Genel

28Nis 2019

Fakih Ebu’l-Leys Hazretleri, Tenbîhul-Gâfîlin kitabında der ki: “Ölüme şüphesiz bilgisi olan, çaresiz bir gün geleceğine ve en kıymetli hayatını terk edeceğine inanan kimseye ölüm için güzel ameller işlemek ve bütün fenalıklardan uzaklaşmak suretiyle hazırlık görmek lâzım olur. Zira bilmez ki, ölüm ne zaman gelecek.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, ölümün vaktini değil hallerini bildirmiştir ki, ölüm gelmeden önce fırsatı kaçırmayarak ahiret için hazırlansınlar diye” Peygamberimiz (s.a.v.), kişi vefât ettiğinde bazı amelleri hariç sevâbının kesileceğini bizlere haber vermektedir.

Sirac-ı Münir kitabında bu Hadîs-i Şerif’in şerhinde şunlar kaydediliyor:

“Âdemoğlu vefat ettiği vakit, on şeyden başka cereyan ve devam eden hiçbir ameli kalmaz. Onlar da şunlardır:

  1. İnsanlara menfaat kasdiyle yaydığı ilimler,
  2. Hayırlı müslüman evlad duası,
  3. Hayır niyetiyle yetiştirilmiş meyveli ağaçlar,
  4. Devamlı sadakalar, vakıflar,
  5. Miras bırakılan Mushaf-ı Şerifler,
  6. Kervansaraylar, hastahaneler, âmmenin faydalandığı her türlü hayırlı eserler,
  7. Düşmana karşı hudut bekçiliği yeri,
  8. Kuyu açmak veya bir su akıtmak,
  9. Gelip geçen misafirlerin konuklanmaları için yapılan misafirhaneler veya zikrullah yerleri,
  10. Kur’an-ı Kerim öğretmek için dershaneler ve ilim tahsiline mahsus mektepler.”

İnsanların hayırlısı, mümin kardeşlerine menfaati dokunan ve hususiyle hayırlı eserler bırakan zatlardır.”

(Ahmed Kemâleddin Üstün, 54 Farz Şerhi, s.218)

27Nis 2019

Günâh işleyince hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günâhların tövbesi gizli, açık işlenen günahların tövbesi açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Rızkını helâldan kazanmalı, kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını helâldan kazanmak için çalışmalıdır. Bunun için ticâret, sanat yapmak lâzımdır. Helâl kazanmanın sevaplarını bildiren birçok Hadîs-i Şerîf vardır.”

“Yemekte, içmekte orta halli olmayı gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli, ibâdet yapamayacak kadar da perhiz etmemelidir. İbâdet, iyilik yapmaya yardımcı olan her şey iyi, mübârektir. Her işte niyete dikkat etmelidir. İyi niyet olmadıkça o işi yapmamalıdır. İyi kötü herkese güler yüz göstermeli, af dileyenleri affetmeli, herkese karşı iyi huylu olmalıdır. Münâkaşa etmemelidir. Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir. Evliyânın başka insanlardan nasıl ayırt edileceğini Muhammed bin Sâlim hazretlerinden sorduklarında; “Sözlerinin yumuşak olması, konuşurken îtiraz etmemesi, özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır” buyurdu.

“Az konuşmalı, az uyumalı, az gülmelidir. Çok gülmek kalbi karartır. Çalışmalı, fakat karşılığını yalnız Allâhü Teâlâ’dan dilemelidir. O (c.c.)’un emirlerini yapmaktan zevk duymalıdır. Yalnız O (c.c.)’a güvenmelidir.”

“Yahyâ Mu’az-ı Râzî buyuruyor ki: “Allâhü Teâlâ’yı sevdiğin kadar, herkes seni sever. Allâhü Teâlâ’dan korktuğun kadar da herkes senden korkar. Allâhü Teâlâ’ya kulluk ettiğin miktarda herkes sana yardımcı olur.”

“Dünyâya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işinde sünnete uymalı, neşeli zamanlarında İslâmiyetin dışına taşmamalıdır. Sıkıntılı anlarda Allâhü Teâlâ’dan ümîdini kesmemelidir. Her güçlük yanında kolaylık bulunduğunu unutmamalıdır. Neşede ve sıkıntıda hâli değişmemeli, varlıkta ve yoklukta aynı hâlde olmalıdır. Hattâ yokluktan rahatlık duymalıdır, varlıkta sıkılmalıdır. Hâdiselerin değişmesi insanda değişiklik yapmamalıdır.”

(Rehber Ansiklopedisi, c.12, s.294-295)

26Nis 2019

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: “Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allâh’tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O’dur. İşte Allâh budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz?” (Enam s. 95)

Bu ayet-i kerimede Kuran’ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan bir besin döngüsüne dikkat çekilmiştir.

Bir canlı öldüğünde, mikroorganizmalar onu süratle parçalarlar. Böylece ölü beden organik moleküllere ayrışmış olur. Bu moleküller toprağa karışarak, bitki ve hayvanların, dolayısıyla da insanların temel besin kaynağı olur. Eğer bu dönüşüm olmasa hayat da mümkün olmazdı.

Bakteriler de canlıların ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla sorumludurlar. Kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve bazı hayvanların yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin ve mineraller, kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, organik atıkları yani hayvan ve bitki ölülerini ayrıştırarak minerallere dönüştürürler. Böylelikle canlılar baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar. Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir “bahar temizliği” yapılmış, hem de yazın yeniden canlanan doğa için yeterli miktarda besin hazırlanmış olur.

Görüldüğü gibi ölen canlılar, yeni canlıların hayat bulmasında birinci dereceden rol oynarlar. Böylelikle Allâh (c.c.)’un ayette “diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır” ifadesiyle dikkat çektiği bu dönüşüm en mükemmel şekilde gerçekleşmiş olur. Kuran’da böylesine detay bir bilgiye asırlar öncesinden dikkat çekilmesi, Kuran’ın Allâh (c.c.)’un sözü olduğunun delillerinden biridir.

(Bilim ve Teknik, Mayıs 1987, sayı: 234, s. 17.)

25Nis 2019

Ümmü Kays bint Muhsan (r.anhâ)’dan yapılan rivâyete göre o, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte Bâkî’ mezarlığına gittiğinde, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bu mezarlıktan sorguya çekilmeksizin cennete girmeye hak kazanan yetmiş bin kişi haşrolunacaktır. Sanki onların yüzleri dolunay gibidir.” Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp, “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Benim de (onlardan olmam için duâ etsen)” dediğinde, Peygamber (s.a.v.), “Sen de onlardan birisin” buyurdu. Bunu duyan bir başkası ayağa kalkıp, “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Benim de (onlardan olmam için duâ etsen)” dediğinde, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bu konuda  Ukkâşe seni geçti.” (Taberânî)

İbn Kâb el-Kurâzi (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bizim şu kabristanımıza defnedilirse, biz ona şefaatçi oluruz veya onun için hüsn-i şahâdette bulunuruz.”(Vefâü’l-Vefâ)

Peygamber (s.a.v.) şöyle başka bir rivayette şöyle buyurmuştur: “Sizden kimin Medîne’de vefat etmeye gücü yeterse, bunu yapmaya çalışsın; zira kim Medîne’de vefat ederse, ben ona Kıyâmet günü şefaatçi olurum veya onun için hüsn-i şahâdette bulunurum.” (Taberânî)

Hadîs-i Şeriflerin, Bâkî‘ mezarlığına defnedilmenin, Medîne’de vefat eden her Müslümanı kapsadığına delâleti açıktır. Zîrâ Peygamber (s.a.v.), ümmetini Medîne’de vefat etmeye ve Bâkî‘ mezarlığına defnedilmeye teşvik etmiştir. Şâyet Bâkî‘ mezarlığına defnedilme sırf Medînelilere has bir husûs olsaydı, Peygamber (s.a.v.), bütün Müslümanları buna teşvik etmezdi. Bâkî‘ mezarlığının fazîletine delâlet eden rivâyetleri burada zikretmemin nedeni, bunları okuyan kimseleri Medîne’de vefat etmeye teşvik içindir. Medîne’nin sâhibi olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, Âline ve Ashâbı (r.a.e.)’e saba rüzgârı ile batı rüzgârı estiği müddetçe salât ü selâm olsun. Yüce Allâh’ın affına ve rızâsına nâil olmak sûretiyle, rahat ve huzur içerisinde Medîne’de îmânla ölme şerefini cümlemize, lütuf, kerem ve ihsânıyla nâil eylesin.

(Eşref Ali Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, c.13, s.385-386)

24Nis 2019

Kur’ân-ı Kerim’de mağfiret dilemenin, yani istiğfar etmenin, rızkın ve yağmurun indirilmesine sebep olacağına dâir deliller vardır.

İbn Subayh dedi ki: Bir kişi el-Hasen’e kuraklıktan şikayet etti. Ona: Al lah’tan mağfiret dile, dedi. Bir diğeri ona fakirlikten şikayet etti, ona da: Al lah’tan mağfiret dile, dedi. Bir başka kişi ona: Allah’a dua et de bana bir oğul ihsan etsin dedi, ona da: Allah’tan mağfiret dile, dedi. Bir başkası bahçesin deki kuraklıktan ona şikayet etti, ona da: Allah’tan mağfiret dile, dedi. Biz böyle demesinin sebebini ona sorduk, o da: Ben kendiliğimden bir şey söylemedim, çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece O, üzerinize semayı (yağmuru) bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder. Size bağ lar, bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır” (Nûh s.10-11-12)

Şa’bî (r.a.) şöyle demiştir: Hz. Ömer (r.a.) yağmur duasına çıktı. Geri dönünceye kadar mağ firet dilemekten başka bir şey yapmadı. Onlara yağmur yağdırılınca, yanın da bulunanlar: Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik, dediler. O da: Ben kendisi sebebiyle yağmurun yağdırılması istenen semanın yağmur yağdırma sebeblerinin tümünü zikrederek yağmur talebinde bulundum dedikten sonra: “Rabbinizden mağfiret di leyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece O, üzerinize semayı (yağmuru) bol bol salıverir. Mallarla, oğullarla size yardım eder. Size bağ lar, bahçeler verir ve sizin için nehirler akıtır” âyetlerini okudu

(Bu ayette, Allah (c.c.)’ya istiğfar ederek yani ondan bağışlanma dileyerek mal ve evlada kavuşulacağı beyan edilmiştir.

Bu sebeple islam büyükleri, çocuk isteyen kişinin günde 700 defa “estağfirullah el azîm ve etûbü ileyk” istiğfârına devam etmelerinin uygun olacağını söylemişlerdir.)

(İmam Kurtubi,  Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 18, s. 48)

23Nis 2019

İmâm Tirmizi (r.âleyh), Allâh (c.c.)’ün, “O gün insan sınıflarından herbirini biz önderleri ile çağıracağız” (İsra s. 71) âyetinin tefsiri hakkında rivayet ettiği bir Hadîs’te, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz mahşer yerinde çağırılarak kitabı sağ eline verilir de onun vücudu Hz. Adem (a.s.)’ın vücut yapısı gibi altmış arşın uzatılır. Yüzü beyazlaştırılıp ağartılır. Başına da inciden güneş gibi parlayan bir taç giydirilir. Ve o vaziyette arkadaşlarının yanına doğru varınca arkadaşları onu uzaktan görürler ve “Allâh’ım bu tacı bize de ihsân eyle ve onu bize mübarek eyle” diye dua ederler.

Nihayet o (bahtiyar) zat arkadaşlarının yanına gelerek onlara: “Sizlere müjdeler olsun. Her bir Müslüman için bunun gibi taç vardır” diyerek onları sevindirir.

Kâfire gelince, onun da yüzü simsiyah kesilir. Vücudu Hz. Adem (a.s.)’ın suret ve şekli üzere altmış arşın uzatılır. Başına da ateşten bir taç giydirilir. Onun halini görünce arkadaşları, “Bu günün şerrinden azabından Allâh (c.c.)’a sığınırız, Allâh’ım bunu bize gönderme” diye duâ ederler.

Derken o zat da arkadaşlarının yanına gelir. Arkadaşları da tekrar, “Allâh’ımız, bu zatı rezil ve rüsvay et” diye bedduâ ederler. O zat da, “Allah sizleri rahmetinden uzak edip kahretsin. Herbiriniz için bunun gibi ateşten başınıza taç vardır” der.”

(İmâm Şarani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret, s.167)

22Nis 2019

Hz. Peygamber (s.a.v.) “Miraç gecesinde meleklerden hangi bir topluluğa uğradıysam, bana şöyle tavsiye ediyorlardı: “Yâ Muhammed! Size, tedavi maksadıyla kan aldırmanızı tavsiye ederiz. Ümmetine de hacamatı tavsiye ediniz!” buyurmuştur. (İbn-i Mace, Tirmizî) Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Üç şeyde şifâ vardır. Bal şerbeti içmekte, hacamat şişesi takmakta (kan aldırmakta), kızgın demirle dağlama yapmakta, fakat ben dağlama yaptırmayı sevmem.” (Buhârî, Müslim)

Hacamatın faydaları şöyle sıralanabilir:

Kılcal damarların, büyük atardamarın, toplardamarların temizlenmesine sebep olur ve kan dolaşımını güçlendirir. (Yaklaşık olarak hastalıkların %70’inin sebebi, yeterli derecede kanın düzenli olarak organlara ulaşmamasıdır.) Eklemleri ve mafsalları temizleyip rahatlatır. (Özellikle ayaklarda tesiri açıkça görülür.) Kan, safra, balgam gibi salgıları temizler. İç organlara ait refleksleri geliştirip çalıştırır, böylece beynin, sinir sistemine ait dikkatini artırarak lazım olan emirleri vermesini sağlar. Bölgesel kan dolaşımını kuvvetlendirir. Bedenin genel bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Bu da özellikle kemikteki bağışıklık bezesini kuvvetlendirmekle hâsıl olur. Hormonları düzenler. Beyne ait organların canlılık kazanmasını sağlar. (Hareket, konuşma, işitme, algılama, ve hafıza güçlerini artırır.) Bezlerin özellikle hipofiz bezinin canlanmasına vesile olur. Sinirsel gerilimi kaldırır. (Özellikle başta ve baş ağrısına sebep olan şeylerde.) Vücudun dışında oluşan kan pıhtılaşmalarını (toplanlamalarını) çekip almak işlemi, pıhtılaşmadan çıkarmak suretiyle yapılır. Hacamat aynı zamanda kandaki tabii kortizon yüzdesini artırır. Hacamat, kandaki zararlı kolesterol (LDL) yüzdesini azaltır ve yine kandaki yararlı kolesterol (HDL) seviyesini yükseltir.  Hacamat kandaki üremi hastalığı seviyesini düşürür. Hacamat, bedendeki normal (tabii) morfin seviyesini yükseltir.

Kan aldırma işini, kamerî ayların ilk ve son günlerinde değil, dolunay veya dolunaydan sonraki günlerde yaptırmak en uygunudur.

(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk ve Hacamat, s.52)

21Nis 2019

Abdurrahman b. Ebî Leylâ (r.a.) anlatıyor: “Abdullah b. Revâha (r.a.), bir gün mescide gelirken, daha Benî Ganm semtinde bulunduğu sırada, mescitte hutbe okumakta olan Allâh Resûlü (s.a.v.)’in, “Oturun.” dediğini duydu. Hemen, olduğu yere oturdu. Efendimiz (s.a.v.), hutbesini bitirinceye kadar orada durdu. Resûlullah (s.a.v.) durumu öğrenince Abdullah (r.a.)’a: “Allâh (c.c.) senin, kendisine ve Resûlüne itaat şevkini ziyadeleştirsin!” buyurdu. Hazreçoğullarından Muhammed b. Eslem (r.a.) çok ihtiyardı. Evi de Medine’nin bir hayli dışında idi. Medine’ye iner, pazardan alacaklarını alır, ailesinin yanına döner, elbisesini çıkarır, tam istirahate çekilecekken, birden Allâh Resûlü (s.a.v.)’in mescidinde namaz kılmadığını hatırlayarak: “Vallahi, Resûlullah (s.a.v.)’in mescidinde iki rekât namaz kılmadım; hâlbuki o bize, “Sizden her kim bu şehre inerse, şu mescitte iki rekât namaz kılmadan ailesinin yanına dönmesin.” buyurmuştu!” der, elbisesini giyerek tekrar Medine’ye döner ve Mescid-i Nebevi’de iki rekât namaz kılardı.”

Hz. Âişe (r.ânhâ) anlatıyor: “Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hasırı vardı, geceleri onu paravan gibi kullanır, dikey vaziyette koyarak onun arkasına geçer ve namaz kılardı. Gündüzleri de hasırı yayar, üzerine otururdu. Ashâb (r.a.e.) de Resûlullah (s.a.v.)’in yanına gelir, Resûlullah (s.a.v.) ne kadar namaz kılıyorsa, Ashâb (r.a.e.) o kadar kılardı. Bu maksatla gelenler çoğalınca, bir gün Allâh Resûlü (s.a.v.) onlara döndü ve: “Ey insanlar, ibadetlerden güç yetirebileceğiniz kadarını yapın. Siz ibadetten usanmadığınız sürece, Allâh (c.c.) sevâp vermekten usanmaz. Allâh (c.c.) katında amellerin en sevimlisi, az da olsa sürekli olanıdır.” buyurdu.”

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: “Sahabiler, bir gün Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in parmağında gümüş bir yüzük görünce birer gümüş yüzük edinip taktılar. Allâh Resûlü (s.a.v.), parmağındaki o yüzüğü atınca sahabiler (r.a.e.) de attılar.”

(M. Yusuf Kandehlevi, Hayatus Sahabe, c.2, s.114-119)

20Nis 2019

Medine’de valilik yapan Ömer b. Abdulaziz (r.a.) öğlen namazının ilk iki rek’atını uzatır, ikindiyi kısa tutar, akşam namazında kısar’ul mufassal, yatsı namazında evsatu’l mufassal, sabah namazında tıval grubundan bir sure okurdu. Ebu Hureyre (r.a.) şöyle der: “Namazı Hz. Peygamber (s.a.v.)’inkine bundan daha çok benzeyen bir kişi arkasında namaz kılmadım.”

Mezheb  imamlarımız, akşam namazında kısaru’l mufassal, yatsıda evsatu’l mufassal, sabah namazında tıvalu’ul mufassal surelerden okumanın sünnet  olduğunu bu rivayetten çıkarmışlardır.

(Tıvâlu’l mufassal Kaf suresi’nden Büruc Suresi’ne kadar; Evsatu’l mufassal, Büruc Suresi’nden Beyyine Suresi’ne kadar; Kısaru’l mufassal, Beyyine Suresi’nden Nas Suresi’ne kadar olan yerlerdir.)

Cabir b. Semura (r.a.)’in nakline göre, “Hz. Peygamber (s.a.v.) öğle ve ikindi namazlarında Büruc, Tarık ve benzeri surelerden birini okurdu.” Bu hadis öğle ve ikindi namazlarında nelerin okunacağını göstermekte ve bu iki namazda Büruc- Beyyine arası surelerden birinin okunacağını göstermektedir.

Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’in nakline göre, “Hz. Peygamber (s.a.v.) Cuma günü sabah namazında Secde ve İnsan surelerini okurdu ve buna devam ederdi.” Bu hadis, Cuma günü zikri  geçen namazda (sabah namazında) bu iki surenin okunmasının müstehab olduğunu ifade etmektedir.

Ebu Hureyre (r.a.)’in nakline göre, “Hz. Peygamber (s.a.v.) birinde sabah namazında iki rek’atında  (sünnetinde) Kafirun suresi ile İhlas suresini okumuştu.” Sabah namazının iki rek’atında (sünnetinde) bu iki surenin okunması bizim mezhebimizde sünnetir.

(Eşref Ali et-Tehanevi, Hadislerle Hanefi Fıkhı, c.3., s.26-55)

19Nis 2019

(Bu iki duâ akşamla yatsı arasında 3’er defa okunmalı ve okuyuştan önce Yâsîn-i şerîf okunmalıdır.)

Bi’smi’llâhi’r- rahmâni’r- râhîm

“Allâhümme yâ ze’l-menni velâ yümennü ‘aleyhi. Yâ ze’lcelâli ve’l-İkrâm. Yâ ze’t-tavli ve’l-in‘âm. Lâ- ilâhe illâ ente zahra’l-lâci’îne ve câre’l-müste’cirîne ve emâne’l-hâifîne. Allâhümme in-künte ketebtenî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi şakıyyen ev mahrûmen ev matrûden ev mukatteren ‘aleyye fî’r-rızkı fe’mhu’llâhümme bi fazlike şekâvetî ve hırmânî ve tardî ve ıktâre rızkî ve esbitnî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi sa‘îden ve merzûkan ve müveffekan li’l-hayrâti fe-inneke kulte ve kavlüke’l-hakku fî kitâbike’l-münzeli ‘alâ lisâni nebiyyike’lmürselîn. Yemhu’llâhu mâ-yeşâü’ ve yüsbitü ve ‘ındehu ümmü’l-kitâbi ilâhî bi’t-tecelliyyi’l-‘azami fî leyleti’n-nısfi min şa‘bâne’l- mükerremi’lletî fî-hâ yüfraku küllü emrin hakîmin. Ve yübremü en-tekşife ‘annâ mine’l-belâi’ mâ-na‘lemü vemâ lâ-na‘lemü vemâ ente bihî a‘lemü inneke ente’l-e‘azzü’l- ekram. Ve sallâ’llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve  ashâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve sellem.”

Bi’smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm

“İlâhî cû‘düke dellenî ‘aleyk. Ve ihsânüke evsalenî ileyk. Ve keremüke karrebenî ledeyk. Eşkû ileyk mâ-lâ yahfâ ‘aleyk. Ve es’elüke mâ-lâ ye’süru ‘aleyk. Îza-‘ılmüke bi-hâlî yekfî ‘an süâlî. Yâ müferrice kürebe’l-mekrûbîn. Ferric annî mâ-ene fîh. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn. Festecibnâ leh. Ve necceynâhü mine’l-ğammi ve kezâlike nünci’l- mü’minîn. Allâhümme yâ ze’l-menni velâ- yümennü  ‘aleyh.”

Bu salavât 100 def’a okunacaktır.

“Allâhümme salli ‘alâ rûh-i seyyidinâ muhammedin fi’lervâh. Ve salli ‘alâ cesed-i seyyidinâ muhammedin fi’l-ecsâd.  Ve salli ‘alâ kabr-i seyyidinâ muhammedin fi’l- kubûr.”

HADÎS-İ ŞERİF:

“Allâhü Te‘âlâ bu gece ümmetime, Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüyleri adedince rahmet eder.”

(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.59-64)