Genel

13Şub 2013

İBADET VE TAAT Allah Teâlâ şöyle buyurdu: «Onlar, dîni Allah için hâlis kılarak bâtıl dinleri bırakıp tevhid dînine teveccühle yalnız Allah’a ibadet etmek, namazı dosdoğru kıl­mak, zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte doğru din budur.» (Beyyine:5) Resulûllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Saadet-i Uhreviye (Ahiret saadeti) için ibadet ve taat de bulunanlara Cenab-ı Hakk (c.c.) saadeti dünyeviyesini de (Dünyevî saa­detini de) ihsan buyurur.» Ahiret için çalışan mü’min kuluna Cenab-ı Hakk (c.c.) dünya saadetini de ihsan buyuru­yor. Cenab-ı Hak ne büyük lûtuf sahibi, İsla­miyet ne yüce ulvî bir din… Âhiret için çalış­mak ise, mü’min üzerine terettüp eden ne mü­him ve mühim olduğu kadar da ulvî bir va­zife… Bir mü’minin bunları bilip âhirete olan hazırlığı, Allah (c.c.)’a olan yakınlığı o nisbette fazla olmalıdır. «Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) rızasını kazanmak için beslenen güzel niyet sahibini Cennete dahil eder.» (Hadis-i Şerif) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Muktedir: (Kuvvet ve kudret sahiple­ri üzerinde de istediği gibi tasarruf eden.)

13Şub 2013

  RASÛL-İ EKREM (S.A.V.)’İN HZ. ALİ (K.V.)’YE VASİYYETİ -6 – Yâ Ali! Üzüntülü vaktinde Allahü Teâlâ’yı zikret. Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitir. Tuz ölüm hariç, yetmiş derde devadır. Yemeklere çörek otu koy. O da ölüm hariç, çok dertlere devâdır. Zeytinyağı ye. Yeni ayı görünce tekbîr ve tehlîl edip duâsını oku. Bir kimseden birşey istiyeceğin zaman Âyetel Kürsî oku. İleriye önce sağ ayağını at. – Yâ Ali! Evinde bal, zeytinyağı ve çörekotu bulunan kimseye melekler istiğfâr eder. İçinde sûret, şarap, köpek bulunan eve melek­ler girmez. Melekler, hiç misâfir girmeyen ve ana, babaya isyân edilen eve de girmezler. – Yâ Ali! Yolculuğa veya harbe gidece­ğin zaman Yâsin Sûresini ve on defa Kadr Sûresini oku. Hak Teâlâ düşman şerrinden emîn eder. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Müsavvir: (Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.) El-Gaffâr: (Mağfireti pek çok.) El-Kahhâr: (Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hâkim.) El-Vehhâb: (Çeşit çeşit nimetleri dai­ma bağışlayıp duran.)  

13Şub 2013

  ANCAK ALLAH İÇİN İBADET «İbadetini riya, garaz ve ivazdan halis et, (gösteriş, gaye ve maksattan uzak.) Bu halde az bir amel senin için kâfidir.» (Hadis-i Şerif) Sen ibadetini gösteriş için yapma. İbadet ve taatini sadece Allah için yap. Ve bu ibadet ve taatin için bir karşılık bekleme. Yarabbi ben sana şöyle teheccüt namazı kılıyorum, böyle ibadet ediyorum, bana dünyada bunun karşılığını ver deme. İbadet ve taatini sırf Allah (c.c.)’ın emri olduğu ve bu emri yerine getire­rek Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak maksa­dıyla yap. Bu şekilde yapılan amel Allah in­dinde makbuldür. Az da olsa senin için kâfi­dir. Şüphesiz Allah-ü Teâlâ böyle kullarına dünya ve ahiret saadetini ihsan eder. «Kim Allah yolunda velev devenin bir ayak bağı kadar cüz’i (az) bir menfaat sağlamaktan başka birşeye niyet etmeyerek (mad­di herhangi bir faydayı düşünerek) muharebe ederse onun nasibi ancak niyet ettiği o şeydir. O Allah’ın hiç bir sevabına kavuşamaz.» (Ahmed b. Hanbel) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Mukaddim: (İstediğini ileri geçiren, önce olan.) El-Muahhir: (İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.)    

13Şub 2013

ŞEYTANIN KİBRİ Mü’minlerin en büyük düşmanı bulunan İblis ve avanesi hakkında Kur’ân-ı Kerîm şöy­le buyurur: «Allah (c.c.) İblis’e: «Ben sana secde emretmiş iken, seni sec­de etmekten alıkoyan neydi?» buyurdu. İblis şöyle dedi: «Ben Adem’den hayırlıyım. Çünkü beni ateşten, O’nu ise çamurdan yarattın.» Allah-ı Teâlâ: «Hemen in oradan (Cennetten). Sana Cennette kibirlenmek gerekmez. Haydi çık. Çünkü sen hor ve bayağı kimselerdensin.» buyurdu. İblis: «Bana, kıyamete kadar ömür ve müddet ver.» dedi. Allah-ı Teâlâ da: «Sen mühlet verilenlerdensin.» buyurdu. İblis: «Öyleyse, beni azdırmana karşılık, ye­min ederim ki, insan oğullarını saptırmak için muhakkak senin doğru yoluna oturacağım, vesvese verip pusu kuracağım. Sonra onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım…» dedi. (A’raf: 12-17) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Kebîr: (Pek büyük.) El-Hafîz: (Yapılan işleri bütün tafsilâtiyle tutan; (her şeyi belli vaktine kadar âlet ve belâdan saklayan.)

13Şub 2013

  MİSVAK KULLANMAK Misvak kullanmak; abdestin sünnetlerin­den biridir. Şöyle ki: Misvak, arak denilen ağacın dalıdır. Parmak kalınlığında ve kulla­nanın karışı boyunda olmalıdır. Sağ ele alınır, serçe parmağının üstünden geçirilir, baş par­makla altından tutulur ıslatılarak ağzın sağ ta­rafından başlanır, dişlere enine sürülür, isti­mali oruca mani değildir. Misvakın pekçok faideleri ve sevabı var­dır. Dişleri temizler, ağız kokusunu giderir, haz­mı kolaylaştırır, gözlerin ferini artırır, sıhhate hizmet eder… Bir Hadis-i Şerif’te; «Eğer ümmetime zahmet vermiyecek olsa idim, her abdest alırken misvak kullanmalarını emrederdim.» buyurulmuştur. «Her müslümana misvak ile dişleri temiz­lemek vacib olduğu gibi, cum’a günü guslet­mek de vaciptir.» (Ebu Naim) «Dişleri misvak ile temizlemek, ölümden başka bütün hastalıkların mühim bir kısmına şifadır.» (Deylemi) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Evvel: (İlk. Evveliyetinde başlangıcı olmayan.) El-Ahir: (Son. Varlığının sonu olmayan. Ahiriyetinde de son bulmıyan.    

13Şub 2013

GÜZEL AHLÂK Alâ’ b. eş-Şıhhîr (radiya’llâhu anh)’den: Bir kişi Peygamber Efendimiz’in önünden gelerek şöyle sordu: «- Ya Resulallâh, hangi amel daha efdaldir? Peygamber (s.a.v.): «- Güzel ahlâk.» buyurdu. Sonra Pey­gamberimiz (s.a.v.)’in sağından gelerek: «- Hangi amel daha fazîletlidir?» diye soru­sunu tekrarladı. Peygamberimiz (s.a.v.): «- Güzel ahlâk.» diye cevap verdi. Adam so­luna geçerek tekrar: «- Hangi amel daha fa­zîletlidir?» diye sordu, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: «-Güzel ahlâk.» diye cevap bu­yurdular., Bunun üzerine adam, Peygamber (s.a.v.)’in arka tarafına geçerek yine aynı şe­kilde:«- Ya Resûlallâh, hangi amel daha fa­zîletlidir?» diye sorunca, Peygamber Efendi­miz adama dönerek: «- Niçin anlamıyorsun? Güzel ahlâktır, o da gücün yeterse kızmamandır.» buyurdular. «Hadîsi, Muhammed b. Mervezî Kitâbü’s-Salât’da Mürsel olarak rivâyet etmiştir.) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Mukît: (Her yaratılmışın rızkını ve­ren.) El-Kasib: (Muhâsib: Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatiyle hesabını iyi bilen.)

13Şub 2013

ABDEST Abdest, muayyen uzuvları usulû vechile yıkamaktan, meshetmekten ibaret bir temizlik­tir, bir ibadet ve taattır. Abdeste güzelliğinden, nezafete hizmetinden dolayı «vuzu’» adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok faideleri, se­vapları olduğu gibi, maddeten de pek çok men­faatleri vardır. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, tavaf edemez, Mushafı Şerifi bitişik olmayan bir gilâf içinde bulunmadıkça eline alamaz. Kur’ânın tam veya gayri tam bir âyetine bile el süremez. Bunlar haramdır. Fakat Kur’ân-ı Ke­rîmi ezber olarak karşıdan Mushafa bakarak okuyabilir. «Müslim yahut mü’min kul abdestte yü­zünü yıkadığı zaman gözü ile baktığı her hatası su ile beraber yüzünden sıyrılıp çıkar. El­lerini yıkadığı zaman elleri ile işlediği hatalar su ile beraber iki elinden çıkıp gider. İki aya­ğını yıkadığı zaman da o ayaklarıyla yürüyerek yapmış olduğu her hatâ su ile beraber çıkar. Nihayet o kul hatalardan çıkıp kurtulup terte­miz olur.» (Müslîm-Tirmîzi) «Abdest üzerinde abdest, nûr üzerinde nûrdur.» (Hadis-i Şerif) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Batın: (Gizli)

13Şub 2013

İTAAT Ebû Hüreyre (r.a.)’den: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Allâhu Teâlâ, sizin için üç (şey) den râ­zı olur ve sizin için üç (şey) den kızar. Râzı olduğu şeyler: Ona ibâdet edip şirk koşmamanız, Toplu olduğunuz halde Kur’ân’a sarılıp tefrikadan kaçmanız, Allâhu Teâlâ’nın başınıza âmir kıldığı kimselerin sözünü dinlemenizdir. Kızdığı şeyler de: Dedikodu, Lüzum­suz yerlerde malı israf, Fazla soru sormaktır.» (Muvatta) Said bin Cübeyr (k.s.) derdi ki: «Allah’a itaat edip, emirlerini yerine geti­ren; O’nu zikrediyor, demektir. O’nun emirle­rine göre hareket etmeyen, ne kadar tesbih çekerse çeksin; ne kadar Kur’ân okursa oku­sun, zikretmiyor sayılır.» Eshab-ı Kiram’dan Ebu’d-Derda (r.a.)’e sordular: «- İnsanlar neden bu kadar ölüm­den korkar ve tiksinirler.» Cevap verdi: «- Çünkü onlar fâni dünyalarını mâmur edip ebedî karargâhlarını virân etmişlerdir. Hiç kimse mâmur bir diyardan, virân bir beldeye gitmek istemez.» ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Celîl: (Celalet ve büyüklük sahibi) El-Kerîm: (Keremi bol.)

13Şub 2013

CEMAATLE NAMAZ Resulûllah (s.a.v.) Efendimiz: «Cemaate devam etmeyenlerin, nedamet etmezlerse, (cemaate devamsızlıklarından piş­man olmazlarsa) elbette evlerini yakarım.» bu­yurdular. Hadis-i Şerif (Camiussagir) Yani evleri yakmaktan murat: Cemaati terkedenlere Cenab-ı Hakk (c.c.)’ın dünyada acil bir ceza vermesi demektir. Devamlı şekilde cemaati terkedenler, piş­manlık göstermeyip, hiç bir özre mebnî olmaksızın bu hallerinde devam ederlerse onlar için Cenab-ı Hakk (c.c.) yangın, deprem, sel felâ­keti gibi (Allahümmahfazna) tabiî bir afet ve­rerek onları cezalandırır. Cemaate devam etmekte pek büyük, maddî ve manevî fayda var­dır. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN Allah: (Ülühiyete mahsus sıfatların hep­sini kendinde toplamış bulunan Zâtı Vâcibül vücûda delâlet eden âlemdir ve sayılan isim­lerin içinde ism-i âzamdır.) Er-Rahman: (Ezelde bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmet irâde buyu­ran, sevdiğini, sevmediğini ayırdetmeyen, bü­tün mahlûklarını sayısız nimetlere müstağrak kılan.)

13Şub 2013

  AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİ Asıl adı Şemseddin Mehmed b. Hamza’dır. Bayramiye tarikatının şehsiye kolunun kurucusu olan Akşemseddin, 1389’da Şam’da doğdu. İstanbul’un fethinden sonra, 1459 Ocak ayında Göynük’de vefat etti. Fatih Sultan Mehmed’in şehzadeliği za­manında hocalığını yapan Akşemseddin Haz­retleri Fetih esnasında, Emevilerin İstanbul’u muhasarası sırasında şehid düşen Hâlid bin Zeyd Ebu Eyyüb El Ensarî (r.a.)’nın kabrini buldu. Fetih günü Ayasofya Camii’nin ilk vaa­zını veren Akşemseddin, bir müddet daha İs­tanbul’da kaldıktan sonra Göynük’e döndü. Akşemseddin, devrinin meşhur bir tabibi olarak da tanınır. Özellikle bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalıştığı ve bu konuda bir risale yaz­dığı rivayet edilmektedir. Akşemseddin’in tasavvufî şiirleri de vardır. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN Er-Râkîb: Bütün varlıklar üzerinde göz­cü, bütün işler kontrolü altında bulunan. El-Mucîb: (Kendine yalvaranların istek­lerini veren). El-Vasi’: (Geniş müsaadekâr)