Genel

19Şub 2013

LOKMAN HEKİM’İN NASİHATİ

«Pek çok enbiyâ (aleyhimus selâm)’a hiz­met ettim. Kelâmlarından sekiz kelimeyi hu­lâsa olarak ihtiyar ettim. Eğer yakîn edip de bu sekiz hasletle amel edersen kurtulursun.

1 – Namazda iken kalbini, 2 – İnsanla­rın arasında iken dilini, 3 – Sofrada elini, 4 – Başkasının evindeyken gözünü muhafaza et.

Diğer dördü de; ikisini alıp zikret, ikisini de unut. Alıp zikredeceğin ikiden biri;Allah Teâlâ Hazretlerini alıp zikret, ikinci de mevt­tir, ölümü unutma! Unutacağın iki şey: Baş­kasına yapmış olduğun ihsan, başkalarının sana yapmış olduğu kötülüğü unut.

ÖLÜ GÖNÜLLER

İmam-ı Hasarvi Basrî (rahimehullah)’a bir kişi dedi ki:

-Gönlümüz uyumuştur. Nasihat etsen de n’ola kim uyansa… Hasan-i Basrî dedi ki:

-Keşke sizin günlünüz uyur olaydı, uyu­yan kişi tez uyanır. Halbuki sizin gönülleriniz ölmüştür. Ölü uyanır m»? Dediler ki:

-Yâ İmam! Bizi çok korkutuyorsun! De­di ki:

-Eğer bugün korkar iseniz yarın âhirette emin olasınız, vay o kişinin hâline ki bunda korkmaya.

19Şub 2013

İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ (1876-1926)

Akkoyunlu aşiretinden Mehmet Ali Ağa’nın oğlu olup, Tophane köyünde doğmuştur. Altı aylıkken annesi vefat etmiş ve öksüz kal­mıştır. İlk tahsilini köyünde yapmıştır. Tahsili­ni tamamlamak üzere İstanbul’a gelmiştir. Tahsili yanında geçimini de temine çalışan Atıf Efendi 26 yaşında iken 1902’de en iyi de­rece ile icazet almıştır. Aynı yıl ruûs imtiha­nına girmiş ve 1905 de Fatih Camii’nde Der­siam olarak ders vermeye başlamıştır.

1902’de imtihanla Dârü’l-Fünûn (Üniversite)un «ilahiyat» kısmına ikinci olarak girmiş­tir. Üç yıl sonra üniversiteyi bitirip Kabataş Li­sesi «Arapça» muallimliğine tayin edilmiştir.

Bir ara jurnal edilmiş ve Bodrum’a sürgün edilmiştir. 1910’da Medreseler Müfettişi olmuştur.

Bu arada Çorum’dan aday olup mebus seçileceği sırada ittihatçıların hıyanetine maruz kalarak, 31 Mart Vak’ası’nda ve Mahmut Şevket Paşa’nın katlinde dahil olduğu ileri sü­rülüp beş buçuk yıl sürgün hayatı yaşamıştır. İttihadçıların devleti batırmaları sonucu İstan­bul’a dönmüş ve Şeyhülislamlığa verdiği isti­da ile 1 Ocak 1919’da Dârü’l-Hilâfet’l-Aliyye Medreseleri İbtidaî Dahil Medresesi Umum müdürü olmuştur.

(Devamı yarın)

19Şub 2013

REGÂİB GECESİ

Regâib; rağbet olunan, rağbetle istenilen şeyler, bol ihsanlar ma’nasına gelmektedir.

Regâib gecesi de; Kendisinde yapılan ibadetlere büyük ve çok sevaplar verilmesi umulan gece demek olur. Bu geceye, Regâib ismini melekler vermiştir. Bu gece, yüce Al­lah (c.c.)’in, Mü’min kullarına rahmet ve ina­yetini bol bol ihsan ettiği, dualarının kabul olunduğu mübarek bir gecedir.

Rivayete göre 4 Peygamberimiz (s.a.v.), Receb ayının ilk cuma gecesinde ilahi bir ta­kım tecellilere mazhar olup buna şükr için on iki rekat Regâib namazı kılmıştır.

Recebin ilk perşembe günü oruçlu geçi­rildikten sonra cuma gecesinde, akşamla yat­sı vakti arasında ve gecenin ilk üçte birinde, iki rekatta bir selâm verilmek suretiyle on iki rekat nafile namaz kılınır. Her rekâtta bir kere fatiha (üç kere kadr, on iki kere ihlâs, sureleri okunur).

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Hamîd: (Ancak kendisine hamdü se­na olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen.)

El-Muhsî: (Namütenahi de olsa, bir bir her şeyin sayısını bilen.)

El-Mecid: (Şanı büyük ve yüksek.)

 
19Şub 2013

İSKİLİPLİ ATIF EFENDİ

1920’de Mustafa Sabri, Mustafa Saffet ve Said-i Nursi ile Müderrisler Cemiyetini kurdular.

1340 (1924) tarihinde «Frenk Mukallitliği ve Şapka» adlı bir risale yazmış ve neşrinden 1,5 yıl sonra evinden alınıp Polis Müdüriyetine getirilmiştir. Akabinde Giresun istiklâl Mahkemesi’ne sevk ile burada muhakeme edilmiş­tir. 25 Kasım 1925’te çıkan «Şapka Giyilmesi Hakkında Kanunsa muhalefetten mahkeme edilmişse de suç unsuru bulunmadığından ser­best bırakılmıştır. Fakat akabinde Ankara is­tiklal Mahkemesine havale edilmiştir. Rejim kurban istediğinden Atıf Efendi, zorla suçlu çıkarılmış ve 3 Şubat 1926’da yapılan muha­kemede, mahkeme başkanı müdafaasını iste­yince: «Hacet yok, efendim. Müdafaa etmeyi mucib bir günahımız olmadığı esasen ortaya çıkmıştır. Binaenaleyh vicdanınızın vereceği hükme intizah ediyorum.» demiştir.

Aslında, müdafaa hazırlanmış fakat rüya­sında Peygamber Efendimizi görüp, Onun «Kendisine iltihak etmekten ictinab edip, mü­dafaa hazırlamakla mı meşgul» olduğu tar­zındaki hitabı karşısında bundan vazgeçmiş­tir, idama mahkûm edilmesi üzerine 4 Şubat 1926 Perşembe günü şafağında hükmü infaz edilmiştir.

19Şub 2013

ÜÇ AYLAR

Cenâb-ı Allah (c.c.) mü’min kulunun ek­sik ibadetlerini tamamlaması, tam olanının da ziyadesi için bir yıllık zamanda bazı vakitleri seçmiştir. Bunlar; duaların kabul olduğu, günahların afv edildiği, rızıkların dağıtıldığı, bir yıllık harekât tâ’yin edildiği, berâtların verildiği, Cennet kapılarının açılıp Cehennem ka­pılarının kapandığı saatleri, günleri, ayları için­de bulunduran vakitlerdir. Regâib, Mi’raç, Be­rât kandilleriyle Kadir gecesinin de içinde ol­duğu bu aylar hepimizce «ÜÇ AYLAR» olarak bilinen Recep, Şaban, Ramazan aylarıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ashabına Her ay üç gün oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Re­cep ve Şaban aylarında ise Peygamber Efendimiz’in bu sünnetine uymalı ve Allah (c.ç.) rı­zası için en azından üçer gün oruç tutmalıdır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:

«Recep, Eşhur-i Kurumdandır. Günleri al­tıncı göğün kapısında yazılıdır. Kişi ondan bir gün oruç tutup, Allah’tan korkarak (yine) ye­nilerse, kapı ve gün dile gelip şöyle derler: Allah’ım onu bağışla! Eğer, Allah korkusuyla oruç tamamlanmazsa, onun için mağfiret dilemezler ve «Nefsin seni aldattı» derler.»

(Ebû Saîd r.a.)

19Şub 2013

FİR’AVN-I ÜMMET EBÛ CEHÎL’İN KATLİ

EHL-İ İSLÂM’ın en büyük düşmanı olan Ebû Cehîl’i öldürmek mu’acib-i mübâhât bir keyfiyyet olacağından hep ASHÂB-ı KİRAM hazerâtı onu rast getirmek isterlerdi.

Ebû Cehîl ise yetmiş yaşında, pek gözlü, korkunç yüzlü, anûd ve mütemerrid bir mel’ûn olup:

– «Anam beni bugün için doğurmuştur!» diye ızhâr-ı cesaret eder ve askerini cenge sevk eder ve kendi aşîreti olan Benî Mahzûm yiğitleri kendi etrafında mıh çıkını gibi olduk­larından yanına varılamazdı.

İki asker birbirine kavuşacağı esnada AB­DURRAHMAN BİN AVF (r.a.) Hazretleri saff-ı harbde olup sağında ve solunda ENSÂR’dan Benî Neccâr’dan iki kişi bulunmuştu. ABDUR­RAHMAN BİN AVF (r.a.) der ki:

«Böyle borkulu bir vakitte rüzgârın girm ü serdini görmemiş iki çocuk arasında kaldım diye düşünürken, bunlardan harb ve darbe da­ha elverişlisi ile bulunmak isterken, onlardan biri beni gözü ile süzdü, yenimden çekip bana:

«- Ey amca, sen Ebû Cehîl’i tanır mısın? Bana göstersene!» dedi.

Bu sırada, gözlerim hiçbir tarafa takılma­dan ben Ebû Cehîl’i görmüştüm. O, Kureyş askeri içide, hiç durmadan ileri geri dönüp du­ruyordu. Ben:

(Devamı yarın)

 

19Şub 2013

RECEP AYINI İDRÂK EDİYORUZ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

«Recep, Allah-ü Teâlâ’nın ayıdır.» diye buyurmuşlardır.

Resûlullah (s.a.v.) bu aya tazîmen ekseri­ya oruçlu bulunurlardı. Recep’te oruç tutan­lar Allah-ü Teâlâ (c.c.)’nın üç türlü eltaf (iyi­lik) ve inayetine mazhar olurlar. Bunlardan bi­ri geçmiş günahlarının mağfireti, ikincisi ka­lan ömürlerin bereketi, üçüncüsü «Müvekkıf» haşirde susuzluktan emîn olmasıdır.

Bir ihtiyar, Resûlullah (s.a.v.)’ın Recep ayının fazileti hakkındaki bu beyânından son­ra:

– «Yâ Resûlullah! Ben ihtiyarım, Recep ayının küllisini tutamam» dediğinde.

– «Sen Receb’in evvel günü, orta günü, ahir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.» buyurmuşlardır.

«Her iyiliğe on sevap verilir.» Âyet-i Kerî­mesine göre üç gün tutulan oruca da otuz gün oruç tutmak sevabı verileceğine işaret edil­miştir.

Resûlallah (s.a.v.) buyurdular:

«Şeytan, kan damarlarda dolaştığı gibi, âdem oğlunun damarlarında dolaşır. Siz oruç ile onun yollarını daraltın.» (Buhârî-Müslim)

ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN

El-Mübdi: (Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.)

13Şub 2013

  İMAN VE AMEL «Cenab-ı Allah (c.c.) amelsiz imanı ve imansız ameli kabul buyurmaz.» (Hadis-i Şerif) «İman kavil (söz) ve ameldir. Zaid venâkıs (yüksek, çok ve noksan) olabilir. Yani her­kesin imanı, amel ve ibadeti nisbetindedlr.» (Hadis-i Şerif) İmanın azlığı, çokluğu, noksanlığı yada fazlalığı mü’minin ilmi ve ameli ile ilgilidir. Azlığından, noksanlığından murad: İmanın şartlarını bilip hemen onunla amel edivermekten ibarettir. İmanın şartlarını bilen ve onun­la amel eden, avamdan (halktan) bir kimse ile bir âlîmin, ârifin, abid ve zahidin imanı bir değildir. Onlar ilmiyle ve ameliyle Allah’a (c.c.) daha çok yakındırlar. «Âmeller, ancak niyetlere göredir. Herke­sin niyetine göre âmelinin karşılığı vardır. Ki­min hicreti Allah ve Resulûne ise Allah ve Re­sulûne hicret etmiştir. Kimin hicreti de dün­yadan faydalanmak veya bir kadını nikâhlamak ise Onun hicreti niyetlediği şeyedir.» (Buhârî-Müslim) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Kaadir: (İstediğini, istediği gibi yap­maya gücü yeten.) Ez-Zâhir: (Aşikâr)    

13Şub 2013

  RASÛL-İ EKREM (S.A.V.)’IN HZ. ALİ (K.V.)’YEVASİYYETİ -5 – Yâ Ali! Yakın zamanda ümmetimden Râfızîler meydana çıkacaktır. Ashâbıma söğen, dil uzatan kimselerin boynunu vur. Onlar bu ümmetin yahûdisidir. – Yâ Ali! Kırk gün geçtiği halde bir ilim meclisine gitmeyen kimsenin kalbi kararır, bü­yük günâh da işler. Çünkü kalb ilimle yaşar. İlimsiz ibâdet olmaz. Vera’ sahibi olmayan, yâ­ni haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmayan, günah işlenmesine mani olamayan kim­senin yerin altında durması, üstünde durma­sından iyidir. Yâni o kimsede imanın bulun­duğu belli olmadığından kalbinde durması da­ha iyidir. Bir şeyi pişirince, iyi pişir. Yediğin zaman çok çiğne. – Yâ Ali! Hiçbir müslümana lânet etme. Hatta hiçbir canlıya lânet etme ki, lânet sa­na geri döner. Allahü Teâlâ’nın nimetlerine şükreden, belâlarına sabreden ve günahlarına istiğfar eden kimse istediği kapıdan Cennete girer. ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Bâri: (Eşyâyı ve her şeyin âzâ ve cihazını birbirine uygun ve mülâyim bir halde yaratan.) El-Kaviyy: (Pek güçlü)  

13Şub 2013

İBADET VE TAAT Allah Teâlâ şöyle buyurdu: «Onlar, dîni Allah için hâlis kılarak bâtıl dinleri bırakıp tevhid dînine teveccühle yalnız Allah’a ibadet etmek, namazı dosdoğru kıl­mak, zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte doğru din budur.» (Beyyine:5) Resulûllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Saadet-i Uhreviye (Ahiret saadeti) için ibadet ve taat de bulunanlara Cenab-ı Hakk (c.c.) saadeti dünyeviyesini de (Dünyevî saa­detini de) ihsan buyurur.» Ahiret için çalışan mü’min kuluna Cenab-ı Hakk (c.c.) dünya saadetini de ihsan buyuru­yor. Cenab-ı Hak ne büyük lûtuf sahibi, İsla­miyet ne yüce ulvî bir din… Âhiret için çalış­mak ise, mü’min üzerine terettüp eden ne mü­him ve mühim olduğu kadar da ulvî bir va­zife… Bir mü’minin bunları bilip âhirete olan hazırlığı, Allah (c.c.)’a olan yakınlığı o nisbette fazla olmalıdır. «Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) rızasını kazanmak için beslenen güzel niyet sahibini Cennete dahil eder.» (Hadis-i Şerif) ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ’DAN El-Muktedir: (Kuvvet ve kudret sahiple­ri üzerinde de istediği gibi tasarruf eden.)