Genel

20Şub 2013

 

ŞÜPHELİLERDEN KAÇMAK

Numan b. Beşir (r.a.)’den rivayet edilmiş­tir. Demiştir ki Resulullah (s.a.v.):

«Şüphesiz helâl de haram da bellidir. Fa­kat ikisinin arasında insanlardan bir çoğunun bilmeyeceği şüpheliler de vardır. Kim o şüp­helilerden sakınırsa, dinini şerefini kurtarmış olur. Kim de o şüphelilere düşerse haramın içine düşmüş olur. O kimse tıpkı hayvanlarını korunun etrafında otlatan çoban gibidir ki, o çok sürmeden hayvanlarını o çayırın içinde otlatmış olabilir. Haberiniz olsun ki, her hü­kümdarın bir korusu vardır. Allah’ın korusu da haram kıldığı şeylerdir. Gözünüzü açın, cese­din içinde öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olduğu zaman bütün cesed iyi olur. Bozulduğu zaman bütün cesed bozulur. Gözünüzü açın ki o (et parçası) kalptir.» buyururken işittim. (Buhari-Müslim-Ahmed b. Hanbel)

HZ. ÖMER (R.A.)’IN DEĞER ÖLÇÜLERİ

Adamın biri Hz. Ömer -radıyallahu anh-ın huzurunda birini medhedinçe Hz. Ömer -radıyallahu anh- sormuş: «Bu adamla bir muameleniz oldu mu?» «Hayır!» demiş. «Be­raber yolculuk ettiniz mi?» «Hayır!» demiş.

– «O halde siz hiç bilmediğiniz bir şey­den bahsediyorsunuz» demiştir.

 
20Şub 2013

ÇANAKKALE ZAFERİ

Birinci Dünya savaşı sırasında, Osmanlı devletinin savaşa girmesi üzerine, İtilaf devletleri, Rusya ile birleşmek imkânlarını kay­betmişlerdi. Halbuki Rusya’nın Almanya’ya taarruz edebilmesi için silâh ve cephaneye ihtiyacı vardı. Bunun için de İtilaf devletlerinin Boğazlar yolundan Rusya’ya yardım, etmeleri gerekiyordu. Bu maksatla İtilaf devletleri Çanakkale Boğazını geçmek için Osmanlı dev­letine buradan cephe açtılar. Çağın tüm teknik imkânlarıyla mücehhez pek büyük bir itilaf Donanması Çanakkale Boğazını geçmeye teşebbüs eti. Fakat çok sert bir mukavemet ile karşılaştılar. Mehmetçiğin isabetli top atışlarıyla 18 Mart 1915 de hüsran içinde pek çok zayiat vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Deniz harekâtının başarısızlıkla sona ermesin­den sonra İtilaf devletleri, Gelibolu yarımada­sına asker çıkararak İstanbul’a yürümek iste­diler; burada da Mehmetçiğin îmanlı süngüsü karşısında denize döküldüler ve çekilmek zo­runda kaldılar. Yüzbinlerce Şehîd ve Gazi. Bü­tün bunların arkasından îmanlı Müslüman Türk Ordusunun tarihe kanlarıyla yazdırdığı altın sahife: ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Berr: (Kulları hakkında müsait bulu­nan, iyiliği ve bahşişi çok olan.)

 
20Şub 2013

MÜ’MİNİN BEŞ BAYRAMI

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:

– «Mü’minlerin bayramı beş nevidir.

1- Sol taraftaki melek yazmak için günah bulamadığı gün,

2- Ruhunu teslim ederken müjdeci melekler gelip: «Müjde ya mü’min! Sen Cennetliksin» dedikleri gün.

3- Kabre vardığında, kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak bulduğu gün.

4- Arşürrahman altında Nebiler, Veliler ve Salihier ile beraber gölgelendiği gün.

5- Kıldan ince, kılıçtan keskin Sırat Köprüsü üzerinde sorulan yedi suale cevap vererek geçtiği gün.»

Yedi sual şunlardır: 1) iman, 2) Namaz 3) Oruç, 4) Hac, 5) Zekât, 6) Kul hakkı, 7) Taharet, yani temizlik.

Eshab-ı Kiram’dan Ebu’d-Derda (ra)’e sordular:

«- İnsanlar neden bu kadar ölümden korkar ve tiksinirler.» Cevap verdi:

«- Çünkü onlar fâni dünyalarını mâmur edip ebedî karargâhlarını viran etmişlerdir. Hiç kimse mâmur bir diyardan, viran bir bel­eye gitmek istemez.»

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Mümit: (Her canlı mahlûkun ölümünü yaratan.)

 
20Şub 2013

RAHMET VE MAĞFİRET AYI

«Üç aylar»ın ikinci ayı olan, «Şa’ban» ayı Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine mah­sus bir aydır.

«Şa’ban» kelimesi, dağ yolu anlamına ge­len şaîbden alınmıştır ki; ma’nâsı hayır yolu­dur…

«Şa’ban’ın «Ş» harfi şerefe, «ayın» harfi yüceliğe, ululuğa, «B» harfi bir’e, «Elif» harfi kaynaşma, dostluğa, «Nun» harfi de «nura» delâlet eder. Buna göre, toplu bir ma’nâ verilmesi îcâb ederse, hayratın fetih olduğu, rah­met ve bereketin nazil olduğu, hatanın terk, kusurların örtüldüğü bu ay, ibâdeti ve gani­metleri bakımından mü’min için bir fırsattır diye bildirirler. Resûlullah (s.a.v.):

-«Şa’ban (ayı) girdiğinde nefislerinizi temizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz!…» buyurdular. Ümâme (r.a.) Re­sûlullah (s.a.v.)’e;

-Ben seni Şa’ban (ayın)da oruç tuttuğun kadar, diğer aylarda oruç tutuğunu görmedim.
Resûlullah (s.a.v.):

-«Bu öyle bir aydır ki; insanlar Recep ile Ramazan arasında ondan gafil olurlar. O öyle bir aydır ki; o ayda bütün ameller âlem­lerin Rabbisine çıkarılır. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde çıkmasını severim.» buyurdu­lar. (Neseî)

 
20Şub 2013

MUTMAİNNE NEFSE ULVÎ BİR HİTAP

Hz. Mevlâmız (c.c.) âyet-i kerîme’de:

«- Ey Rabbına muti olan nefs-i mutmaine! Sahibine dön. Sen ondan razı, o da senden hoşnut. Kullarımın arasına gir, Cennetime dahil ol!» (Fecr:27-30) buyuruyor.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) mutmainne nefis sa­hiplerini de yerlerinde kalmayıp çalışarak radiye ve mardiye makamlarına yükselmeğe da­vet ediyor. O halde bizler de kul olarak nefsi­mizi tezkiye edip bu sıfatlara nail olabilmek için bazı şartlara riâyet ederek çalışmaklığımız gerekir. Bu şartlar:

1 – Halâ-yı Bâtın (Az yemek, mideyi tam olarak tıka basa doldurmamak.)

2 – Namazı, duayı ve diğer ibâdetleri hu­zur ve huşu ile edaya çalışmak,

3 – Zikr-i daimiye devam etmek,

4 – Geceleri teheccüde kalmak,

5 – Salihlerle sohbet etmektir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s. a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Gerçekten siz, mallarınızla insanları (memnun etmeğe) güç yetiremezsiniz. Ancak onları sizin güler yüz ve güzel huyunuz mem­nun edebilir.»

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Hayy: (Diri, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten.)

 
20Şub 2013

RESULULLAH (S.A.V.)’İN ZİKİRLERİ

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Kur’an’da:

«Onlar (mü’minler) ayakta iken, otururken ve yatarken (dâima) Allah’ı zikrederler.» (Âl-i İmran 191).

«Nice adamlar vardır ki, hiç bir ticaret, hiç bir alışveriş onları zikrullahtan alıkoymaz.» (En-Nûr 37) buyurmaktadır.

Kur’ân tebliğcisi o büyük önder, bu emir ve sıfatların en canlı timsâli idiler. Hz. Âişe (r.a.) validemiz, bize Resûlullah (s.a.v.)’ı Al­lah (c.c.)’ı tenzih ve takdisten geri kalmadık­larını haber veriyorlardı. Otururken, yatarken, yürürken, uyurken, abadest alırken, seyahat ederken, evinden çıkarken, mescide giderken, düşmanla mücâdele ederken dâima Allah (c.c.)’ı zikreder, dâima O’nun adını takdîs ederlerdi.

Hz. Aîşe (r.a.) der ki:

– «Ben Resûlullah (s.a.v.)’ın Ramazan­dan başka hiçbir ayda tam oruç tuttuğunu görmedim. Gene Onu, hiçbir ayda Şa’ban (ayı) kadar oruç tuttuğunu görmedim.» (Buhârî, Müslim) Bir Hadîs-i Şerifte de:

«Şa’ban’ın yarısı kaldığı vakit oruç tutma­yınız!» Veya «Oruçla Ramazan ayının önüne geçmeyiniz! Ancak bu, sizden birinizin tut­makla olduğu bir oruca rastlarsa tutsun!» (Tirmizî) . buyurulmuştur.

 
20Şub 2013

HALÂ-YI BÂTIN (AZ YEMEK)

Mükerrem sıfatla yaratılan insanın kalbine, Cenâb-ı Hakk nazar eder. Az yiyip, oruç utarak açlıktan istifade etmeğe çalışılmalıdır. Tefsirde beyan edildiği üzere orucun 10 tane hassası vardır.

1 -Toklukta belâdet-i humuk (ahmaklık ve akılsızlık) vardır. Açlıkta safai kalp hasıl olur, hafıza kuvvetlenir. 2 – Toklukta kalb katı olur, ibadetlerden bir lezzet alınamaz. Aç­ıkta rikkat-i kalb hasıl olur, ibadet, dua ve münacaattan lezzet alınır. 3 – Toklukta fe­rah, iftihar ve tuğyan vardır. Açlıkta kalbte zül ve inkirar hali meydana gelir. 4 – Tokluk­ta unutkanlık vardır. Açlıkta fakir ve açların hali hatırdadır. 5 – Toklukta nefs-i emmâre kuvvet bulur, günah işlemeğe meyli artar. Aç­lıkta şehevât kırılır. 6 – Toklukta uyku ve gaflet vardır. Açlıkta uyanık ve seheri olu­nur. 7 – Toklukta tembellik ve gevşeklik var­dır. Açlıkta devamlı ibadet ve taat müyesser olur. 8 – Tokluk ekseri hastalıkların başlan­gıç sebebidir. Açlık bedene sıhhat verir. 9 – Toklukta sıkıntı ve ağırlık vardır, açlıkta fe­rahlık ve hafiflik vardır. 10 – Tokluk tasadduk ve îsârı men eder, açlık ise arttırır.

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Kayyum: (Gökleri, yeri ve her şeyi tu­tan.)

 
20Şub 2013

PEYGAMBER (S.A.V.)’İN KONUŞMALARI

Konuşmaya Allah’ın adıyla başlarlardı. Daima düşünür ve sükûtu tercih ederlerdi. Lü­zum olmadan konuşmazlardı. Konuştukların­da az ve öz konuşurlardı. Boş söz asla söyle­mezlerdi. Konuştuklarında tatlı ve tesirli ko­nuşurlardı. Kimseye fena söz söylemezlerdi. Gür ve yüksek sesle tane tane konuşurlardı. Konuşma esnasında başlarını yukarı kaldırır­lardı. Konuşurken bazen lâtife ederler ve göz­lerini öne indirirlerdi. Nadiren güler, ekseriya tebessüm ederlerdi. Kahkaha ile gülmezlerdi. Konuşmalarında umumiyetle sözlerini üç defa tekrar ederlerdi, öyle ki dinleyenler bunları ezberleyebilirlerdi. Bir şeye taaccüb edince, eli­nin içini çevirirlerdi. Elleriyle işaret ettikleri zaman, bütün kollarını kaldırırlardı. Bazen bir şey söyleyince, ellerini birbirine çırparlardı. Konuşan hiç kimsenin sözünü kesmezler, söz­leri bitinceye kadar dikkatle dinlerlerdi. Nor­mal hallerinde olduğu gibi hiddetli hallerinde de, daima hakkı söylerlerdi. Konuşulması ve anlatılması gereken şeyleri kinaye yoluyla an­latırlardı.

YUNUS EMRE’DEN

«Hani mülke benim diyen köşk-ü saray beğenmeyen.

Şimdi bir evde yatarlar taşlar olmuş üs­tünleri»

 
20Şub 2013

NAMAZDA HUZUR VE HUŞU

Nefsi tezkiyenin şartlarından biri bütün ibadetleri huşu ile yapmaktır. Cenâb-ı Hakk (c.c.): «Ancak namazı huşu ile kılanlar felaha ermişlerdir.» (Mü’minûn 1) buyuruyor. Bu ayetten «Namazı huşu ile kılamayanlar, fela­ha dahil olamayacak.» mânası çıkıyor. Nama­za duran kişi ancak kalb huzuru ile edaya ça­lışırsa o ibâdeti yapmış olur, lezzet alır ve on­dan istifa eder. Namazın aslı, ruhu kalbdeki huşu, halinin namazın her anında bulunması­dır. Çünkü namazdan maksat kalbte Allah-ü Teâlâ’yı bulundurmaktır, korku, ümid ve edeb ile Allah-ü Teâlâyı zikretmektir.

Hz. Ali (r.a.) namaz kılmak için kalktığın­da vücudunu bir titreme alır, yüzünün rengi değişir ve «Yedi kat göklere ve yere arzedilen ve onların tanıyamadıkları emânetin zamanı gelmiştir» derlerdi.

KAFİRUN SURESİ (6. ayet)

Bismillahirrahmanirrahim

(Rahman, Rahim Allah’ın ismiyle)

De ki: «Ey kafirler, ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Benim ibadet ettiğime de siz kulluk ediciler değilsiniz. Ben sizin tap­tıklarınıza tapmış değilim. Siz de benim kulluk etmekte olduğuma kulluk ediciler değilsiniz sizin dininiz size, benim dinim bana.» (1-6)

 
20Şub 2013

İLMİHAL

Altın ile, gümüş ile vesair mücevherat ile kadınların bezenmeleri caizdir. Erkekler ise ziynet maksadıyla olmaksızın gümüşten hal­kalı mühür kullanabilirler. Ve ziynet için de olsa gümüşlü kemer, altın yaldızlı, işlemeli kılıç kuşanabilirler. Fakat altından, demirden, tunçtan, şişeden, taştan halkalı mühür kulla­namazlar. Bu haramdır. Mühürde itibar kaşa değil, halkayadır. Kası taştan, akikten vesaireden olabilir. Şu kadar var ki bir hacet gö­rülmedikçe mühür kullanılmaması efdaldir.

(Büyük İslâm İlmihali – Ö. N. Bilmen)

ŞEFKAT

Allah’ın Resulü (s.a.v.) buyurdular.

«- Yetimin işlerini üzerine alan kimse ile ben, Cennette bu iki parmak gibiyiz». Efen­dimiz (s.a.v.) bu sözleri söylerken; orta par­mağıyla şahadet parmağına işaret etmiştir.

NUŞİREVÂN-I ÂDİL’İN ÖĞÜTLERİNDEN

*Herkes ile küstahlık eyleme,

*Borçlu adamları yâr tutma,

*İyi dostlardan göz ve gönlü döndürme

*Lâf vurucu kimse ile ihtilâf etme

*Hiç kimse ile alay etme.

ATASÖZÜ

«Keskin bıçak olmak için, çok çekiç ye­mek gerek»