediyorsun!” Kurra kendisinden o üzüntü uzaklaştığı halde sabahladı.

(İmâm Gazali, İhya-i Ulumuddin, s.411)

03May 2019

Nebi (s.a.v.) bir hutbesinde; “Ey Ashâbım! Ramazan ayında oruçlu olan bir kimseye su içireni Allâhü Teâlâ benim havzımdan sular; artık o kimse ebediyyen susamaz.” buyurmuşlardır.

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyetle Resûlullâh (s.a.v.): “Şehr-i Ramazân’ın ilk gecesi olduğunda Allâhü Teâlâ halkına nazar eder. O’nun bir kuluna bir bakışı ebediyen o kimsenin cezâlandırılmamasını mûcib olur. Allâh (c.c.) Ramazân-ı Şerîf’in herbir gününde bin kere bin kişiyi cehennemden âzâd eder.” buyurmuşlardır.

Resûlullâh (s.a.v.): “Şehr-i Ramazân’ın ilk gecesinde cennet ve semâ kapıları  açılır da Ramazân’ın son gecesine kadar açık kalır. Herhangi bir kul veyâ cemâattan Şehr-i Ramazân gecesinde namaz kılanlar için her secdesine mukâbil Allâhü Teâlâ ona bin yedi yüz hasene yazar ve cennette de kırmızı yâkuttan bir saray binâ eder ki, her sarayın bin kapısı vardır ve her kapının, altından, kırmızı yâkutla süslenmiş iki kanadı vardır. Şehr-i Ramazân’ın ilk gününde oruç tutanın her günâhını Allâhü Teâlâ affeder ve o Şehr-i Ramazân’ın sonuna kadar günâh işlemekten muhâfaza edilir ve onun her günkü orucu için cennet’te altından bin kapılı bir köşk verilir ve yetmiş bin melek onun için istiğfâr eder. Gece ve gündüz yaptığı her secde için cennette öyle bir ağaç verilir ki atlı bir kimse yüz sene etrafında dolaşmağa çalışsa yine de etrâfını dolaşmağa muktedir olamaz.” buyurmuşlardır.

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyetle Resûlullâh (s.a.v.): “Şehr-i Ramazân girdi mi cennet kapıları açılır ve cehennem kapıları kapanır. Şeytânlar da bağlanıp habsolunur.” buyurmuşlardır.

(Gavs-ı Âzâm Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Üç Aylar ve Fazîletleri, s.94)

 

02May 2019

Öncelikle nereden gelip, nereye gittiğini bilmek ve kibrin gailelerini, tevâzunun fayda ve üstünlüğünün peygamberler, velîler, âlim ve salihlerin ahlâkından olduğunu anlamak ve Allâh (c.c.) katında övülmeye lâyık bulunduğunu tanımaktır.

Bu hususta kıyas, kul kendini yine kendine lâyık bir mertebede görmeli, daha aşağısına inmemeli, daha yukarısına da çıkmamalıdır. Zîra işlerin hayırlısı orta derecedir fakat nefis tabiatı itibariyle dâima yükseğe mütemayildir. İhtiyata en uygun olan, onu bulunduğu mertebeden az da olsa aşağı düşürmektir. Çünkü nefis bazen asıl mertebesini (örfen ve şer’an) bilmediği için kendini gaflet içinde yükseklere çıkarabilir ve esasen nefsin yükselmeye karşı bir sevgisi de vardır.

Bu belirttiğimiz husus tevâzû olarak da düşünülebilir. Ama kendini aşağı görmeye gelince; en uygun olanı, kendini bütün yaratıklardan aşağı görmektir. Selef-i sâlihînin de âdeti bu idi.

O halde içinde, “insan kendi nefsini nasıl fir’avun ve iblisten daha aşağı tasavvur edebilir?” düşüncesi belirmeye başlarsa, de ki: “Allâh (c.c.) onları yardım ve inayetinden mahrum edip sapıttırmıştır; bu yüzden düştükleri seviyeye düşmüşlerdir. Beni ise hidâyet, îman ve tâate muvaffak kılmıştır. Fakat Cenâb-ı Hakk bunun aksine yapmak istese, durum derhâl aksine döner. Onların yaptığından kendimi sakındırmam nefsimin kendisinden, onun himmetinden gelme değildir, belki Allâhü Teâlâ’nın inâyetiyledir. Allâh (c.c.) korusun, belki küfür üzere ölmem de muhtemeldir.”

Tevazunun fazileti hakkında, Ebû Dâvud, İbn-i Abbas (r.a)’den rivayetle, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakleder: “Muhakkak ki Cenâb-ı Allâh tevazu etmemizle bize emretti. Tâ ki sizden herhangi biri diğerine karşı böbürlenmesin ve hiç kimse diğer kimseye karşı zulmü tuğyanda bulunmasın!”

(İmâm-ı Birgivî, Tarikâtı Muhammediye, s.172)

01May 2019

Osmanlı Devleti’nin ilk şeyhül-islâmı olan Molla Fenârî, aklî ve naklî ilimlerde zamanın bir tanesi idi. Alâüddîn-i Esved’den, Cemâleddîn Aksarâyî’den ve Mısır’da Ekmelüddîn-i Bâbertî’den ilim tahsil etti. Babasından ve Somuncu Baba diye meşhur büyük evliyâ Şeyh Hamîdüddîn-i Kayserî’den de tasavvuf marifetlerini elde etti. Din ilimleri yanında, fizik, matematik, astronomi ve diğer fen ilimlerinde de üstün bir dereceye yükseldi. Sultan İkinci Murâd Han onu, müftîlik ve kâdılık makamının en yüksek derecesi olan şeyhülislâmlık vazifesine tâyin etti. Sultan Yıldırım Bâyezîd ve Çelebi Sultan Mehmed Han zamanında Bursa’da çok talebe okutup binlerce âlim yetiştirdi. Adı ve şöhreti her tarafa yayıldı. Sultanlar, kumandanlar ve büyük âlimler kendisine hürmet ve itibâr gösterdiler, ilim ve irfan taleb edenler, her taraftan koşarak gelip, onun derslerine devam ettiler. Molla Fenârî 1419 (H. 822) yılında gittiği haccında Medîne-i Münevvere’de iken orada vefât eden büyük velî Şâh-ı Nakşibend’in halîfesi Muhammed Pârisâ’nın cenaze namazında bulundu.

Molla Fenârî, tasavvufta Zeyniyye tarîkatına mensûb idi. Çok kerâmetleri görüldü. Ömrünün sonlarına doğru gözlerine perde geldi. Göremez oldu. Bir gece rüyasında Resûlullah (s.a.v.)’i gördü. Resûlullah (s.a.v.) ona; “Tâhâ sûresini tefsir eyle” diye buyurunca; “Yüksek huzurunuzda Kur’ân-ı Kerîmi tefsir etmeye gücüm olmadığı gibi, gözlerim de görmüyor” demişti. O zaman, âlemlere rahmet olan Resûlullah (s.a.v.) mübarek hırkasından bir kaç pamuk ipliği çıkarıp, mübarek ağız suyu ile ıslattıktan sonra gözleri üzerine koymuştu. Molla Fenârî uyanıp pamuğu gözlerinin üzerinde bulmuş, kaldırınca görmeye başlamıştı. Allâhü Teâlâ’ya hamd ve şükür etmiş, bu iplikleri saklayıp vefâtında gözleri üzerine konmasını vasiyet etmiştir. Gözlerinin açılmasının bir şükrânesi olarak 1429 (H. 833) yılında Şam yolu ile ikinci defa hacca gitmiştir.

(Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi, s.47)

30Nis 2019

Abdullah b. Abbas (r.a.)’ın şöyle dediği anlatılır:

Resûlullah (s.a.v.) ile Mina’da bulunuyorduk. Yemen’den bir heyet, Resûlullah (s.a.v.)’e geldi ve şöyle dedi: “Analar ve babalar sana feda olsun, bize haccın faziletini anlat.” Resûlullah (s.a.v.) onların bu isteğine: “Olur” diyerek devam buyurdu:

“Kim olursa olsun, hac ve umre niyeti ile evinden çıktığı vakit, adımlarını kaldırıp indirdiğinde ağaç yaprakları nasıl dökülürse, onun günâhları da öylece dökülür. Medine’ye geldiği, selâm vererek benimle musafaha ettiğinde, melekler de selâm verip onunla musafaha ederler. Zülhuleyfe’ye gelip yıkandığında, Allâhü Teâlâ onu, günâhlarından temizler. İki yeni elbise giydiği vakit, Allâhü Teâlâ onun iyiliklerini yeniler. “Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk” (Emrine geldim, Allâh’ım emrine geldim) dediği zaman Rabbi: “Lebbeyk ve sadeyk, sözünü duyuyorum, sana bakıyorum” cümlesi ile karşılık verir. Mekke’ye girip tavaf ettiği, Safa ile Merve arasında sa’y ettiği zaman, Allâhü Teâlâ ona çok hayır ulaştırır. Arafat’ta vakfeye durdukları, seslerini yükselttikleri zaman, Allâhü Teâlâ yedi semânın meleklerine, onları överek gösterir. Şöyle buyurur: Meleklerim, semalarında sakin duranlar, kullarımı görmüyor musunuz? Uzak yerlerden saçları dağınık, toz toprak içinde bana gelmişler. Mallarını harcamışlar, bedenleri yorulmuş. İzzet ve celâlime yemin olsun, onların kötülerini de iyilerinden dolayı bağışlayacağım. Analarından doğdukları günkü gibi, günâhlarını bağışlayacağım. Şeytan taşladıkları, başlarını tıraş ettikleri, Kabe’yi ziyaret ettikleri zaman, Arş’ın içinden şöyle bir nida gelir: Bağışlanmış olarak dönünüz, iyilikler işlemeye bakınız.”

Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatır: “Bir kimse, hacca gider, kötü söz etmez, kötülük işlemezse, anasından doğduğu günkü gibi, günâhlardan arınmış olarak döner.”

(Ebul-Leys Semerkandi, Tenbihül Gafilin, s.569-571)

29Nis 2019

Vera, haram olmasında şüphe bulunan şeylerden ve yakışıksız işlerden sakınmaktır. İnsan on şeyi kendi üzerine farz görmeyince verası tamam olmaz:

  1. Dilini gıybetten korumaktır. “Birbirinizi gıybet etmeyiniz” (Hucurât s. 11)
  2. Kötü zandan sakınmaktır. “Zandan çok sakınınız, bazı zanlar günâhtır” (Hucurât s. 11)             “Kötü zandan çok sakınınız” (Hadis-i Şerif)
  3. Alay etmekten, insanlara gülmekten, maskaralıktan sakınmaktır. “İnsanlar birbirleriyle alay etmesinler” (Hucurât s. 11)
  4. Haramdan göz yummaktır. “Ey Habîbim! Mü’minlere de ki, gözlerini harama bakmaktan yumsunlar” (Nûr s. 30)
  5. Doğru sözlü olmaktır. “Konuştuğunuz zaman doğru olun” (En’âm s. 15)
  6. Kendini beğenmemesi için, Allâhü Teâlâ’nın kendi üzerinde olan ihsân ve nimetlerini bilmektir. “Allâhü Teâlâ’nın, sizin üzerinizde nimetleri, ihsanları vardır” (Hucurât s. 17)
  7. Malını hak, sevâp ve tâat yolunda sarf edip, bozuk yollara, günâhlara ve tâati engelleyecek işlere harcamamalı ve sarfetmemelidir. “Mal verdikleri zaman israf etmezler ve kısmazlar” (Furkan s. 67)
  8. Kendisini büyük görmemeli, büyüklük, kibirlilik istememelidir. “Bu dâr-ı ahirettir. Bunu yeryüzünde büyüklük ve fesat istemeyenlere mekân kılarız” (Kasas s. 83)
  9. Beş vakit namazı vaktinde kılmak, rükû’ ve secdelerini iyi yapmaktır. “Namazları ve orta (ikindi) namazınızı koruyunuz” (Bakara s. 238) Yani vaktinde kılınız ve şartlarını gözetiniz.
  10. Ehli Sünnet ve Cemâat mezhebi üzere bulunmaktır. “Benim bu yolum (yani bildirdiğim İslâm dini) doğrudur. Ona uyunuz. Sizi o yoldan ayıracak yollara uymayınız”

(En’am s. 153)

(Abdülkâdir-i Geylânî, Gunyetü’t-Tâlibîn, s.199)

28Nis 2019

Fakih Ebu’l-Leys Hazretleri, Tenbîhul-Gâfîlin kitabında der ki: “Ölüme şüphesiz bilgisi olan, çaresiz bir gün geleceğine ve en kıymetli hayatını terk edeceğine inanan kimseye ölüm için güzel ameller işlemek ve bütün fenalıklardan uzaklaşmak suretiyle hazırlık görmek lâzım olur. Zira bilmez ki, ölüm ne zaman gelecek.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, ölümün vaktini değil hallerini bildirmiştir ki, ölüm gelmeden önce fırsatı kaçırmayarak ahiret için hazırlansınlar diye” Peygamberimiz (s.a.v.), kişi vefât ettiğinde bazı amelleri hariç sevâbının kesileceğini bizlere haber vermektedir.

Sirac-ı Münir kitabında bu Hadîs-i Şerif’in şerhinde şunlar kaydediliyor:

“Âdemoğlu vefat ettiği vakit, on şeyden başka cereyan ve devam eden hiçbir ameli kalmaz. Onlar da şunlardır:

  1. İnsanlara menfaat kasdiyle yaydığı ilimler,
  2. Hayırlı müslüman evlad duası,
  3. Hayır niyetiyle yetiştirilmiş meyveli ağaçlar,
  4. Devamlı sadakalar, vakıflar,
  5. Miras bırakılan Mushaf-ı Şerifler,
  6. Kervansaraylar, hastahaneler, âmmenin faydalandığı her türlü hayırlı eserler,
  7. Düşmana karşı hudut bekçiliği yeri,
  8. Kuyu açmak veya bir su akıtmak,
  9. Gelip geçen misafirlerin konuklanmaları için yapılan misafirhaneler veya zikrullah yerleri,
  10. Kur’an-ı Kerim öğretmek için dershaneler ve ilim tahsiline mahsus mektepler.”

İnsanların hayırlısı, mümin kardeşlerine menfaati dokunan ve hususiyle hayırlı eserler bırakan zatlardır.”

(Ahmed Kemâleddin Üstün, 54 Farz Şerhi, s.218)

27Nis 2019

Günâh işleyince hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günâhların tövbesi gizli, açık işlenen günahların tövbesi açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Rızkını helâldan kazanmalı, kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını helâldan kazanmak için çalışmalıdır. Bunun için ticâret, sanat yapmak lâzımdır. Helâl kazanmanın sevaplarını bildiren birçok Hadîs-i Şerîf vardır.”

“Yemekte, içmekte orta halli olmayı gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli, ibâdet yapamayacak kadar da perhiz etmemelidir. İbâdet, iyilik yapmaya yardımcı olan her şey iyi, mübârektir. Her işte niyete dikkat etmelidir. İyi niyet olmadıkça o işi yapmamalıdır. İyi kötü herkese güler yüz göstermeli, af dileyenleri affetmeli, herkese karşı iyi huylu olmalıdır. Münâkaşa etmemelidir. Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir. Evliyânın başka insanlardan nasıl ayırt edileceğini Muhammed bin Sâlim hazretlerinden sorduklarında; “Sözlerinin yumuşak olması, konuşurken îtiraz etmemesi, özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır” buyurdu.

“Az konuşmalı, az uyumalı, az gülmelidir. Çok gülmek kalbi karartır. Çalışmalı, fakat karşılığını yalnız Allâhü Teâlâ’dan dilemelidir. O (c.c.)’un emirlerini yapmaktan zevk duymalıdır. Yalnız O (c.c.)’a güvenmelidir.”

“Yahyâ Mu’az-ı Râzî buyuruyor ki: “Allâhü Teâlâ’yı sevdiğin kadar, herkes seni sever. Allâhü Teâlâ’dan korktuğun kadar da herkes senden korkar. Allâhü Teâlâ’ya kulluk ettiğin miktarda herkes sana yardımcı olur.”

“Dünyâya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işinde sünnete uymalı, neşeli zamanlarında İslâmiyetin dışına taşmamalıdır. Sıkıntılı anlarda Allâhü Teâlâ’dan ümîdini kesmemelidir. Her güçlük yanında kolaylık bulunduğunu unutmamalıdır. Neşede ve sıkıntıda hâli değişmemeli, varlıkta ve yoklukta aynı hâlde olmalıdır. Hattâ yokluktan rahatlık duymalıdır, varlıkta sıkılmalıdır. Hâdiselerin değişmesi insanda değişiklik yapmamalıdır.”

(Rehber Ansiklopedisi, c.12, s.294-295)

26Nis 2019

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: “Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allâh’tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O’dur. İşte Allâh budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz?” (Enam s. 95)

Bu ayet-i kerimede Kuran’ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan bir besin döngüsüne dikkat çekilmiştir.

Bir canlı öldüğünde, mikroorganizmalar onu süratle parçalarlar. Böylece ölü beden organik moleküllere ayrışmış olur. Bu moleküller toprağa karışarak, bitki ve hayvanların, dolayısıyla da insanların temel besin kaynağı olur. Eğer bu dönüşüm olmasa hayat da mümkün olmazdı.

Bakteriler de canlıların ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla sorumludurlar. Kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve bazı hayvanların yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin ve mineraller, kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle canlılar baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar. Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir “bahar temizliği” yapılmış, hem de yazın yeniden canlanan doğa için yeterli miktarda besin hazırlanmış olur.

Görüldüğü gibi ölen canlılar, yeni canlıların hayat bulmasında birinci dereceden rol oynarlar. Böylelikle Allâh (c.c.)’un ayette “diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır” ifadesiyle dikkat çektiği bu dönüşüm en mükemmel şekilde gerçekleşmiş olur. Kuran’da böylesine detay bir bilgiye asırlar öncesinden dikkat çekilmesi, Kuran’ın Allâh (c.c.)’un sözü olduğunun delillerinden biridir.

(Bilim ve Teknik, Mayıs 1987, sayı: 234, s. 17.)