Genel

20Şub 2013

BERÂT GECESİ

Şaban’ın on beşinci gecesi bir senelik günahlara kefarettir. Bunun için Şa’ban’ın onbeşinci gecesine «kefaret gecesi» de de­nilir…

Bu gecede yüz rek’at namaz kılınır. Bu namazın, her iki rek’atında bir selâm verilir. Her re’atda Fatiha’dan sonra onbir İh1âs-ı Şerîf okunacaktır, Dilenirse bu namaz on rekatda da kılınabilinir. O zaman her rek’atda Fati­ha’dan, sonra yüz İhlâs-ı Şerîf okunur..

Hasan-ı Basrî (r.a)’nın bu namaz için şöyle dendiği rivayet olunur:

– «Allah (c.c.) Resulü (sa.v.)’nün Sahâbelerinden otuz kişi bana dediler ki: Bu gecede bu namazı kılan bir kimseye Cenâb-ı Hakk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyacını giderir. Bu ihtiyaçla­rın en azı da afvedilmektir.» (İhya)

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Berât gecesi için:

– «Allah-ü Tebâreke ve Teâlâ, Şa’ban’ın onbeşinci gecesi semâ-i dünyâya iner ve Kelb kabilesi koyunlarının tüylerinin sayısından fazla günah afveder.» (Sünen-i Tirmizî).

«- Berât gecesi kâhinler, büyücüler, iç­kiye devam edenler, ana ve babasına isyan edenler ve zinaya devam edenler hariç, AIlahü Teâlâ (c.c.) bütün müslümanları mağfi­ret eder» buyurmuşlardır.

 
20Şub 2013

MÎ’RAÇTA

Peygamberimiz (s.a.v.)’e Mi’rac da veri­len hediyeler:

1- (İslâm ckidesini tesbit ve çekilen mihnet ve ızdırapların sona ermek üzere bulunduğuna işaret eden) Bakara Sûresinin son âyetleri verildi.

2- Muhammed (s.a.v.) ümmetinden, Al­lah’a hiç bir şeyi şerik koşmayanların yarlığınacakları (af edilecekleri) müjdelendi.

3- Her gün beş vakit namaz kılmak em­redildi (ki bundan önce hergün 50 namaz farz idi.)

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «İsrâ ve Mi’rac Gecesinde üçüncü kat se­mâda konulmuş bir taş gördüm. Cibril’e bu­nun mahiyetini sordum. Cibril: «Ondan sorma.» dedi. Ben oradan geçtikten bir müddet son­ra tekrar ona rastgelip üzerine durdum ve dedim ki, «Bu taşın mahiyyetini bana haber ver.» Cibril, «Bu taş lût kavmine atılan taşlardan ayrılan ve arta kalan bir taştır, ümmetinin zâlimlerine hazır eklemektedir.» dedi ve «O zâ­limlere çok uzak değildir.» âyetini okudu.»

Bilesin ki, zulm; her kalbe yağdırılan kas­vetin neticelerindendir. Bir kimsenin kalbi ne kadar katı, yani kasvetli ise zulmü o nisbettedir. Bir kimsenin kalbinin kasveti ne kadar ar­tarsa necata erme ümidi de o kadar azalır.

 
20Şub 2013

ARŞ-I A’LÂ’NIN ALTINDA

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

Allahu Teâlâ hiç bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, yedi sınıf insanı kendi göl­gesi altında gölgelendirir:

1.Adaletten ayrılmayan devlet reisi,

2.Allah’a ibadet etmeyi şiar edinen genç,

3.Camiden döndükten sonra, tekrar oraya dönünceye kadar kalbi camiye bağlı olan mü’min.

4.Allah için birbirini seven iki kişi.

5.Tek başına iken Allah’ı anıp gözlerin­den yaş akıtan kişi.

6.Soylu ve güzel bir kadının zina tekli­fini, ben Allah’tan korkarım diyerek reddeden kimse.

7.Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse.

BİR FİLOZOF ŞÖYLE DEMİŞTİR

«Akıllının düşmanlığı zarar bakımından ahmağın dostluğundan daha azdır. Çünkü ah­mak fayda verebileceği halde, çok kere zarar yapar ve yaptığı zararın bir hududu yoktur.»

KEVSER SURESİ (3 ayet)

Bismillahirrahmanirrahim (Rahman, Rahim Allah’ın ismiyle)

(Habibim) hakikat biz sana kevseri verdik O halde Rabbin için namaz kıl. Kurban kes sana buğzeden (yok mu?) zürriyetsiz olan şüphesiz odur. (1-3)

 
20Şub 2013

ÇANAKKALE’DEKİ ZAYİAT

«Verdiğimiz onbinlerce münevver şehîd, memleketimiz için ileri tarihlerde bile yerinin doldurulması imkânsız ağır bir kayıp oldu. O kadar ki, «…Çanakkale’de yedeksubay zayi­atı akıllara durgunluk verecek bir dereceyi bulmuş, Doğu ve Batı kültürlerini toplayan bü­tün bir genç nesil imha edilmiştir.»

ÇANAKKALE MÜCAHİTLERİNDEN İKİ MEKTUP

1. Mektup:

«Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıt’ama iltihakla düşmanla çarpışmama mâni olan şey, henüz yaramın kapanmamış olmasıdır. Hastahaneden kurtularak hâlen harbe iştirak edemedi­ğim için beni mazur görünüz, affediniz muh­terem kumandanım».

2. Mektup:

«Valideciğim;…

…Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı dik­tim, ağzımı açtım:

– Ey benim Rabbim! Şu kahraman as­kerlerin bütün dilekleri, İsm-i Celâlini İngiliz­lere ve Fransızlar’a tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle…

…Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor. Allah razı olsun…

                             Oğlun Hasan Etem»

 
20Şub 2013

 

ŞÜPHELİLERDEN KAÇMAK

Numan b. Beşir (r.a.)’den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki Resulullah (s.a.v.):

«Şüphesiz helâl de haram da bellidir. Fa­kat ikisinin arasında insanlardan bir çoğunun bilmeyeceği şüpheliler de vardır. Kim o şüp­helilerden sakınırsa, dinini şerefini kurtarmış olur. Kim de o şüphelilere düşerse haramın içine düşmüş olur. O kimse tıpkı hayvanlarını korunun etrafında otlatan çoban gibidir ki, o çok sürmeden hayvanlarını o çayırın içinde otlatmış olabilir. Haberiniz olsun ki, her hü­kümdarın bir korusu vardır. Allah’ın korusu da haram kıldığı şeylerdir. Gözünüzü açın, cese­din içinde öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olduğu zaman bütün cesed iyi olur. Bozulduğu zaman bütün cesed bozulur. Gözünüzü açın ki o (et parçası) kalptir.» buyururken işittim. (Buhari-Müslim-Ahmed b. Hanbel)

HZ. ÖMER (R.A.)’IN DEĞER ÖLÇÜLERİ

Adamın biri Hz. Ömer -radıyallahu anh-ın huzurunda birini medhedinçe Hz. Ömer -radıyallahu anh- sormuş: «Bu adamla bir muameleniz oldu mu?» «Hayır!» demiş. «Be­raber yolculuk ettiniz mi?» «Hayır!» demiş.

– «O halde siz hiç bilmediğiniz bir şey­den bahsediyorsunuz» demiştir.

 
20Şub 2013

ÇANAKKALE ZAFERİ

Birinci Dünya savaşı sırasında, Osmanlı devletinin savaşa girmesi üzerine, İtilaf devletleri, Rusya ile birleşmek imkânlarını kay­betmişlerdi. Halbuki Rusya’nın Almanya’ya taarruz edebilmesi için silâh ve cephaneye ihtiyacı vardı. Bunun için de İtilaf devletlerinin Boğazlar yolundan Rusya’ya yardım, etmeleri gerekiyordu. Bu maksatla İtilaf devletleri Çanakkale Boğazını geçmek için Osmanlı dev­letine buradan cephe açtılar. Çağın tüm teknik imkânlarıyla mücehhez pek büyük bir itilaf Donanması Çanakkale Boğazını geçmeye teşebbüs eti. Fakat çok sert bir mukavemet ile karşılaştılar. Mehmetçiğin isabetli top atışlarıyla 18 Mart 1915 de hüsran içinde pek çok zayiat vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Deniz harekâtının başarısızlıkla sona ermesin­den sonra İtilaf devletleri, Gelibolu yarımada­sına asker çıkararak İstanbul’a yürümek iste­diler; burada da Mehmetçiğin îmanlı süngüsü karşısında denize döküldüler ve çekilmek zo­runda kaldılar. Yüzbinlerce Şehîd ve Gazi. Bü­tün bunların arkasından îmanlı Müslüman Türk Ordusunun tarihe kanlarıyla yazdırdığı altın sahife: ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Berr: (Kulları hakkında müsait bulu­nan, iyiliği ve bahşişi çok olan.)

 
20Şub 2013

MÜ’MİNİN BEŞ BAYRAMI

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:

– «Mü’minlerin bayramı beş nevidir.

1- Sol taraftaki melek yazmak için günah bulamadığı gün,

2- Ruhunu teslim ederken müjdeci melekler gelip: «Müjde ya mü’min! Sen Cennetliksin» dedikleri gün.

3- Kabre vardığında, kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak bulduğu gün.

4- Arşürrahman altında Nebiler, Veliler ve Salihier ile beraber gölgelendiği gün.

5- Kıldan ince, kılıçtan keskin Sırat Köprüsü üzerinde sorulan yedi suale cevap vererek geçtiği gün.»

Yedi sual şunlardır: 1) iman, 2) Namaz 3) Oruç, 4) Hac, 5) Zekât, 6) Kul hakkı, 7) Taharet, yani temizlik.

Eshab-ı Kiram’dan Ebu’d-Derda (ra)’e sordular:

«- İnsanlar neden bu kadar ölümden korkar ve tiksinirler.» Cevap verdi:

«- Çünkü onlar fâni dünyalarını mâmur edip ebedî karargâhlarını viran etmişlerdir. Hiç kimse mâmur bir diyardan, viran bir bel­eye gitmek istemez.»

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Mümit: (Her canlı mahlûkun ölümünü yaratan.)

 
20Şub 2013

RAHMET VE MAĞFİRET AYI

«Üç aylar»ın ikinci ayı olan, «Şa’ban» ayı Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine mah­sus bir aydır.

«Şa’ban» kelimesi, dağ yolu anlamına ge­len şaîbden alınmıştır ki; ma’nâsı hayır yolu­dur…

«Şa’ban’ın «Ş» harfi şerefe, «ayın» harfi yüceliğe, ululuğa, «B» harfi bir’e, «Elif» harfi kaynaşma, dostluğa, «Nun» harfi de «nura» delâlet eder. Buna göre, toplu bir ma’nâ verilmesi îcâb ederse, hayratın fetih olduğu, rah­met ve bereketin nazil olduğu, hatanın terk, kusurların örtüldüğü bu ay, ibâdeti ve gani­metleri bakımından mü’min için bir fırsattır diye bildirirler. Resûlullah (s.a.v.):

-«Şa’ban (ayı) girdiğinde nefislerinizi temizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz!…» buyurdular. Ümâme (r.a.) Re­sûlullah (s.a.v.)’e;

-Ben seni Şa’ban (ayın)da oruç tuttuğun kadar, diğer aylarda oruç tutuğunu görmedim.
Resûlullah (s.a.v.):

-«Bu öyle bir aydır ki; insanlar Recep ile Ramazan arasında ondan gafil olurlar. O öyle bir aydır ki; o ayda bütün ameller âlem­lerin Rabbisine çıkarılır. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde çıkmasını severim.» buyurdu­lar. (Neseî)

 
20Şub 2013

MUTMAİNNE NEFSE ULVÎ BİR HİTAP

Hz. Mevlâmız (c.c.) âyet-i kerîme’de:

«- Ey Rabbına muti olan nefs-i mutmaine! Sahibine dön. Sen ondan razı, o da senden hoşnut. Kullarımın arasına gir, Cennetime dahil ol!» (Fecr:27-30) buyuruyor.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) mutmainne nefis sa­hiplerini de yerlerinde kalmayıp çalışarak radiye ve mardiye makamlarına yükselmeğe da­vet ediyor. O halde bizler de kul olarak nefsi­mizi tezkiye edip bu sıfatlara nail olabilmek için bazı şartlara riâyet ederek çalışmaklığımız gerekir. Bu şartlar:

1 – Halâ-yı Bâtın (Az yemek, mideyi tam olarak tıka basa doldurmamak.)

2 – Namazı, duayı ve diğer ibâdetleri hu­zur ve huşu ile edaya çalışmak,

3 – Zikr-i daimiye devam etmek,

4 – Geceleri teheccüde kalmak,

5 – Salihlerle sohbet etmektir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s. a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Gerçekten siz, mallarınızla insanları (memnun etmeğe) güç yetiremezsiniz. Ancak onları sizin güler yüz ve güzel huyunuz mem­nun edebilir.»

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Hayy: (Diri, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten.)

 
20Şub 2013

RESULULLAH (S.A.V.)’İN ZİKİRLERİ

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Kur’an’da:

«Onlar (mü’minler) ayakta iken, otururken ve yatarken (dâima) Allah’ı zikrederler.» (Âl-i İmran 191).

«Nice adamlar vardır ki, hiç bir ticaret, hiç bir alışveriş onları zikrullahtan alıkoymaz.» (En-Nûr 37) buyurmaktadır.

Kur’ân tebliğcisi o büyük önder, bu emir ve sıfatların en canlı timsâli idiler. Hz. Âişe (r.a.) validemiz, bize Resûlullah (s.a.v.)’ı Al­lah (c.c.)’ı tenzih ve takdisten geri kalmadık­larını haber veriyorlardı. Otururken, yatarken, yürürken, uyurken, abadest alırken, seyahat ederken, evinden çıkarken, mescide giderken, düşmanla mücâdele ederken dâima Allah (c.c.)’ı zikreder, dâima O’nun adını takdîs ederlerdi.

Hz. Aîşe (r.a.) der ki:

– «Ben Resûlullah (s.a.v.)’ın Ramazan­dan başka hiçbir ayda tam oruç tuttuğunu görmedim. Gene Onu, hiçbir ayda Şa’ban (ayı) kadar oruç tuttuğunu görmedim.» (Buhârî, Müslim) Bir Hadîs-i Şerifte de:

«Şa’ban’ın yarısı kaldığı vakit oruç tutma­yınız!» Veya «Oruçla Ramazan ayının önüne geçmeyiniz! Ancak bu, sizden birinizin tut­makla olduğu bir oruca rastlarsa tutsun!» (Tirmizî) . buyurulmuştur.