Genel

19Eki 2019

İmâm Alî (r.a.) hazretlerinden rivâyet olundu. İbni A’bude şöyle buyurdu: “Sana kendimden ve Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in kızı Hz. Fâtıma (r.anhâ)’dan konuşayım! Hz. Fâtıma (r.anhâ), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ehlinin en sevimlisiydi. Ve benim yanımda öyleydi. Ve ben, “Evet! (Anlat) dedim. Hz. Alî (r.a.) buyurdu:

“Hz. Fâtıma (r.anhâ) bir gün değirmen çekti, un öğüttü; değirmen elinde iz bıraktı. Kırba ile su çekti. Kırba boynunda iz bıraktı. Evi süpürdü. Elbiseleri tozlandı. O sırada Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e ganimet olarak hizmetçiler gelmişti. Ben Hz. Fâtıma (r.anhâ)’ya: “Keşke sen babana gitsen ve kendisinden bir hizmetçi isteseydin?” dedim.

Hz. Fâtıma (r.anhâ), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in yanına gitti. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında yeni gelmiş genç hizmetçiler gördü. (Bir şey demeden) geri döndü. Ertesi gün yine gitti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kendisine sordu:

“Bir hâcetin mi (ihtiyacın mı) var?”

Hz. Fâtıma (r.anhâ) sustu. Bunun üzerine ben konuştum: “Ya Resûlallâh (s.a.v.), kendisi değirmen çevirdi, elleri şişti, değirmenin izi elinde kaldı. Kırba ile su taşıdı, kırba omzunda iz bıraktı. Sana hizmetçiler gelince, ben kendisine, sana gelip bir hizmetçi istemesini söyledim. Hizmetçi onu içinde bulunduğu sıcaktan korur, ona ev işlerinde yardım eder. Bunu üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular:

“Ey Fâtıma Allâhü Te‘âlâ hazretlerinden kork! Allâhü Te‘âlâ hazretlerinin farzlarını yerine getir! Ehlinin (eşinin ve evinin) işlerini yap! Ve sen (geceleyin) yatağına girdiğin zaman; 33 kere tesbih et; 33 kere hamdet, 34 kere de tekbir getir. Bunun hepsinin toplamı yüz eder. Bu duâlar senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.”

(Ömer Faruk Hilmi, Ehli Beyt’in Fazileti, 114.s., Misvak Neşriyat)

18Eki 2019

Cerîr (r.a.) anlatıyor: “Sabahın erken vaktinde, Allâh Resûlü (s.a.v.) ile birlikte otururken yalınayak ve üzerlerine aba giyinmiş, kılıçlarını kuşanmış, Mudarlı bir topluluk geldi. Allâh Resûlü (s.a.v.) onların fakirliklerini görünce duygulandı, yüz rengi değişti. İçeriye girdi, sonra dışarı çıktı ve Bilâl (r.a.)’e ezân okumasını emretti. Bilâl de ezânı okudu, kamet getirdi. Efendimiz (s.a.v.) namaz kıldırdıktan sonra, insanlara şu âyetleri okudu:

“Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Râbbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp kendisini vesile ederek  birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız. Allâh sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.” (Nisâ s. 1)

“Ey imân edenler! Allâh’ın azabına maruz kalmaktan korunun. Herkes yarın ahireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına düçar olmaktan korunun. Çünkü Allâh yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Haşir s. 18) Sonra da, Peygamber (s.a.v.); “Herkes elinden ne geliyorsa; dinar, dirhem, elbise, buğday, hurma hatta yarım hurma bile versin!” buyurdu.

Ensâr (r.a.e.)’den bir adam, elinde hurma sepeti ile geldi ki, hurmaları eliyle taşımakta zorlanıyordu. Sonra diğerleri de arka arkaya getirmeye başladılar. Getirilen yiyecek ve giyecekler, iki öbek hâline geldi. Bunu seyreden Allâh Resûlü (s.a.v.)’in yüzü sevinçten ışıl ışıldı. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim İslâmiyet’te güzel bir çığır açarsa, o yaptığı iyiliğin mükâfatını aldığı gibi kendinden sonra aynı iyiliği yapanların da bir misli sevâbını alır. Hiç kimsenin mükâfatından da eksilme olmaz. Kim de İslâmiyet’te kötü bir yol açarsa, kendi günâhıyla beraber, arkasından giden insanların günâhlarını da yüklenir. Günâhını aldığı kimselerin günâhlarında da bir eksilme olmaz.”

(M. Yusuf Kandehlevî, Hayatus Sahabe, c.2, s.15)

17Eki 2019

Ebu’l-Leys (k.s.) merhum der ki: “Abdest alan kimseye lâyık olan, abdestini tazim ile almak ve Cenab-ı Hakk’ı ziyaret murad ettiğini bilmektir. Allâhü Teâlâ’nın huzuruna kirli ve suçlu gitmemek için de lâyık olan, önce bütün günâhlardan tevbe etmek, sonra abdest almaktır. Çünkü Hakk Teâlâ Hazretleri, su ile yıkanmayı günâhlardan yıkanmaya alâmet kılmıştır. Bunun için evvelinde Cenab-ı Hakk’ın ismini anarak başlamalıdır. Ağzına, burnuna su verdiği vakit ağzım su ile yıkadığı gibi gıybet (arkadan çekiştirme), bühtan (iftira), yalan, fuhşiyyat (kötü sözler) ve benzeri dil günâhlarından yıkanmak; yüzünü yıkadığı vâkit haram olan şeylere bakma kirlerinden yıkanmak ve aynı şekilde diğer azalarını yıkarken o azalarla işlenen masiyet, günâh kirlerinden yıkanmak ve abdesti tamamladıktan sonra da Cenab-ı Hakk’a dua ve tesbih etmek lâzımdır.”

Abdest ibadetine terettüp eden faziletler, böyle alınan abdestlere vaad olunmuştur. Bunu şu haber teyid eder:

Ebu Hüreyre (r.a) den rivayet olunan bir Hadîs-i Şerif’te haber veriliyor. Hz. Resûlullah (s.a.v.), bir sabah namazı vaktinde Bilâl (r.a.)’e buyurmuşlar ki:

“Ya Bilâl, İslâm’da en temiz işlediğin amel nedir?

Bu gece cennette ayakkabılarının seslerini işittim.” Hz. Bilâl (r.a.) cevabında:

“Ya Resûlullah (s.a.v.), kendimce gece ve gündüzün her saatinde daimî abdestli olmak kasdı ile abdest alıp Rabbimin rızası için takdir olunan namazı kıldığımdan başka temiz bir amel işlemedim ve her abdestim bozulduğunda hemen abdest alır, iki rek’at namaz kılarım” demiştir. (Tenbihul-Gâfilin, s.101)

(Ahmed Kemaleddin Üstün, Elli Dört Farz Şerhi, s.45-46)

16Eki 2019

Ali Ramiteni hazretleri buyuruyor ki: Salih bir kimse olabilmek için şunları yapmalı:

  1. Allâh (c.c.)’u çok hatırlamalı. Allâhü Teâlâyı hatırlamak için söylenecek en faziletli söz La ilâhe illallah demektir. Bunu söylemeye devam eden, ihlas sahibi olur. İhlas; bütün işlerini Allâh (c.c.) rızası için yapmak, dünyaya ait mal ve makamlardan hevesini kesip ahireti istemektir. İhlaslı kimse; “Benim tek gayem Allâh (c.c.)’un rızasıdır” der. Kur’an-ı Kerim’de de mealen, “Ey iman edenler! Allâh’ı çok anın” buyuruldu. (Ahzâb s. 41) Nefsin hep zararlı olan isteklerinden kurtulmak için devamlı Allâhü Teâlâ’yı anmalıdır.
  1. Kalbe dikkat etmeli. Kalbe dört çeşit düşünce gelir. Bunlar; Rahmandan, melekten, şeytandan ve nefsten. Rahmandan gelen; gafletten uyandırır, kötü yoldan doğru yola kavuşturur. Melekten gelen; ibadete rağbet ettirir. Şeytandan gelen günâhı güzel gösterir. Nefsten gelen ise, dünyanın faydasız şeylerini istetir. Şeytani ve nefsani düşüncelerden kurtulmak gerekir.
  2. Allâh (c.c.)’un hükmüne rıza göstermeli. Havf ve reca, yani korku ve ümit arasında yaşamalı. Çünkü imansız öleceğinden korkan, günâh işlemez.

Ayrıca mümin, Cenneti ümit eder, salihlerle sohbet eder. Salihlerle sohbet, günâhlara perde çeker, haramları gözüne kötü gösterir.

  1. İyi hasletlerle süslenmeli. Yani Allâhü Teâlâ’nın âhlakıyla âhlaklanmaktır.
  2. Helal lokma yemeli. Allâhü Teâlâ, “Helal ve temiz olanını yiyin” buyurmaktadır. (Bakara s. 168)

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ise; “İbadet on kısımdır. Dokuzu helâli talep etmektir” buyurdu. Biri de bütün ibadetlerdir. Haram yiyen, ibadet etme gücünü kendinde bulamaz. Helal yiyen de, günâh işlemez.

(Evliyalar Ansiklopedisi)

15Eki 2019

İlim adamları üçe ayrılır:

  1. Şahsına ve ilmine güvenilen âlim, Allâh (c.c.)’u, O (c.c.)’un emir ve âyetlerini bilen, Allâh (c.c.) korkusunu ciddiye alan, din konusunda perhizkâr, dünyevi değerleri önemsemeyen, Şânı Yüce Allâh’ın rızasını her şeyin üstünde tutan kimsedir.
  2. Dil ve mantığı iyi kullanan âlim; dinî hakikatları isbat etmek ve bid’at ateşini söndürmekle yükümlü olandır. O, kelâmcıları ve yalancı müfterîleri mat etmeyi başarmıştır. Onun ortaya koyduğu deliller parlak, ifade ve beyanları doyurucu, bildikleri tartışılmaz, getirdiği kanıtlar gayet açık ve yıldızı parlaktır. Böylelikle, Allâh (c.c.)’un dosdoğru olan yolunu (İslam’ı) iyi savunmuştur.
  3. Kendine yenik düşen âlim ise Allâh (c.c.)’u, O (c.c.)’un emir ve âyetlerini bildiği halde kendinde bir varlık görerek Allâh (c.c.) korkusunu yitirmiştir. Dünya sevgisi ve ihtiras onun perhizkârlık ve zühd duygusunu köreltmiş; yükselme ve şeref sevgisi, bulunduğu mevkiyi kaybetme kaygısı ve fakirlik korkusu onu ilmin bereketinden uzaklaştırmıştır. Artık o, dünyaya kul olanın kuludur; dünyaya hizmet edenin hizmetkârıdır. İlim sahibi olduktan sonra sapıtmış, bilgi sahibi olduğu halde aldanmış, Allâh (c.c.)’un yardımını gördükten sonra bozguna uğramıştır. Allâh (c.c.)’ın nimetlerini küçümsemek, onun dostlarıyla alay etmek, cahil kimseleri başa geçirmek, hükümdar ve devlet büyükleriyle kurduğu ilişkiyle övünmek, kadıya, vezire ve adamlarına itaat etmek onun başlıca özelliğidir. İlminden yararlanmadığı için bu kişi hem kendini hem de onu izleyenleri mahvetmiştir. Sonraki nesilden onu önder tanıyanların dünyadan beklentileri de onunki gibidir. Böyleleri için Allâh (c.c.) şu misali vermektedir: “Kendisine âyetlerimizden verdiğimiz halde onları bir kenara atan kimsenin başına gelenleri onlara okuyup anlat. Şeytan yetişip onu yakaladı, o da azıtıp gitti. Eğer dileseydik onu âyetlerimiz sayesinde yüceltirdik. Fakat o, dünyaya sarıldı ve sadece kendi arzularının peşinden gitti. Onun durumu saldırgan köpeğin durumuna benzer; üzerine yürüsen de hırlar, bıraksan da hırlar. Bizim âyetlerimizi yalanlayan kimselerin hali işte böyledir.” (A’râf s. 175-176)

(İmâm Gazâlî, Kitâbü’l-imlâ fî işkâlâti’l-İhyâ, s.18-19)

14Eki 2019

Bugün “Dünya Kız Çocukları Günü” sebebi ile klişe sloganlar havada uçuyor. “Kız çocuklarımız okumalı, özgür olmalı, hayallerini gerçekleştirmeli…Yirmi yıl önceki sloganlar… İstisnaları saymazsak kızlar artık okuyor, gayet özgürler ve hayallerini gerçekleştirmeleri içini kapılar açık. Her yerde onlara pozitif denilen bir ayrımcılık mevcut. Genel olarak baktığımızda kızların artık problemleri bunlar değil. Çağımızın kızları fazla özgürlüğün getirdiği problemlerle boğuşuyorlar.

Küçük yaşlarda beden ve estetik takıntısı, Uyuşturucu ve alkol batağındaki ünlüleri model alıp onlar gibi olmaya çalışmaları, Sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, Beden teşhirciliği, Sosyal ağ bağımlılığı, Kürtaj, babasız doğan çocuklar… Kariyer, yalnızlık, evlenememek, anne olamamak… Mutlu olamamak ve depresyon…

Kız çocuklarını düşündüğünü iddia edenler! Artık bu ezberlerinizden kurtulun da bunlara bakın. Kızlar ve kadınlarla ilgili bireysel olayları cımbızlayıp mağdur edebiyatı yapmaktan vazgeçin.

Gözlerinizi açın ve kız çocukları için gerçekten bir şey yapmak istiyorsanız öncelikle annelerinin hırsları yüzünden sürekli internete fotoğrafı ve videosu paylaşılan mahremiyetine saygı duyulmayan küçük kız çocukları için bir şeyler yapın. Kadın hakları ismi altında kız çocuklarını ve kadınları erkeklerden nefret ettirmeye çalışanlara engel olun. Kızları yaratılış özelliklerine sahip çıkmaları için yönlendirin. Kızları; argo, küfür, kavga gibi ruhunu incitecek davranışlar yerine Allah’ın kadına yüklediği incelikler; letafet ve nezaket ile kültürlü zarif bir hanımefendi olmaları için yönlendirin. Küçücük yaşlarda kadın olmaya heveslenen ve yaşının üstünde giyinen, süslenen ve öyle yaşamaya çalışan kızlara yaşlarına göre yaşamaları için yol gösterin.

Başarı, okul, diploma, kariyer, para diye beyni yıkanan çocukların; ahlak, erdem ve maneviyat olmadan mutlu olamadıkları açıkça görülüyor. O halde yapılması gereken onlara biraz daha dünya hırsı yüklemek değil, onları mutlu edecek değerler yüklemek olmalı.

(Pedagog Sema Maraşlı, cocukaile.net)

13Eki 2019

Erkek veya kadının, bakması haram-ı galîz, haram-ı hafif veya mekruh olan yerlerini zaruretsiz tutmaları caiz değildir.

Erkeklerin ihtiyar kadınların elini sıkması veya ihtiyar kadınların erkeklerin ayağını oğması, şehvetten emin ise caizdir.

Murdar olmuş hayvan leşi, kan ve şarap gibi aynî haram olan şeyleri tutmak elin âfetlerindendir.

Zekât alması caiz olmayanların zekât, sadaka-ı fıtır, adak ve yemin kefareti almaları elin âfetidir. Fakir, âlim, sâlih, müttekî, velî ve keramet sahibi sanılıp, sadaka ve hediyye verilen bir kimsenin kendisinde bu sıfatlar bulunmadığı halde o sadakayı ve hediyyeyi alması, elin âfetlerindendir.

Canlı resmi yapmak, bir şeyi telef ve israf etmek de elin afetlerindendir.

Tavla, satranç ve diğer oyun âletleri ile oynamak elin afetlerindendir. Ancak düğünde zilsiz def çalmak, kâfirler ile harbeden gazilerin, askerlerin davul, hac davulu çalması caizdir.

Güvercin ile oynamak âfettir. Bir hayvanı hedef edip ona ok atmak, nişan almak veya bir yere tıkayıp aç öldürmek, iftira ve söz taşımak gibi söylemesi haram olan şeyleri yazmak elin afetlerindendir. İyi işlerde sol elini, kötü işlerde sağ elini kullanmak elin afetlerindendir.

Alay etmek, gıybet ve hakaret yoluyla bir kimseye eliyle işaret etmek elin afetlerindendir.

Mü’min olsun kâfir olsun, köle olsun câriye olsun, hizmetçi veya bir başkası olsun, bir kimseyi haksız yere dövmek elin afetlerindendir.

(Kadızade Ahmed Efendi, B. Vasiyetnamesi Kadızâde Şerhi, s.188-189)

12Eki 2019

Hicr ibn-i Adiyy (r.a.) fâziletli sahabe (r.a.)’den olup Hz. Alî (r.a.)’in yârânının a’yânından idi. Kaadisiyye muharebesinde Hz. Ali ile Cemel ve Sıffîn vak’alarında bulunmuştur.

Ziyâd bin Ebîhi’nin Irak valiliğinde kötü yaşayışa başladıkta Hz. Hıcr (r.a.) ona itâat etmeyip vaat etmeyip meselâ hutbelerde Hz. Osman (r.a.)’e duâ ve Hz. Ali (r.a.)’e kötü söylemeğe devam eylediğinde Hz. Hıcr (r.a.) sükût etmeyip redd ve mukâbele eder olmuş. Ve Hz. Ali (r.a.) ashâbından bir cemâat dahî Hz. Hıcr (r.a.)’e ittibâ eylemiş idi. Gerçi Hz. Hıcr (r.a.) ve ashâbının bu meslek-i hak-güyelerine devamlarını Muğıyre bin Şu’be (r.a.)’in valiliği zamanında da Hz. Hıcr (r.a.)’e hürmeten Muğıyre müsamaha eyler idi. Vaktaki Küfe valiliğine Ziyâd me’mûr olunca, şiddet-i siyâsetini artırdı. Fakat Hz. Hicr’i (r.a.) kim idâm ettirdi ve ashâbına bir şey yapamıyordu. Ve hattâ bir gün Ziyâd namazı te’hir ettiğinden Hz. Hıcr (r.a.) ve etbâı tarafından taşlanmışlar iken yine bir şey diyemeyip onları Muâviye bin Ebî Süfyân’a yazdı. Muâviye dahî Hz. Hıcr (r.a.)’i tâbileriyle beraber Şam’a isteyip Şam kurbünde Azrâ nâm mahalde onları elleri bağlı olarak cümleten katl ve i’dam eylemiştir. Hz. Hıcr (r.a.) kati olunacağı sırada iki rekât namaz kılmış ve: “Şayet başka türlü zann olunmayacağını bileydim bu iki rekâtı itâle ederdim” demiştir. “Bend-i âhenimi çözmeyerek ve kanlarımı gasl etmeyerek defn edin, ben Muâviye’ye cadde üzerinde kavuşurum” tavsiyesini de etmişdir.

Kabr-i şerifi Azrâ’da ma’rûfdur, duası kabul olunan idiler, ind’el-katl iki rekât namazı kılması İbn-i Sîrîn’den suâl olundukta: “O iki rekâtı Hubeyb ile Hıcr kılmışlardır, ikisi de fâziletlidir.” demişdir.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), Ashâb-ı Kiram, s.309)

11Eki 2019

İsraf, hatırı sayılır dini ve dünyevi mubah bir fayda düşünülmeksizin malı yok yere harcamak, zayi etmek demektir. Meselâ: Ulaşılmayacak ve istifade edilmeyecek şekilde malı denize, kuyu ve ateşe atmak veya benzeri bir yere dökmek, yırtmak, işe yaramayacak şekilde koparmak, kesmek gibi işler israf sayılır. Artan yemeği dökmek, iyice sünnetlemeden bırakmak israftır.

Cenâb-ı Peygamber (s.a.v), Hz. Câbir (r.a.)’e  parmaklarını ve yemek yediği tabağı sünnetlemesini emretmiştir. Bu haberi, Müslim (r.a.) rivayet ediyor. Diğer bir rivayette de: “Şüphesiz, şeytan sizden birinizin yapacağı herhangi bir şeyin yanı başında hâzır bulunur; o kadar ki yemek yerken de orada bulunur. Sizden birinizin lokması yere düşünce alıp dokunan tozları gidersin ve yesin, şeytana terketmesin. Yemeği bitirince parmaklarını yalasın; çünkü o, hangi yemekte (lokmada) bereket olduğunu bilmez.”

Ekmek ve benzeri şeylerin kırıntılarını toplamamak, çocukların doğrayıp etrafa yaydığı gıda maddelerini değerlendirmemek de bir nevi israftır. Pirinç, mercimek ve benzeri şeyleri, bilhassa yıkanınca yere dökülenleri toplamamak, ayaklar altında çiğnemek bir nevi israftır. Ama bunları ve ekmek kırıntılarını tavuklara, koyun, inek, karınca ve kuşlara yedirecek olursa, israf sayılmaz.

Elbise ve ayakkabı gibi şeyleri çürümekten, yırtılmadan korumamak, çamaşırda ihtiyaçtan fazla sabun kullanmak da israf sayılır.

Keyfiyet bakımından kefeni (sünnet olan miktardan) fazla kullanmak, abdest alırken lüzumundan fazla su kullanmak da israftır.

Ahmed bin Hanbel (r.a.)’in İbn-i Ömer (r.a)’dan yaptığı rivayete göre, Cenâb-ı Peygamber (s.a.v) Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)’a uğramış, abdest alıyormuş.  Peygamber  (s.a.v): ” Ya Sa’d! Bu ne israftır?” “Abdestte de israf var mıdır?” Evet, bir nehir kenarında olsan bile israf etme buyurmuştur.

(İmâm-ı Birgivî Muhammed Efendi, Tarikat-i Muhammediyye, s.245-247)

10Eki 2019

Tac’ul Kısas kitabında diyor ki:  “Mirac gecesinde  Allâhü Teâlâ’nın selâmı, hak peygamberine ulaşınca,   Resûlullah (s.a.v.) bakıp  ümmetini gördü. Selâm şerefine onları da ortak edip: “Esselâmü aleynâ” dedi. Sonra bütün peygamberleri de zikredip: “Ve alâ ibâdillâhis sâlihîn” dedi. Melekler bu büyük hâl ve manzara karşısında hayran kalıp: “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü” dediler.  O zaman Allahü Teâlâ: “Habibim, (bu kelimeleri) Mi’râc gecesinin hediyesi olarak ümmetine götür. Namazda bu kelimeleri söyleyene, göklerdeki her meleğe verdiğim sevâbı veririm.” buyurdu. Sonra: “Ey Habibim ne dilersin?” buyurdu. “Yâ Rabbi, günahkâr ümmetlerim vardır, onları bana bağışla” dedi. “Ümmetinden yetmiş binini sana bağışladım. Başka ne istersin?” buyurdu. “Ümmetimi isterim, yâ Rabbi”. “Yetmiş binini daha sana bağışladım; başka ne istersin?” buyurdu. “Ümmetimi isterim, yâ Rabbi” dedi.

Bu Hadîs-i Şerîfi bildiren râvî der ki, yedi yüz defa bu emr-i ilahi geldi, her defasında, ümmetimi isterim dedi. Allahü Teâlâ: “Ey Habibim, bu kadar istiyor musun?” buyurdu. “Yâ Rabbi, bağışlayıcı sensin, isteyen de ben. Ne yapsalar da, kim olsalar da, hepsini bana bağışla” dedi. Allâhü Teâlâ: “Ey Habibim, eğer bütün ümmetini bu gece sana bağışlasam, benim rahmetim ortaya çıkar. Ama senin izzetin görünmez. Bu gece, ümmetinin bir kısmını sana bağışladım. Diğer iki kısmını durdurdum. Yarın kıyamet günü, önce gelen ve sonra gelen bütün insanlar bir yerde toplandıkları zaman, sen ümmetini iste, ben de senin için onları bağışlıyayım. Böylece ümmetinin günâhları, senin şefaatin ile benim rahmetim arasında mağfiret olunsun ve herkes senin benim katımdaki yakınlığını, mertebeni bilsin ve izzetin o gün zahir olsun.” buyurdu.

(Muhammed Rebhami, Riyadün Nasihin, s.111)