Genel

13Şub 2013

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR Bedevî bir Arab: – Yâ Rasûlallah! Kıyâmet ne zaman ko­pacak? diye sormuştu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bedevîye: – Âhiret için ne hazırladın? diye sor­muştu. Enes (r.a.) rivayetinde bedevî: – Yâ Rasûlallah! Benim Allah’a ve O’nun Peygamberine muhabbetten başka Âhiret için bir hazırlığım yoktur diye cevâb vermesi üze­rine;Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) bedevîye: – Sen sevdiğin kimse ile berabersin! bu­yurmuştur. Enes (r.a.) der ki Biz de: – «Yâ Resulûllah! Âhirette sevdiğimiz ile berâber miyiz» diye sorduk. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): – Evet berabersiniz! diye tasdik buyurdu. Biz de böylece bu cevabtan pek ziyade bir ferah ve sevinç duyduk. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN Er-Rezzâk: (Yaradılmışlara, faydala­nacakları şeyleri ihsân eden.) El-Fettâh: (Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran.)

13Şub 2013

HZ. EBUBEKİR (R.A.) Bir gün Ashâb-ı Kirâm (R. Anhüm) Rasûlullah (s.a.v.)’e Hz. Ebû Bekir (r.a.) den şikayet etmek için gelmişlerdi. «- Yâ Resulûllah! Hz. Ebû Bekir oda­sında yalnız başına ciğer kebabını yer, kokusunu duyarız, bizi hiç davet etmez», dediler, Resûl-i Ekrem (s.a.v.): «- Bir daha öyle yaptığında bana haber verin, beraberce evine gidelim», buyurdular. Bir gün haber verdiler. Hemen kalkıp Hz. Ebû Bekir’in odasına gitti. «- Yâ Ebû Bekir sen ciğer kebabı yiyormuşsun, bize de var mıdır?» diye sordular. «- Yâ Resulûllah! Ben ciğer kebabı ye­miyorum. Pişen kendi ciğerimdir. Hak Teâlâ bana İslâm dinini nasîb etti. Habibine dost ey­ledi. Ashâb-ı Kirâm arasında şöhret verdi. Aca­ba kıyâmet gününde hâlim ne olur, bu kadar nî’metin şükrünü yapabilir miyim, diye korktu­ğumdan ciğerim kebap oluyor.» dedi. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Cebbâr: (Kırılanları onaran, eksik­leri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.) El-Vedûd: (İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren, yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik lâyık olan.)

13Şub 2013

  HALÂVET-İ İMÂN Enes (r.a.) şöyle demiştir: Nebîy-yi mükerrem Sallallahü Teâlâ Aley­hi ve Sellem buyurdu ki: «- Kimde üç şey bulunursa halâvet-i îmân’ı tatmış olur: 1- Allah ile Rasulûllah, kendisine ma­dâlarından daha sevgili olmak. 2- Bir kimseyi bilâ garaz velâ ivaz sev­mek, ancak Allah için sevmek. 3- Allah onu küfürden kurtardıktan son­ra, yine küfr’e dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak.» Kendisi ateşe atılmayı sevdiği gibi, Şeref-i İslâm ile müşerref olduktan sonra tekrar küf­re avdet etmeği asla sevmemek ve küfürden uzak olmağa çalışmak ve küfre yakın olma­mağa çalışmak.                           ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Muizz: (İzzet veren, ağırlayan) El-Müzil: (Zillete düşüren, hor ve ha­kir eden.) Es-Semî: (İyi işiten.) El-Basîr: (İyi gören.) El-Hakem: (Hükmeden, hakkı yerine getiren.)  

13Şub 2013

HZ. ÖMER (R.A.) Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle an­lattılar: «Rüyâmda, ümmetim bana gösterildi. Birer birer önümden geçtiler. Bir kısmının göm­leği dizinde, bir kısmının dizden aşağı bir kıs­mının da dizden yukarı idi. Fakat Ömer’i yer­lere sürünen bir gömlekle gördüm» buyurdu­lar. Ashâb-ı güzün: – Yâ Rasûlallah! Bu rüyânızı nasıl tâbir edersiniz? diye sordular. – Dîn-i mübîn ile tâbir ederim. Zira onun halifelik zamanı uzundur ve İslâm dîni her ta­rafa yayılır, buyurdular. (Buharî-Müslim) «Allah, Hak sözü Ömer’in dilinden ve kal­binden geçirdi. Nerede olursa olsun Hak Ömer iledir. Ömer’den hayırlı bir kimse üzerine gü­neş doğmamıştır.» (Camiussagir) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN Er-Rahîm: (Pek ziyâde merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırıcı.) El-Melik: (Bütün kâinatın sahibi, bi’l-esâle ve mutlak surette hükümdarı. El-Kuddûs: Hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.)

13Şub 2013

EHLULLAHA MUHABBET Muvâlât-ı evliya (velilere muhabbet) ve muâdât-ı a’dâ (adâvet) efdal-i tâattır ki, ha­berde gelmiştir: Cenâb-ı Bârî Teâlâ Musa Aleyhisselâm’a hîtâb buyurup: – Hiç benim için amelin var mıdır? bu­yurdukta Mûsâ Kelîm dahî: – Yâ Rab! Salat-u siyâm, tasadduk ve zikrim senin içindir, dedi. Hak Celle ve Alâ Hazretleri buyurdu ki: – Salât sana bürhân ve savm (oruç) cünneb (kalkan) ve sadaka sâye (gölge) ve zikir nûrdur. Bana mahsûs amelin nedir? Mûsâ (a.s.) dahî: – Yâ Rab! Sana mahsûs olan amel’e be­ni delâlet eyle, dedi. Cenâb-ı Rabbu’l-Âlemîn: – Benim için bir veli’ye muhabbet ve bir düşman’a adâvet eyledin mi? buyurdu. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Alîm: (Her şeyi çok iyi bilen.) El-Kaabid: (Sıkan, daraltan.) El-Bâsit: (Açan, genişleten.) El-Hâfid: (Yukarıdan aşağıya indiren.) El-Râfi: (Yukarı kaldıran, yükselten.)

13Şub 2013

  HZ. OSMAN (R.A.) Ensârdan Câbir (r.a.) rivâyet ediyor: «Bir gün bir cenaze getirdiler. Rasûlullah (s.a.v.) namazını kılmadı. – Yâ rasûlallah! Şimdiye kadar her ce­nâzenin namazını kılardınız. Bu cenâzenin namazını kılmamanızdaki hikmet nedir? dediler. «- Bu şahıs benim yârim, refîkim Os­man’a buğz ederdi. Osman’ı sevmiyen kim­seye Allahü Teâlâ (c.c.) buğz eder. O’nun sev­mediği kimsenin namazını kılmak uygun ol­maz.» buyurdular. Resulûllah (s.a.v.) Efendimiz: «Osman bin Affan, dünya ve ahirette be­nim dostumdur. Osman, haya ve cömertlikte ümmetimin birincisidir.» buyurdular. (Camiussagir) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN Es-Selâm: (Her çeşit ârıza ve hâdise­lerden sâlim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran Cennetteki bahti­yar kullarına selâm eden.) El-Mü’min: (Gönüllerde îman ışığ uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran). El-Müheymin: (Gözetici ve koruyucu.) El-Aziz: (Mağlûp edilmesi mümkün olmayan galip.)    

13Şub 2013

  NAMAZ VAKİTLERİNDEKİ HİKMET Cenab-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri her bir vakit için bir kudret-i cedîde izhâr buyurmuştur: 1. Sabah namazı zamanı gecenin zulme­tinin zâil ve gündüzün aydınlığının zâhir ol­masıyla «şükren Lillâhi Teâlâ» sabah namazı güneşin doğmasından önce farz kılındı. 2. Sonra güneşin ziyası zevâlde irtifâ-ı şems ve ziyâ kemâl bulup ondan sonra in­hitâta başlar ki şükren billâhi Teâlâ öğle na­mazı farz kılındı. 3. İkindi vaktinde gündüz vaktinden ge­ce zamanına yaklaştığından güneşin batma­sından evvel de insanın en gafletli zamanı­dır ki o zamanda da ikindi namazı farz kılınmıştır. 4. Güneş battıktan sonra da gündüzün ziyâsının gitmesi ve gecenin başlaması za­manı da Cenâb-ı Hâlik’a şükren lillâhi Teâlâ akşam namazı farz kılınmıştır. 5. Yatsı namazı da zulmet-i leyl, kâmilen istilâ edip Hâlık-ı arz-u semâ olan Hak Te­âlâ Hazretlerine gecenin kürbet ve dehşetin­den ilticâ için farz kılındığını Fahr-ı Râzî be­yan etmiştir. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Adl: (Çok adaletli.)  

13Şub 2013

  HZ. ALİ (K.V.) Abdullah bin Ebî Leylâ diyor ki: «Hazret-i Ali (Kerremallâhû vecheh) yaz elbisesini kışın, kış elbisesini yazın giyerdi. Babama, bunun sebebini sormasını söyledim. Babam da Hazret-i Ali (k.v.)’den sual etti. Haz­ret-i Ali (k.v.): «Rasulûllah (s.a.v.) Hayber gazâsında be­ni çağırmıştı. Benim de o sırada gözlerim ağrıyordu. – Yâ Rasulâllah! Gözlerim ağrıyor dedim. Server-i Âlem (s.a.v.) mübarek tükürüğünü be­nim gözlerime sürüp: «- Yâ Rabbî! Soğuk ve sıcak te’sîrini bundan gider», buyurdu. O günden beri ne göz ağrısı gördüm, ne de soğuk ve sıcaktan müteessir oldum.» dedi. Bir Hadis-i Şerifte Resulûllah (s.a.v.): «Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlim isteyen kapısına müracaat etsin.» (Camiussagir) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Mütekebbir: (Her şeyde ve her hâ­disede büyüklüğünü gösteren.) El-Halik: (Her şeyin varlığını ve varlı­ğı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tâyin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden.)  

13Şub 2013

BEŞ VAKİT NAMAZI İLK KILAN PEYGAMBER- 1 En evvel sabah namazı kılan Âdem (a.s.)’dır. Cennetden arza indiril­diğinde yeryüzünde akşam karanlığı olunca Âdem (a.s.) geceleyin çok şiddet­li korkdu. Bir taraftan da «zelle» den dolayı üçyüzyıl göz yaşı durmamış ağlamıştı. Fecr, şafak başlayınca zulmetden kurtulduğuna şükren lillâhi teâlâ iki rek’at namaz kıldı. İşte sabah namazının iki rek’at olarak farz kılın­ması bu hikmet üzerine olmuştur. En evvel dört rek’at öğle namazı kılan İb­rahim (a.s.)’dır. Oğlu İsmail (a.s.) kurban olmaktan kurtulup da cennetden kurban olarak koç ihsan buyurulduğuna ve Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğuna şükran olarak dört rek’at öğle namazı kılmıştır. (Devamı yarın) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Lâtif: (En ince işlerin bütün ince­liklerini bilen, nasıl yapıldığını nüfuz edileme­yen en ince şeyleri, ince ve sezilmez yollar­dan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.) El-Hâbîr: Her şeyin iç yüzünden, giz­li taraflarından haberdar.) El-Halîm: (Hilmi çok.)

13Şub 2013

  ASHAB-I KİRAM (R.A.) «Sahabemi bana terk ediniz. Nefsim ken­di yedinde olan Cenab-ı Allah (c.c.)’a kasem (yemin) ederim ki, fukara ve zuafaya (fakir­lere ve zayıflara) Cebel-i Uhud sıkletinde (Uhud dağı yüksekliğinde, ağırlığında) altın infak etseniz (nafaka olarak altın verseniz) Onların amelinin sevabı gibi bir sevaba nail olamaz­sınız.» Hadis-i Şerif (Camiussagir) «Ashâb ve Ashârımı (evlenme neticesin­de erkek akraba) bana terk ediniz. Onların aleyhinde fena lisan ile bana eziyet verenlere Yevm-i kıyametde Cenab-ı Allah (c.c.) azab etsin.» Hadis-i Şerif (Camiussagir) «Eshabıma ihtiram (hürmet) ile şan ve şe­refimi muhafaza eden kimse Cennetteki havzımdan su içer.» (Hadis-i Şerif) Yani etmeyen içmez. Zira dinimizin esası bulunan Âyet-i Kerime ve hadis-i şerife onlar­dan rivayet olunduğu cihetle; onlara fısk (Al­lah’a karşı isyan, hainlik, hak yoldan çıkma) isnad etmek; ancak Din-i mûbinin iptaline (bo­zulmasına, bid’at sokulmasına) çalışan bir zındık (münafık, ahirete inanmayan) dan bek­lenebilir. Bir başka hadis-i şerif’te: «Eshabımdan birine sebbû şetm edene Cenab-ı Hakk (c.c.) lânet etsin» buyuruluyor. (Camiussagir)