Genel

12Mar 2013

RAMAZAN’IN SONUNDA KURTULUŞ VAR

«Ramazanın evveli rahmet, ortası mağfi­ret, sonu ise Cehennemden azâd olmaktır. Bu ayda, kölenin, işçinin, me’murun., talebenin, as­kerin, vazifesini hafifleten âmirleri, (müdürleri, kumandanları) Cenâb-ı Allah (c.c.) çok sever, afv eder ve Cehennem ateşinden korur.

Ramazan ayında dört hasleti çoklaştırınız, İki haslet ile Rabbinizi kendinizden razı kılar­sınız. Diğer iki hasletten ise müstağni olamaz­sınız (her zaman yapmanız lâzım).

Biri, «La ilahe illallah» demek, ikincisi ise Allah’tan afv dilemek üzere «tevbe ve istiğfar» etmektir. Kendisinden müstağni olamayacağı­nız iki haslet ise; Rabbinizden Cenneti iste­mek ve Cehennem ateşinden ona sığınmaktır.»

KADR SURESİ (5 ayet)

Bismillahirrahmanirrahim

(Rahman, Rahim Allah’ın ismiyle)

Gerçek, biz onu kadir gecesinde indirdik Kadir gecesinin (şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Onda me­lekler ve Ruh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya ka­dar bir selâmdır. (1-5)

12Mar 2013

ALLAH (C.C.) SEVGİSİNİN ALÂMETLERİ

Allah (c.c.)’i seven, ölümden korkmaz ve tiksinmez. Daima ölüme hazırdır, bekler. Dün­
yada neyi seviyorsa, Allah (c.c.) sevgisiyle se­ver ve onun yolunda, onun için harcar ve tü­ketir. Allah (c.c)’i seven, gece gündüz onu zikreder ve düşünür. Allah (c.c.)’i seven, onun kelâmına (Kur’an’a) hürmet, peygamberlere, velîlere ve onların dostlarına riayet eder. Al­lah (c.c.)’i seven, insanlardan çekinir. Geceyi özleyişle bekler. Allah (c.c.)’i sevene ibâdet kolay gelir. Allah (c.c.)’in dostlarını sırf Allah (c.c.) rızası için sever ve onları dost edinir.

PEYGAMBER (S.A.V.)’İN BİR MUCİZESİ

Kâdi İyâz (k.s.)’dan rivayet edildi ki: «Muaz Bin Amr (radiyallahü teâlâ anh)’in bir eline Ebû Cehîl’in oğlu İkrime (r.a.) kılıcıyla öyle çal­mış ki, koparamamış. Lâkin eli derisinde salla­nır vaziyette kalmış. Muaz (r.a,) işte bu haliy­le, Resûlullah (s.a.v.) Hazretlerinin huzuruna gelmiş Resûlullah (s.a.v.) Hazretleri, o kop­mak üzere olan eline tükürünce, eli sapa­sağlam oluverdi. Ta Hz. Osman (r.a.) zamanı­na kadar, hayatta kaldı» (Mevâhib)

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

Et-Afüvv: (Afvı çok olan, çok af eden.)

Zü’l-Celâli Ve’l-îkrâm: (Hem büyüklük sa­hibi hem fazl-ı kerem sahibi.)

12Mar 2013

ORUCUN MEKRUHLARI

-Bir şey tatmak,

-Lüzumsuz yere bir şey çiğnemek,

-Sakız çiğnemek, (şartları var. Aksi hal­de orucu bozar. Çiğnememek daha iyidir.)

-Nefsinden emin olmayanlar için öp­mek, boynuna sarılıp kucağına almak. (İnzal
vukua gelmemek şarttır.)

-Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak,

-Kan aldırmak ve hacamat olmak ve meşakkatli bir işte bulunmak gibi kendisini zaif düşüreceğini zanneylediği bir işi yapmak.

ORUÇLUYA MEKRUH OLMAYAN ŞEYLER

-Misk veya gül gibi bir şey koklamak,

-Gözüne sürme çekmek,

-Bıyığına yağ sürmek,

-Zaif düşmeyecek ise kan aldırmak ve­ya hacamat olmak,

-Misvak kullanmak,

-Ağzına su alıp gargara yapmak,

-Burnuna su çekmek.

İFTARIN TA’CÎLİ, SAHÛR’UN TEHİRİ

«Üç şey Peygamberlik ahlâkındandır:

1- iftarda acele etmek, yâni orucu tam vaktinde bozmak,

2- Sahuru geç yemek,

3- Namazda sağ eli, sol el üzerine koy­mak. Hadis-i Şerif (Taberânî)

12Mar 2013

MÜ’MİNİN TEVEKKÜLÜ VE İTİMADI

Mü’min cereyan eden hâdiselerin ötesini îman nûruyla görür, sebepler perdesinin ardındaki ilâhî gücü her an müşahade eder ve kâinatta meydana gelen sayısız hâdisenin bir nizam çerçevesinde vuku bulduğundan hiç şüphe etmez. Hayır ve şer olarak görülen her şeyin failinin mutlak Hakîm olan Allah (c.c.)’in olduğunu ye O (c.c.)’nun kullarına hiçbir za­man zulüm etmeyeceğini, bilâkis daima ikram­da bulunacağını bilir.

Tevekkül, insanlardan değil. Allah (c.c.)’ tan beklemektir, insanlarda değil Allah (c.c.)’a güvenmektir. Yani tevekkül bedenî ibâdete, kalbi ise Allah (o.c.)’a bağlamaktır.

Her hususta Allah (c.c.)’a dayanmak ve güvenmek, kulluğun şanındandır.

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular:

«Bir kimse Ramazan-ı Şerifin gecelerinde ibadetin sevabına inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için Teravih namazını kı­larsa (Hukuku’llah’a müteallik olan) geçmiş günahları mağfiret olunur.» (Buhârî-Müslim)

«Faziletine inanarak ve mükâfatını uma­rak, Allah rızası için Ramazan gecelerini iba­detle geçiren kimsenin geçmiş günahları mağ­firet olunur.» (Müslim)

12Mar 2013

ORUCUN ZAHİRÎ VE BATINÎ ŞARTLARI

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: «Nice oruç tutanlar var ki açlık ve susuz­luktan başka bir şey elde edemezler.»

Her ibâdetin olduğu gibi İslâm’ın beş şar­tından birisi olan Orucun da zahiri ve batınî şartları vardır…

Oruç üç derece olup bunlar Avamın (Hal­kın) orucu. Havassın (Seçilmişlerin, Salihlerin) orucu ve Ahassü’l-havassın (Seçilmişlerin se­çilmişleri) orucu şeklinde tarif edilir.

AVAMIN ORUCU: Orucun zahirî şartlarını kapsar. Yani yememek, içmemek, cinsî müna­sebetten sakınmak gibi…

HAVASSIN ORUCU: Orucun zahirî şart­larına riayetle beraber, gözünü, kulağını, dili­ni, ayağını ve diğer azalarını günahtan koru­maktır.

AHASSÜL-HAVASSIN ORUCU İSE; Avam ve Havassın orucundaki şartlara riayetin ya­nında, kalbini, hasis emellerden, dünya düşün­celerinden sıyrılmak, Allah (c.c.)’dan başka her şeyden el çekerek bütün mevcudiyetiyle Allah (c.c.)’a bağlanmaktır.

Bu mertebe Peygamberler, Sıddîklar ve mukarrebler rütbesi olup, bu gibilerin gönlüne Allah (c.c.) ve âhiretten başka bir şey geldiği anda oruçları bozulur.

12Mar 2013

SÜNNET-İ SENİYYE

«Onların sandıkları gibi değil. Rabbın adı­na yemîn olsun; aralarında çekişip durdukla­rı şeyde, seni hakem bilip sonra verdiğin hü­kümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duyma­dan tam teslim olmadıkça imân etmiş olamaz­lar.» (Nisa s. 65)

«Resul size ne getirdiyse, onu alın; size yasak ettiği şeyden dahi sakının.» (Haşr s. 7)

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

– «Sizden hiç biriniz îmân etmiş ola­maz; taa, hevası (arzusu) getirdiğime uymadıkça… Bir kimse sünnetimi (gereği ile amel etmeyip) zayi ederse, şefaatim ona haram olur. Bir kimse, sünnetimi (yerine getirmek sureti ile) ihya ederse, beni ihya etmiş olur. Beni ihya eden de beni sevmiş olur; beni se­ven dahi kıyamet günü cennette benimle be­raber olur.»

Muhabbet ehlinden birinin gözleri kör ol­muş, sebebini soranlara: «Benim gözlerimi ka­patan ve görmekten men eden Allah’tır. Çün­kü ma’şuk (sevilen) istemez ki, muhibbi (se­veni) başkasıyla dost olsun ve onu sevsin. O ister ki kalbi, Allah (c.c.)’tan gayrisinden te­mizlensin ve daima onu gönlünde yaşatsın.»

 
12Mar 2013

PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ÂDETLERİ

• Peygamber (s.a.v.) Efendimiz umumi­yetle sağ elleriyle iş görmeyi severlerdi.

• Ayakkabılarını giyerlerken önce sağ ayakkabılarını giyerlerdi.

• Camiye girerken önce sağ ayağı ile adım atarlardı.

• Bir şey dağıtacak olurlarsa sağında bulunanlardan başlarlardı.

• Bir iş yapacakları zaman besmele çekerlerdi.

• Elbiseyi sağdan giyerler ve soldan çıkarırlardı.

• Hz. Enes (r.a.) diyor ki:

«- Resûlullah (s.a.v.) bir gün evime gele­rek su istediler, ben de süt getirdim. Peygamberimiz (s.a.v.) içtiler. O’nun solunda Hz. Ebû Bekir (r.a.), önünde Hz. Ömer (r.a.), sağ tara­fında da bir bedevi oturuyordu. Peygamberi­miz (s.a.v.) sütü içtikten sonra Hz. Ömer (r.a.) kabı Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e uzatmak istemişti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) kabın sağında bulunan bedeviye takdimini istemiştir.»

• Peygamberimiz (s.a.v.) Ashâb (r.a.)’ını künyeleri ile çağırır, çocuğu olan kadına da künyeleriyle hitap ederdi. Çocuğu olmayan kadınlara ve çocuklara da bir künye bulurdu.

20Şub 2013

Mİ’RAC KANDİLİ

Resulullah ‘(s.a.v.) Efendimiz:

«Ben Kabe’de, Hicr-i İsmail’de, uyku ile uyanıklık arasında bulunduğum bir sırada, bir de baktım, Cibril (a.s.) bana Burak’ı getirdi…» Böylece başlayan yolculuk bir gece içinde ta­mam olmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.) Mescid-i Aksa’da iki rek’at namaz kılmıştır. «Bana peygamberler gösterildi, onlara, imâm olarak namaz kıldır­dım,» diyerek Mescid-i Aksa’daki namazı ta’rif etmiştir. Sonra yine Cebrail (a.s) ile bir­likte semâya yükselerek «Sidre’t-ül-Müntehâ» denilen kısma geldiği zaman Cebrail (a.s.) sev­gili Peygamberimiz (s.a.v.)’e:

«­­­­ Yâ Resûlullah, artık ben ileri gide­mem. Eğer bir parmak ileri gidersem yanarım. Daha ilerisi Allah (c,c.)’a ve Habîbine aittir.» demiştir. (Fizilâl’il Kur’ân. c. 9. s. 278-279).

Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) «Refref» adı verilen vasıta ile bu ulvî seya­hate devam ederek Arş, Kürsî, Cennet, Cehen­nem gibi varlıkları seyretmiştir. İşte Mi’rac, sadece Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e nasib olmuş, ulvî, semavî bir seyahattir. Bu olayın geçtiği geceye de İsrâ veya Mi’rac Gecesi adı verilir.


20Şub 2013

YEMEĞE TUZLA BAŞLAMAK

Yemeğe tuzla başlamak, bitirmek ve sağ elle yemek Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizlere örnek teşkil edecek sünnetidir. Onun bütün amelleri elbette bizim için daha hayırlı ve Allah (c.c.)’a yaklaşmaya vesiledir. Kaldı ki, insan bu dünyada kendi sağlığı ve saadeti acısından da mutlaka gerekli ve faydalıdır.

Tuz vücut için en az su kadar zaruri olan gıda maddesidir. Dokular ve hücrelerin hayatiyeti su ve tuzla kaimdir. Vücut tuzsuz kaldığı vakit takatsiz ve mecalsiz kalır. Tansiyon dü­şer. Böbrekler yeteri kadar idrar yapamaz id­rar miktarı azalır. Tuzsuz yemek yenmez-Yemeğin lezzetini tuz verir. Mide sıkıntısı tuzla düzelir. Vücudun kuvveti tuzla mümkün­dür. Tuz mikrop öldürücü bir kuvvettir. Tuz bulunduğu vasatla su toplar, orayı sulandırır, suyu kendine çeker. Ağıza parmakla bir mik­tar tuz alınınca derhal tükrük bezleri salya salgılamaya başlar. Aynı zamanda ağızdaki mikropların öldürülmesine sebep olur.

Netice olarak tuzla başlamak ve bitirmek-Gastrit, ülser, hazımsızlık gibi mide hastalıklarında, Diş çürümelerini önlemede Gıdanın hazmedilişini kolaylaştırmada, Ağız temizlemede, ağız kokusunu gidermede. Ağız­daki mikropların öldürülmesinde faydalıdır. (Tıp Fak. Fizyolojiliği)

 
20Şub 2013

ÂYETLERLE Mİ’RAC-I NEBÎ

«Kulunu (Muhammed s.a.v.) bir gece Mescîd-i Haram’dan, kendisine bir kısım âyetleri­mizi göstermek için, çevresin.) mübarek kıldı­ğımız Mescîd-i Aksa’ya götüren Allah her tür­lü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O, Semî’dir, Bâsîr’dir..» (İsrâ Sûresi, Âyet- 1)

NECM SURESİ

1 – Battığı dem yıldıza and olsun ki, 2 – Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı. Batılda inanmadı. 3 – O kendi (re’y-ü) nevasından söylemez. 4 – O, kendisine (Allah’dan) ilka edile gelen bir vahiyden başkası değildir. 5 – Onu müthiş kuvvetlere malik olan öğretti. 6 – (Ki o) akıl ve re’yinde kamil (bir melek) dir. Hemen doğruldu. 7 – O, en yüksek ufukta idi. 8 – Sonra (Cebrail, ona) yaklaştı. Derken sarktı. 9 – (Bu suretle o, peygambere iki yay kadar, yahud daha yakın oldu. 10 – (Allah’ın) kuluna vahyettiği neyse onu vahyetti. 11 – Onun gördüğünü kalbi yalana çıkarmadı, 12 – Şimdi siz onun bu görüsüne karşı da kendi­siyle mücadele mi edeceksiniz? 13, 14 – And olsun ki onu diğer bir defa da sidre-tül müntehanın yanında gördü o, 15 – Ki Cennet-ül me’va onun yanındadır. 16 – O zaman sidreyi buruyordu. Onu bürünmekte olan. 17 – (Pey­gamberin) gözü, (gördüğünden) şaşmadı, (onu) aşmadı da. 18 – Andolsun ki o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını görmüştür.