Arşiv

14Tem 2015

Sahîh-i Buhârî’de, Ebû Hüreyre’nin (r.a.) bildirdiği hadîs-i
şerîf de Nebî (s.a.v.) buyurdu: “Kadir gecesini, inanarak ve
sevâbını bekliyerek ihya edenin geçmiş bütün günâhlarını
Allâhü Te‘âlâ mağfiret eder.”
Kadir gecesi selâmettir. Şeytan bu gece kötülük yaptıramaz.
Medarik’de diyor ki, o gece o kadar çok melek dolaşır ki,
erkek, kadın rastlayıp selâm vermedikleri bir mü’min kalmaz.
Selâm şerefinden ve bu Kadir gecesinin bereketinden mahrum
kalanlar kâfirlerdir.
Bir rivâyette şöyle buyrulmuştur: “Kadir gecesi, Ramazan-ı
şerîfin yirmiyedinci gecesidir.”
Ebî Kâ’b buyurdu ki, Kur’ân-ı Kerîm’i Muhammed (s.a.v.)’e
gönderen Allâhü Te‘âlâ’ya yemîn ederim ki, Kadir gecesi,
Ramazan-ı Şerîf’in yirmiyedinci gecesidir. Yemininde istisna
eylemedi. Nereden biliyorsun? dediler. Resûlullâh (s.a.v.)’in
haber verdiği alâmetlerden deyip: “O gecenin sabahı, güneş,
tas gibi görünür, parlamaz” buyurdu. Medârik’te de diyor ki,
Kadir gecesi, Ramazan-ı şerîfin yirmiyedinci gecesidir. Nitekim
Ebû Hanîfe Âsım’dan, Âsim Vezerr’den, Vezerr Ebî Kâ’b’dan
(r.a.) bildiriyor. Ebî Kâ’b yemîn ederek buyurdu ki. Kadir gecesi,
Ramazan-ı şerîfin yirmiyedinci gecesidir. Çoğunluk da bu
fikirdedir.
Nebî (s.a.v.) buyurdu ki: “Kadir gecesinde bir kere
İnnâenzelnâ sûresini okuyan, başka zamanda Kur’ân-ı
Kerîm’i hatm edenden daha sevgilidir. Kadir gecesinde bir
tesbîh, bir tehlîl, bir tahmîd söyleyen, benim yanımda, yediyüz
bin tesbih, tahmid ve tehlîlden kıymetlidir. Bu gece
çobanın koyunu sağma müddeti kadar namaz kılan, ibâdet
edeni, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibâdetle geçirenden
daha çok severim.”
Nebî (s.a.v.) bu gece şöyle duâ edilmesini tavsiye etmişlerdir:
“Allâhümme inneke afüvvün tühıbbül afve fa’füannî”
(Allâh’ım! Sen afvedersin; afvetmeyi seversin günahlarımı
affet!) diye duâ et.” Kadir gecesinin günü de, fazîlette gecesi
gibidir.
(Muhammed Rebhâmî, Riyâdün Nâsihîn, 211-213.s.)

13Tem 2015

Ebû Derdâ (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Allâhü Te‘âlâ kıyâmet günü bazı kavimleri yüzlerinde
parlayan bir nûr olduğu halde mahşer meydanına getirecektir.
Onlar inciden yapılmış yüksek tahtlar üzerinde
olacaklar, insanlar onlara imreneceklerdir. Onlar Peygamberler
veya şehidler değillerdir.” Bunun üzerine bir
köylü, “Onların halini bize açıkla da onları tanıyalım” dedi.
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onlar Allâh için birbirini
seven, çeşitli kabilelerden, değişik beldelerden Allâh’ı
zikretmek için bir yere toplanıp ta Allâh’ı zikredenlerdir.”
buyurdu. (Taberâni, Terğib)
Başka bir hadîste: “Cennet’te, üzerlerinde zebercedden
odalar bulunan, yakuttan sütunlar olacaktır. Odaların
kapıları (her taraftan) açık olup, son derece parlak bir
yıldız gibi parlayacaklardır. O odalarda Allâh için birbirini
sevenler, Allâh için bir yere toplananlar, Allâh için birbirleriyle
görüşenler oturacaklardır.” buyurulmuştur. (Mişkat)
Zeberced ve yakut parlak ve şeffaf olan kıymetli taşlardandır.
Bu gün Allâh (c.c.)’u zikretmek için bir yere oturanlara
her türlü suçlama yapılmakta ve her yerde bunlarla alay
edilmektedir. Bugün onları ne kadar kötülerlerse kötülesinler,
yarın gözler açılınca (dünyada) o hasırlar üzerinde oturanlar,
(Cennet’te) tahtlar ve yüksek odalarda oturduklarında neler
kazanıp götürdükleri ve onlara gülüp sövenlerin de neler
kazanıp götürdükleri anlaşılacaktır. Zikir meclislerinin Allâh
katında ne kadar değerli olduğu, onların üstünlüklerini açıklayan
hadîslerden anlaşılmaktadır.
Bir hadîste şöyle buyurulmuştur: “İçinde Allâh’ın zikredildiği
evler gök ehline, yeryüzündekilere gökteki yıldızların
parladığı gibi parlarlar.” Başka bir hadîste: “Allâh
(c.c.)’un zikredildiği meclislere sekine (Allâh (c.c.)’un
özel bir nimeti) iner, melekler onları kuşatır, Allâh
(c.c.)’un rahmeti onları kaplar ve Allâh (c.c.) onları arşın
üzerinde anar.” buyurulmuştur.
(Zekeriyya Kandehlevi, Fezâil-i A’mal, s.376-377)

12Tem 2015

Tevbe işlerin en mühimmidir. Bütün Sâdât-ı Kiram Dîn-i
islâm’ın koyduğu bu vecîbeye hassasiyetle dikkat etmişler ve
irşâdda bulunmuşlardır.
Şeyhü’l-İslâm Abdullah el-Ensârî der ki: “Allâh Te’âlâ hazretleri:
“Tevbe etmeyenler zâlimlerin tâ kendileridir.” buyurmuş ve
zulmü tevbe etmeyene nisbet etmiştir.”
Tevbe, ancak tevbenin ne demek olduğunu bilip de edilirse
sahîh olur. Bunda üç şey lâzımdır: 1- Kişi tevbe etmediği takdirde
ismetten soyunduğunu bilmelidir. 2- Tevbe etmeye muvaffak
olduğu zaman ferâhlamalıdır. 3- Allâh (c.c.)’un onu her an gördüğünü
ve kalbine her an nazar ettiğini bilmelidir.
Tevbenin üç şartı vardır. 1- Günâhtan nedamet 2- Allâh
(c.c.)’a tazarru’ ile i’tizâr (günâhını söyleyerek tevbe etmek) 3-
Günâhdan kopup ayrılmak. Bir daha o günâhı işlememeye azm
ü cezm etmek.
Tevbenin hakîkati üçtür. 1- İşlediği günâhı, cinayeti büyük
görmek, 2- Yaptığı tevbeyi kusurlu ve yetersiz görmek, 3- Yaradılışı
îcâbı özürlerinin Cenâb-ı Hakk tarafından affını dilemek.
Tevbenin hakikâtlerinin sırrı üçtür: 1- Takvâsını kirden temizlemek.
2- Günâhını unutmamak. 3- Dâima tevbesinden tevbe
etmek. Çünkü Hakk Te’âlâ: “Ey mü’minler hepiniz birden Allâh’a
tevbe edin ki felâh bulasınız.” buyurmuştur.
Tevbenin esrarının letâifi üçtür: 1- İşlediği günâha, cinayete
bakmak, 2- Allâh (c.c.)’un o cinayet hakkındaki hükmüne bakmak,
3- Her ikisini mukayese edip Allâh (c.c.)’un o günâha o cezayı
vermekteki murâdını, sebebini anlamaya çalışmak. Burada
Allâh (c.c.)’un iki muradı vardır:
Birincisi: Allâh (c.c.)’un verdiği hükümde Allâh (c.c.)’un mutlak
izzetini, kulunun ayıbını örtmekte ne kadar kerem sahibi olduğunu,
Allâh (c.c.)’un kulunu bir cinayetle helak edivermeyip
ona tevbe mühleti vermekteki hilmini, özürünü kabul etmekteki
lütufkârlığını, kulunu mağfiret etmekteki lütf-u ihsanını bildirmek,
göstermek.
İkincisi: Kulunun üzerinde adlinin hüccetini gösterip onu
günâhından dolayı hüccetine bağlı olarak cezalandırdığını anlatmak
içindir. (Muhammed b. Abdullah Hanî, Âdâb, 126. s.)

11Tem 2015

Fıtır sadakası Ramazan-ı Şerîfin sonuna yetişen ve zaruri
ihtiyacından başka en az nisap miktarı bir mala mâlik
bulunan her hür müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır.
Sevap için verilen, yaratılış atıyyesi demektir. Bu
sadaka, bir muavenet (yardımlaşma) dir. Orucun kabulüne,
ölünün sekaratından ve kabrin azâbından kurtuluşa bir vesiledir.
Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram gününün
neşvesinden onların da istifade etmelerine bir yardımdır.
Fıtır sadakası Ramazan bayramının birinci günü fecrin
doğmasından itibaren vacib olursa da bundan önce de sonra
da verilebilir. Fıtır sadakası nisap miktarı mala mâlik olan
her hür müslüman için vaciptir, velev ki çocuk veya mecnun
bulunsun. Bunların velileri bunların mallarından bu sadakayı
vermezlerse bunu kendileri baliğ olduktan veya sıhhat
bulduktan sonra ödemekle mükellef bulunurlar. Ramazan
ayında bir özürden dolayı oruç tutmakla mükellef olmayan
kimseye de fıtır sadakası vaciptir. Bir kimse kendi malından
zevcesinin veya büyük evladının fitrelerini izinleriyle verecek
olsa kifâyet eder. Bir kimse fıtrasını bir fakire, verebileceği
gibi bir kaç fakire de verebilir. Fıtır sadakası mükellefin bulunduğu
yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi
mekruhtur.
(Büyük İslâm İlmihali, s.363)
TEHLÎL, TESBÎH VE DUÂNIN FAZÎLETİ
Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse günde yüz defâ, “Lâilâhe
illâhu vahde hû lâ şerike leh. Lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü
ve hüve ‘alâ külli şey in kadîr” derse, o kimse için on
köle dengi sevâb olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır.
Yüz günâhı da silinir. Bu onun için o gün akşam oluncaya
kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha
fazla bir iş kimse yapamaz. Meğer ki, onun yapacağından
fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere Allâh’ı hamd
ile birlikte tenzîh ederim derse; günâhları denizin köpüğü
kadar bile olsa sâkıt olur.” buyurmuşlardır.
(Sahîh-i Müslim Tercemesi, 11.c. 25.s.)

10Tem 2015

Ebû Hüreyre (r.a.) demiştir ki: “Bir def’asında Peygamber
(s.a.v.), Ashâbı (r.a.e.)’e hitâben: “Size en hayırlınızı haber
vereyim mi?” diye sormuşlar, onlar da: “Evet haber ver, yâ
Resûlullâh (s.a.v.)!” demişler. Bunun üzerine Peygamber
(s.a.v.): “Sizin hayırlınız: Ömrü uzun, amel (ve ahlâkı)
güzel olanınızdır.” buyurmuşlardır. Konu ile ilgili Peygamber
(s.a.v.):
“Güzel ahlâk sâhibini yüceltir, kötü ahlâk ise uğursuzluktur.
İyilik yapmak ömrü uzatır, sadaka vermek ise
kötü şekilde ölmeyi önler.”
“Gerçekten kişinin günahları sebebiyle rızkı eksilir.
Kaderi de ancak duâ geri çevirir. Ömrü ise ancak iyilikler
uzatır.”
“Yakınlarınızı ziyâret edebilmek için âile nesebiniz
(soykütüğünüz) hakkında bilgi edininiz, zîrâ yakınları
ziyâret etmek akrabâlar arasında sevgiye vesîle olur,
malı çoğaltır, ömrü de uzatır.”
“Yakınları ziyâret etmek, komşularla iyi geçinme ve
güzel ahlâklı olmak, yurtları imâr eder ve ömrü de uzatır.”
“Her kim rızkının bol ve ömrünün uzun olmasını isterse
(anne, babasını ve) yakınlarını ziyâret etsin.”
“Anne ve babaya iyilik etmek ömrü uzatır. Yalan söylemek
rızkı eksiltir. Anne ve babayı ziyâret, ziyâretlerin
en büyüğüdür.”
“Anne ve babasına iyilik edene müjdeler olsun. Azîz
ve Celîl olan Allâh onun ömrünü uzatsın.” buyurmuşlardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de: “…O’nun izni olmaksızın hiçbir dişi
deve gebe kalamaz ve doğuramaz. Kendisine ömür verilen
kimsenin ömrünün uzatılması, ömründen eksiltilmesi
muhakkak ki bir kitâbta (Levh-i mahfûz’da) yazılıdır.
Şüphesiz ki bunlar Allâh’a göre pek kolaydır.” (Fâtır s. 11)
buyrulmaktadır.
(Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi, 530.s.)

09Tem 2015

Emri bi’l ma’ruf ve nehyi an’il münkerin farz olduğunu ve
fazîletini aklı selim sahipleri onaylamış ve ümmet üzerinde
icma etmiş olmakla birlikte, bu esasa âyet ve hadîsler de işâret
etmektedirler. Allâhü Te‘âlâ kitabı keriminde şöyle buyurmaktadır:
“İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek,
kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar
kurtuluşa erenlerdir.” (Âli İmran/104) Bu âyette, Müslümanların
kurtuluşlarının emri bi’l ma’ruf ve nehyi an’il münker yapmalarına
bağlı bulunduğu ve bu görevin farziyeti bildirilmektedir.
Ama bu görevin farzı ayn değil farzı kifâye olduğu beyan edilmiş
ve bir cemaatin bu vazifeyi yapması hâlinde o cemaatin
diğer fertlerinin boynundan mesuliyetin kalktığı da açıklanmıştır.
Çünkü Allâhü Te‘âlâ, âyette: ‘hepiniz iyiliği emrediciler
olunuz’ dememiştir. ‘İçinizden bir topluluk insanları hayra
çağırsın’ demiştir. O halde bir fert veya bir cemaat bu vazifeyi
yerine getirirse, cemiyetin diğer fertlerinden sorumluluk düşer.
Allâhü Te‘âlâ, ‘kurtuluş’u, bu vazifeyi bilfiil yapanlara tahsis etmiştir.
O halde eğer bütün halk, bu vazifeyi yapmayıp ihmal
ederse, gelen tehlike bütün cemiyeti kasıp kavuracaktır. Eğer
bir de imkânı olup da bu vazifeyi ihmâl edenler, şeksiz ve şüphesiz
gelecek olan felâkete mâruz kalacaklardır.
Hadîs-i şerîfte Resûllulah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadırlar:
“Ey insanlar! İyiliği emretmeden, günah ve kötü işleri yasaklamadan,
Allâh (c.c.)’tan bir istekte bulunmak için ona
duâ ederseniz, Hakk Te‘âlâ sizlere icabet etmez. Tevbe ve
istiğfarda bulunduğunuzda da Allâh’ın af ve mağfiretine
kavuşamazsınız. İyiliği buyurmak, kötülüğü yasaklamak
rızkınızı uzaklaştırmaz, ecelinizi de yaklaştırmaz. Yahudilerin
bilginleri, Hıristiyanların da papazları iyiliği emretmeyip
kötülüğü de men etmediklerinden, Hakk Te‘âlâ bu kavimlere
gönderdiği kendi peygamberlerinin dili ile onlara
lanetini sunmuş, sonra hepsi belâya uğramışlardır”.
(İmam-ı Gazâli, İhyâ-u Ulûmuddin, c.2 s755-859)

08Tem 2015

Münâvi’de naklen denildi ki: Ebû Zerr Gıfârî (r.a.)’e göre,
ihtiyaçtan fazla olan malı geriye saklamak haramdır. Ancak
helâl yoldan kazanıp, yine helâl bir yola iyi niyetle harcamak
müstesnâdır. “Tecemmül için ya‘ni zînetlenme için,
ni‘metlenme için, kazanç mübahtır. Hattâ binâlar yapmak,
duvarları nakışlamak, câriyeler satın almak ve hizmetli satın
almak gibi.
Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in şu kavli vardır: “Sâlih bir
adam için, sâlih mal ne güzeldir…”
Müzzemmil sûresi hakkında ba‘zı tefsîrlerde İbn-i Mes‘ud
(r.a.)’den rivâyet olunmuştur ki: “Her hangi bir adam ki,
müslümânların şehirlerinden bir şehre sabrederek ve ecir bekleyerek
toplayıp getirdi ve onu, o günün narhıyla, piyasasıyla
sattı. Allâh azze ve cellenin katında o kimse şehîdler mertebesinde
olur.”
Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Kim dilenmekten iffet
için (korunmak için) ve ıyâline (çoluğuna-çocuğuna)
harcamak üzere çalışmak ve komşusuna karşı da lûtufta
bulunmak için, dünyâyı taleb ederse, yüzü bedir gecesindeki
ay gibi olduğu halde, Allâh Te‘âlâ’ya mülâkî olur,
kavuşur.”
Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Doğru tâcir sıddîklerle
berâber haşr olunur.”
Kazancın bir çeşidi de müstehabtır. Bu kifâye mikdârından
mezkûr olan şey üzerine ziyâde olandır. Bunu yapar ki, bir fakire
bu ziyâde ile lûtufta bulunsun.
İster onun için nisab mikdârından daha az mal olsun veyâ
miskin gibi, bu kadar bir şey olmasın veyâ akrabalarından bir
akrabasını onunla mükâfatlandırsın diye bu ziyâdeyi kazanır.
Bu akrabasına verdiği şey ise sıla-yı rahim sayılan şeylerdendir.
Çünkü bu, nâfile ibâdet için, vakit ayırmaktan efdâldir.
Mes’elâ bu nâfile ibâdetler namâz, evrâd ve tilâvet gibi
olabilir. Çünkü o, Allâhü Te‘âlâ’nın yüce kereminden ona kefîl
olduğu malın edâsıdır.
(Muhammed Hâdimî, Berika, 398-402.s.)

07Tem 2015

Müslüman astronom, astrolog ve matematikçidir. Şu
anda Türkiye’de bulunan Urfa şehrinin bir ilçesi olan
Harran’da doğmuştur.
Battani’nin astronomideki en çok bilinen başarılarından
biri Güneş Yılını 365 gün, 5 saat,46 dakika ve 24 saniye
olarak ölçmüş olmasıdır. Battani’nin Zij adı verilen çalışması
Kepler, Tycho Brahe gibi Avrupalı astronomlar üzerinde
büyük bir etki oluşturmuştur. Kopernik, Zij kitabı üç defa
Latince’ye çevrilmesine rağmen, O’ndan yaklaşık 700 yıl
önce yaşamış Battani ne yazdıysa eserlerinde aynen tekrar
etmiştir. Modern dünya, Battani’ye bilim dünyasına katkılarından
dolayı hürmetini, saygısını göstermiş ve Ay’daki bir
bölgeye Albategnius olarak ismini vermiştir.
Battani, Batlamyus’un bazı yanlışlarını düzeltmiş ve yeni
Güneş ve Ay tablolarını da derlemiştir. Güneş’in hareketlerini
keşfetmiş, gök kürenin bölümleri üzerine çalışmalar
yapmıştır. Battani, gelişmiş ay ve güneş tabloları kullanarak
yaptığı gözlemler boyunca, Güneş’in dış merkez kuvvetinin
değiştiğini, modern astronomide Dünya’nın Güneş etrafındaki
bir eliptik yörünge üzerindeki hareketinin eşitliğini
keşfetmiştir.
Sinüsün ve kısmi olarak da tanjantın hesaplamadaki
kullanımlarını açıklamış ve böylece modern trigonometrinin
temelini atmıştır. Battani, tanjant fikrini, tanjant ve kotanjant
hesaplamaları amacıyla denklemler geliştirmek için el-
Mervezi’nin konu hakkındaki matematiksel tablolarını derleyerek
kullanmıştır. Bundan başka sekant ve kosekantın
benzer fonksiyonlarını keşfetmiş ve kosekantlar hakkındaki
ilk matematiksel tabloyu, 1’den 90’a kadar her bir dereceyi
içerecek şekilde hazırlamıştır.
Kopernik, Kopernik Devrimi’ni başlatan De Revolitionibus
Orbium Coelestium adlı kitabında Battani’ye olan minnetini
dile getirmiş ve birçok yerde O’ndan alıntılar yapmıştır.
(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, c.3 s.94-97)

06Tem 2015

Hind b. Ebi Hâle Nebî (s.a.v.)’i şöyle anlatır:
“Resûlullâh (s.a.v.) yürürken ayaklarını yerden canlıca
kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir
yerden iner gibi önüne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahat
yürürdü. Bakmak istediği, bakacağı tarafa tamamıyla dönerek
bakardı. Etrafına gelişigüzel bakınmazdı. Yeryüzüne bakışı,
semaya bakışından uzundu.Yeryüzüne bakışı da, gözucuyla
idi. Yürürken, sahâbilerinin gerisinde yürürdü. Birisiyle karşılaştığı
zaman, önce kendisi selâm verirdi.
Resûlullâh (s.a.v.) daima düşünceli idi. Kendisinin susması,
konuşmasından uzun sürerdi. Resûlullâh (s.a.v.) lüzumsuz
yere konuşmazdı. Söze başlarken de, sözü bitirirken de,
Allâh’ın ismini anardı. Konuşurken kısa ve özlü kelimelerle
konuşurdu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri hep gerçek ve yerinde
idi. Resûlullâh (s.a.v.) konuşurken ne fazla, ne de eksik
söz kullanırdı. Kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi.
En ufak nimete bile saygı gösterir, hiçbir nimeti yermezdi.
Bir nimeti ne hoşuna gittiği için över, ne de hoşlanmadığı için
yererdi.
Dünya için, dünya işleri için kızmazdı; fakat bir hak çiğnenmek
istendiği zaman, onun öcünü almadıkça hiçbir şey
kızgınlığının önüne geçemezdi. Kendi şahsı için asla kızmaz
ve öç almazdı.
Birşeye işâret edeceği zaman, parmağıyla değil, bütün
eliyle işâret ederdi. En fazla gülmesi, gülümsemekti. Gülümserken
de, ağzındaki dişleri inci taneleri gibi görünürdü.”
Hz. Âişe (r.anhâ)’nın bildirdiğine göre; Peygamberimiz
(s.a.v.) insanların en güzel ahlâklısı idi. Hiçbir çirkin söz söylemez
ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdi. Çarşı ve
pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğü kötülükle karşılamazdı.
Fakat, affeder ve bağışlardı. İnsanların en naziği, en iyi
huylusu ve en güleci idi. Allâh (c.c.) yolunda cihad dışında ne
bir hizmetçiye, ne bir cariyeye, ne de bir kimseye el kaldırmış,
vurmuştu.
(Kadı lyaz, Şifâ-ı Şerîf, 1.c., 118-119.s.)

05Tem 2015

Nebî (s.a.v.), Kadir gecesini Ramazânın son onunun tek
günlerinde aranmasını emretmiştir.
Vesît tefsîrinde diyor ki, Atâ, İbn Abbâs (r.a.)’den bildirir.
Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “İsrailoğullarından bir adam, bin
ay Allâh yolunda cihâd etmişti. Resûlullâh bunun hâline hayran
olup, mübârek kalbine keşke benim ümmetimden de öyle
biri bulunsaydı düşüncesi geldi.
Münâcât edip: “Yâ Rabbi, benim ümmetimi ömür bakımından
en kısa ömürlü, amel bakımından en az eyledin.”
dedi. Allâhü Te‘âlâ Kadir gecesini ona verdi ve Habîbi
(s.a.v.)’in mübârek kalbini kuvvetlendirip: “Ey Habîbim. Kadir
Gecesi senindir ve ümmetinindir. Benî İsrail’den olan
ve Allâh yolunda bin yıl cihâd eden o kimsenin amelinden
hayırlıdır. Kıyâmete kadar her Ramazan-ı şerîfde bir defa
gelir.”
Mugnî tefsîrinde İbn Abbâs (r.a.)’den bildirir. Buyurdu ki:
Süleyman ve Zülkarneyn (a.s.)’ın mülkü ancak beşyüz ayda
dolaşılırdı. Ya’nî Kadir gecesi Süleyman ve Zülkarneyn’in
mülkünde bulunanlardan kıymetlidir. Bâzıları da Benî
Ümeyye’nin, aşağı yukarı bin aylık olan, mülkünden iyidir demişlerdir
Nükte: Büyük âlimlerden biri buyuruyor ki, Allâhü Te‘âlâ,
“Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” buyurdu. Bin aydan kaç
kat hayırlı olduğunu bildirmedi. O halde bin kere bin (milyon)
aydan da hayırlı olabilir. Hattâ daha da çok mümkündür. Bir
başka şekilde alırsak, bin aydan hayırlı olmasını, sıddîklar,
âlimler, velîler veya başkaları için bildirmedi. Tâ ki, herkes anlasın
bu gece iyiler, günahkârlar, bilenler, bilmiyenler, köleler,
âzâdlar, erkekler, kadınlar, velhâsıl bütün îmânlılar için bin
aydan hayırlıdır.
Riyâd-üs-Sâimîn kitabında diyor ki, Kadir gecesi,
Ramazan-ı Şerîf’in son on günü içinde devreder. Bu, Ebû
Kulâbe’nin rivâyetidir. Bu da, bu geceyi arayanların, birçok
geceleri ihyâ etmesi gerektiğindendir. Ancak bu şekilde, onu
bulabilir. (Muhammed Rebhâmî, Riyâdün Nâsihîn, 214.s.)