Arşiv

30Eyl 2015

Ebû’d-Derda Uveymir bin Âmir el-Hazreci (r.a.) Ensâr-ı Kirâm’dandır. İslâm’dan evvel tâcir (tüccar)idi. Ve kendinin
İslâmı, (Müslüman olması) ehl-i beytinden (ailesinden) sonra olmuştur. Uhud hâriç bütün gazalarda bulunmuştur.Hz. Fahru‘r- Rusûl (s.a.v.), Ebû’d Derda (r.a.)’ı Selman-ı Farisi (r.a.) ile kardeş yapmışlardır. Ebû’d-Derdâ (r.a.) Ashâb-ı güzinin en fazîletlilerinden, fakihlerinden ve hikmetli konuşanlarından olup hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) şu övgü dolu sözleri söylemişlerdir: “Uveymir bu ümmetin hakîmidir ve her ümmetin bir hakîmi vardır, ümmetimin hakîmi de Ebû’d-Derdâ Uveymir’dir.” Şam’ın kuşatılmasında bulunmuşlar ve Şam’ın fethinde kadı olmuşlardır. Hz. Osman (r.a.)’in zaman-ı hilâfetinde Şam kadısı olduğu halde hicretin otuz ikinci senesinde
vefât eylemiştir. Yüz yetmiş dört hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. İnsanlık îcâbı günâh işlemiş ve günâhdan dolayı insanların kendisine sövdüğü eylediği bir kimseye tesadüf ettiğinde Ebû’d-Derda (r.a.): “Bu adam bir kuyuya düşmüş
olaydı siz onu çıkarmak istemeyecek mi idiniz?” “Evet çıkarırdık”, demişler. “Öyle ise dîn kardeşinize sövmeyin,
sizi bu günah musibetinden vâreste (uzak) kılan Cenâb-ı Allâh’a hamd edin.” buyurmuşlardır. Halkın :“Sen buna
buğz etmezmisin?” suallerine cevaben: “Ben onun ancak fi’iline buğzederim, o fiili terk etdiğinde yine benim kardeşimdir” buyurmuşlardır. Ebû’d-Derda (r.a.) Hazretlerinin bazı hikmetli sözleri: “Sen eğer insanlara iyilik eder isen onlar dahi sana iyilik ederler, kemlik (kötülük) edersen yine öyle. Ve eğer onlara iyiliği alışkanlık haline getirip de bir aralık ihmal edecek olsan onlar seni bırakmayıp yine kendilerine ihsân etmen için uğraşırlar.
(Hz.Mahmûd Sami Ramazanoğlu (k.s.), Ashâb-ı Kirâm (r.a.e), 2.c., 83-84.s.)

29Eyl 2015

Hz. Hüseyin (r.a.) der ki: “Peygamber (s.a.v.)’in ev içindeki meşgalesini babam (Alî b. Ebû Talib)’den sordum. Babam: “Peygamber (s.a.v.), evine girişinden itibaren vaktini Allâh’a ibâdete, ev halkının işlerine, ve kendi işlerine ait olmak üzere üçe ayırmıştı. Şahsına ayırdığı vakti de, kendisiyle insanlar arasında bölüştürmüştü. O vakitte yanına, seçkin sahâbileri girerdi. Halka dinî meseleleri onlar aracılığıyla tebliğ eder, halkı
ilgilendiren hiçbir şeyi saklamazdı Ümmetine ait vakti fazîlet sahiplerine dindeki üstünlük derecelerine göre bölüştürüp kendilerini ona göre huzûruna çağırmak, Peygamber (s.a.v.)’in âdeti idi. Onlardan kimisi bir hâcetli, kimisi iki hâcetli, kimisi de daha çok hâcetli idi. Peygamber (s.a.v.), onların dîni hâcetleriyle meşgul olur, sorularına gereken cevapları verir, sonra da: ‘Bunları burada bulunan, burada bulunmayanlara tebliğ etsin! Bana kendisi gelemeyip hacetini arzedemeyen kimsenin hacetini siz bana arzediniz! Muhakkak ki, sultana hacetini arzedemeyenin hacetini arzeden kimsenin ayaklarını Kıyâmet gününde Allâh Sırat üzerinde sabit kılar!’ buyururdu. Babamdan, Peygamber (s.a.v.)’in evinden çıkışında ne yaptığını sordum. Babam: “Resûlullâh (s.a.v.) dışarıda konuşmazdı. Ancak konuşması, Müslümanlara yararlı olacak, onları birbirlerine ısındıracak, aralarındaki tefrikayı, soğukluğu kaldıracak ise konuşurdu. Her kavmin yüksek hasletli kişisine ikram eder ve onu kavminin
üzerine vali yapardı. Hiç kimseden güleryüzünü ve güzel huyunu esirgemezdi. Ashâbını göremese arar, halka aralarında olan bitenleri sorardı. İyiliği över ve berkiştirir, kötülüğü de yerer ve zayıflatırdı.
Kendisinin her işi itidal üzere idi, ihtilafsızdı. Gaflete düşerler endişesiyle, Müslümanları uyarmaktan
geri durmazdı. Hayatı belli bir düzen içersinde idi. İbâdet ve taat için kendisinde yüce bir kabiliyet vardı. Ne hakkı tecavüz, ne de onu yerine getirmekte kusur ederdi.
(İbn Sa’d, Tabakât, c. 1 , s. 424-425, Tirmizî, Şemail, s. 59-60,Kadı lyaz, Şifa, c.1, s. 119-121)

28Eyl 2015

Endülüs’te yetişen büyük botanik âlimi ve eczacıdır. Babası uzman bir veteriner olduğundan dolayı İbn-i Baytar adıyla meşhur olmuştur. Yirmi yaşlarından itibaren; Yunan, Rum ve İslâm âlemindeki beldeleri dolaştı ve çeşitli otların özellikleri hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olan Müslüman ve Gayr-i Müslim bilginlerle görüştü. Gezip gördüğü yerlerdeki bitkileri yerlerinde inceledi. İncelediği bitkinin ayrıca yetiştiği beldeyi ve toprağı, o bitkinin büyümesinde etkisi olan diğer durumları araştırdı. İbn-i Baytar, ayrıca tarlada yetişen ve mahsullere zarar veren otları da araştıran ilk âlimdir. Bu sebeple muhtelif bitkilere ait koleksiyonlar yaptı. Günümüze kadar devam eden ve hâlâ kullanılan bitki koleksiyonları yapma fikri ona aittir. Eserlerinde bin dört yüz kadar bitkiyi tek tek incelemiştir. Bunlardan hangi ilâçlar yapılabileceğini araştırmıştır. Bu ilâçların kimyevî yapılarını ve hastalıkları önlemedeki etki derecelerini en ince teferruatına kadar anlattı. İbn-i Baytar, incelediği konuların nakillerinde çok dikkatli olup, bir ilâcı, diğer bir ilâç ile mukayesede çok gayretliydi. Yaptığı çalışmaların eczacılık ilmine çok faydalı
olduğu kabul edilmektedir. Bu alanda yazdığı eserler asırlarca müracaat kaynağı olarak kullanıldı. Çünkü onun eserleri yüksek bir ilmî değeri olduğu gibi, köklü ve detaylı bilgileri içerisinde barındırmaktaydı. İbn-i Baytâr’ın Kitâbü’l-Câmi adlı eseri, dört yüz sene Avrupa üniversitelerinde mühim kaynak olarak kullanılmıştır.
Andrea Alpago (on altıncı asır) araştırmalarında İbn-i Baytâr’ın eserlerinden faydalanmış ve aynı asırda yaşayan G. Postel de herkesin dikkatini onun eserleri üzerine
çekmiştir. İbn-i Baytâr’ın eserleri, Antoine ve Galland tarafından tercüme edildi ise de kitap olarak basılmamıştır.
( İ s l a m Tarihi Ansiklopedisi, c.6 s.22-24)

27Eyl 2015

Hadîs-i serifte şöyle buyurulur: “Ölü kabre konulduğu zamân, ona siyah, mavi iki melek gelir. Onlardan birine, Münker melekler, diğerine Nekîr melekler denilir. Onlar
o ölüye derler ki: İşte bu adam hakkında (Resûlullâh (s.a.v.)’i kastediyorlar) ne demiştiniz? Eğer mü’min ise der ki; O, Allâh (c.c.)’un kulu ve Resûlü’dür. Şahâdet ederim ki, Allâh (c.c.)’den başka ibâdet edilecek bir ma‘bud yoktur. Ve şahâdet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve Resûlü’dür. Bunun üzerine onlar derler ki, biz bunu söyleyeceğini bilmiştik. Sonra onun kabri yetmişe yetmiş kulaç genişletilir. Sonra onun için nûrlandırılır. O der ki: Ehlime döneyim ve onlara haber vereyim.
Onlar da derler ki: Güveyinin uykusu gibi uyu ki, onu başkası uyandırmaz, ancak onu en sevgili ehli uyandırır. Ta Allâhü Te‘âlâ onu işte bu yattığı yerden diriltinceye kadar öyle kalır. Eğer o bir münâfık ise der ki; işittim insanlar diyorlardı. Ben de onlar gibi dedim, ne olduğunu bilmiyorum. Bunun üzerine o melekler derler ki: Biz senin bunu diyeceğini biliyorduk? Bunun arkasından yere denilir ki, onun üzerine bitiş. O da onun üzerine bitişir ve onun kaburgaları ayrılır, böylece Allâhü Te‘âlâ onu işte bu yattığı yerden tekrâr diriltinceye kadar orada muazzeb olarak devâm eder.” Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyor ki: “O ejderhalardan sadece biri yeryüzüne nefes verse kıyâmete kadar yeryüzünde ot bitmezdi.” Sonra Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki: “Kabir ya Cennet bahçesidir ya da Cehennem çukurudur.” Resûlullâh (s.a.v.) iki kabrin anından geçerken “Bu ikisine azâb oluyor, birine söz gezdirme suçundan, diğerine idrardan sakınmadığı (bedenini ondan korumadığı)ndan dolayı” buyurmuştur. (Muhammed Hâdimî, Berika, 480.s.)

26Eyl 2015

Türklerin Büyük devletler ziyaretinde köklü Medeniyetler kurmasına en önemli Diğer sebep, manevî değerlerine İslam’a Olan bağlılıklarıdır ettik. Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti imkb, o kimse Tek Başına Bir millettir, himmeti milleti olabilmesi İçin, o ferdi milletine bağlayan kuvvetli bağlar milletin ziyaretinde hayatını şahsi hayatına Tercih ettiren önemli Diğer sebepler bulunmalıdır . O halde manevî değerlerle ordusunu Techiz etmeyen Bir darı, bir tehlikelere Maruz Kalır onu gelecekte. Devleti’nin Bir zamanlar, bütün avrupa’nın Büyük devletlerine Karşı hayatını devam ettiren, şu fikirdir: “Ben ölürsem şehîdim, öldürsem gaziyim” Murad Hüdavendigar çıkan Kosova meydan muharebesine: “Yarab beni din yolunda şehid, ahirette dedi et” demiş olmustur şehid ettik. Bu ruh ile şahlanan şanlı ecdadımız, Şevk ile aşk ve ile Ölümün yüzüne gülerek bakmış; daima Avrupa’yı titretmiştir. Tarih Bize gösteriyor ki, biz Müslüman Türkler, ne Dereceli
manevi değerlere bağlanmış isek ilerlemişiz. Ne vakit manevî değerlerimizden uzak kalmışsak gerilemişisizdir. Vatana ihanet suçuyla 1821 Yılında Patrikhanenin orta pısı
Önünde İstanbul’daki Fener Patriki Gregorios Tarafından asılan Rus Çarı Aleksandr’a yazılan mektupta aynen şu ifadeler yer almaktadır: “Türkleri maddeten ezmek ziyaretinde yıkmak mumkun Değildir. Çünkü Türkler, sabırlı, mukavemetli izzet-i nefs sahibi insanlardır ettik. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından kadere A.Ş.
rıza GOS-termelerinden, anânelerinin kuvvetinden âmirlerine A.Ş. itaat ileri gelmektedir duygusundan. Bu sebeple, Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ziyaretinde manevî bağları koparmak, dinî metânetlerini zayıflatmak Gerekir. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri zaferlere götüren asıl kudretlerinden sıyıracak A.Ş. onlari Maddi kuvvetlerle yenmek mumkun OLACAKTIR. Osmanlı Devleti’ni Ortadan Kaldırmak Için harp meydanlarındaki zaferler Kafi Değildir. Olan yapilacak, Türkler’e Bir Şey hissettirmeden bu tahribi tamamlamaktır. ”
(Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı s. 71)

25Eyl 2015

Selefi sâlihin Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’i övgü ile anmış ve onlara tâbi olmak gerektiğini bildirmiştir. Ömer b. Abdulaziz’in sözü de bu kabildendir: “Resûlullâh
(s.a.v.) ve arkasından emir sahipleri (halifeler) sünnetler ortaya koymuşlardır. Onları almak Allâh (c.c.)’un kitabını tasdik etmek, Allâh (c.c.)’a olan taati tamamlamak, Allâh (c.c.)’un dinine destek vermek demektir. Kim onlarla amel ederse, o hidâyet üzeredir. Kim onunla yardım isterse, yardım görür. Kim de onlara muhalefet ederse mü’minlerin yolu dışına çıkmış, başka bir yola uymuş olur. Allâh (c.c.) da o kimseyi döndüğü yöne çevirir ve cehenneme yaslar. Orası
ne kötü bir dönüş yeridir.” Bir başka rivâyette ise “… Allâh’ın dinine destek vermek demektir” ifadesinden sonra: “Hiçbir kimsenin onları değiştirmek ya da yerine başkasını koymak veya onlara muhalif bir görüş üzerinde durmak yetkisi yoktur….” ifadesi vardır. Onun bu sözü, İmâm Mâlik’in çok hoşuna giderdi ve sık sık onu ve diğer imamların sözlerini tekrar ederdi. Huzeyfe (r.a.)’den de şöyle dediği nakledilmiştir: “Bizim izimize uyun; eğer (yolumuza) isabet ederseniz gerçekten
çok iyi yol almış olursunuz. Eğer hata eder (ve bizim yolumuzdan saparsanız) şüphesiz apaçık bir sapıklığa düşmüş olursunuz.” İbn Mes‘ûd (r.a.) de benzeri bir ifade ile şöyle demiştir: “Bizim izimize uyun ve bid’at çıkarmayın. Eğer böyle yaparsanız doğru yolu bulma külfetinden kurtulmuş olursunuz.” Rivâyete göre yine mescidde kıssa anlatan birine uğradı. Adam: “On kere tesbîh getirin, on kere tehlilde bulunun…” diyordu. Abdullah (r.a.) ona: “Şüphesiz siz Muhammed (s.a.v.)’in ashâbından ya daha çok hidâyet üzeresiniz ya da daha sapıksınız. Bilâkis sonuncusu, evet sonuncusu!” dedi ve onların bid’at üzere olduklarını söyledi. (Şatıbi, el-Muvafakat, c. 4, s. 75-77)

24Eyl 2015

Zor bir işle karşılaşınca okunacak duâ: Enes’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Allâhümme lâ sehle illâ mâ cealtehû sehlen ve ente
tecalü’l-hazne izi şi’te sehlen” (Allâh’ım! Senin kolay kıldığından başka bir kolay yoktur. Sen dilediğin zaman, zor (sert ve katı) olanı, kolay ve yumuşak yaparsın.”
(İbn-i Sünnî, İbn-i Hibbân) Geçim sıkıntısında okunacak duâ: İbni Ömer’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Birinizde geçim darlığı olunca, evden çıktığı zaman şöyle demekten sizi alıkoyan nedir? “Bismillâhi ala nefsî ve mâlî ve dînî. Allâhümme raddinî bikazâike ve bâriklîfîmâ kuddirelîhattâ lâ uhibbe ta’cîlemâ ahherte velâ te’hîre mâ accelte.” (Nefsim, malım ve dinim için Allâh (c.c.)’ın adıyla yardım isterim. Allâh (c.c.)’ım! Senin kazana (hükmüne) beni râzı kıl ve bana takdir edilende bana bereket ver ki, geciktirdiğini öne almayı ve öne aldığını da geciktirmeyi istemeyeyim.” (İbn-i Sünnî)
Afetleri defetmek için okunacak duâ: Mâlik oğlu Enes (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Allâh Azze ve Celle bir kula, ehli, malı ve çocuğu hakkında bir nimet vermiştir de, o kul: “Mâşâallâhu lâ kuvvete illâ biîlâh.” (Allâh (c.c.)’ın dilediği olur, kuvvet ancak Allâh (c.c.)’ındır) demiştir; artık okulun, onlar hakkında ölümden başka bir âfet görmesi olamaz.” (İbn-i Sünnî) Musibete uğrayanın okuyacağı duâ: Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her fena işten dolayı, her biriniz istirca yapsın (İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci’ûn (Biz Allâh (c.c.)’dan geldik, yine O’na döneceğiz, desin).Öyle ki, ayakkabısının (kopan) bağına varıncaya kadar…
Çünkü bunlar, musibetlerdendir. “ (İbn-i Sünnî)

23Eyl 2015

Selef büyüklerinden birinin âdeti, bir koyunun değerini fakirlere
sadaka vermekti. Madem ki, kurban bana vâcib değil,
niçin bir hayvanın canına kıyayım derdi. Rü’yâda, kıyâmeti
gördü. İnsanlar bineklerine binmiş, melekler onları Cennete
götürüyor, kendisi ise yaya olarak gidiyordu. Sebebini sordu.
Bu binekler, dünyada kesilen kurbanlardır dediler. Ben de,
kurban değerini sadaka verirdim dedi. Sen bilmez misin ki,
kıymetini vermekle, kurban kesmek bir değildir. Kurban kesmek
lâzımdır dediler. O büyük yaşadıkça hep kurban kesti.
Madem ki kurban bu kadar faydalı, bu kadar fazîletlidir, bu
ibâdeti kaçırmamalıdır. Allâhü Te‘âlâ’nın Halîli İbrahim (a.s.)
Hakkın rızâsı yolunda, çocuğunun başından geçmiş iken,
sende bir koyunun başından geç.
(Muhammed Rebhami, Riyâdün-Nasihin)
BAYRAMLARIN MENDÛBLARI
1- Erken kalkmak. 2- Gusletmek. 3- Misvâk kullanmak.
4- Güzel koku sürünmek.
5- Giyilmesi mübâh olan elbisenin en güzelini giymek
6- Allâh’ın ni’metlerine şükretmiş olmak için sevinçli ve
neşeli görünmek ve yüzük takınmak.
7- Kurban Bayramı’nda kurban kesecek olan kimsenin
kurban etinden yemek için yemeği namazdan sonraya bırakması.
8- Namaza erkence davranıp sabah namazını mahâlle
mescidinde kılarak bayram namazı için namazgâha ve büyük
câmiye gitmek.
9- Namaza giderken acele etmeyip sükûnetle yürümek.
10- Namaza giderken Ramazân bayramında gizli ve Kurban
bayramında açıktan tekbîr getirmek.
11- Namazdan dönerken mümkünse başka yoldan gelmek.
12- Mü’minlerle karşılaştığı zaman güler yüz göstermek.
13- Elinden geldiğince çokça sadaka vermek.
(Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, s. 510)

22Eyl 2015

Nesâi ve diğerlerinin bildirdiği sahih hadîste Nebî
(s.a.v.): “Umarım ki, Arefe günü tutulan oruç, iki senelik
günâha keffâret olur; biri geçmiş, diğeri gelecek senenin
günâhlarıdır” buyurmuştur. Beyhâki’de: “Arefe gününün
orucu, bin gün oruca eşittir.” hadîs-i şerîfi yer alır.
İmâm Hibbetullah’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû
Hüreyre (r.a.)’den naklettiği bir haberde, Resûlullâh (s.a.v.):
“Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rek’at
namaz kılsa, her rek’atinde bir kere Fatiha ve elli kere
İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevab
yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için Cennette
ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş
yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir.
Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil
kuş etinden yiyecekler vardır. Etin soğukluğu kar, tadı bal
ve kokusu misk gibidir. O eti ateş pişirmemiştir. Başladığı
zaman bulduğu lezzet ve tatlılığı, yemeğin sonunda
da bulur. Bıkmak olmaz. İsteyerek, severek yer. Sonra o
kimseye kanatları yakuttan, gagası altından bir kuş gelir.
Bin kanadı vardır. Benzerini, dinleyenlerin duymadıkları
güzel bir ses ile Arefe günü ehline merhaba diyerek seslenir.
Sonra o kuş, o kimsenin yanına düşüp kanatlarının
her birinin altından yetmiş türlü yemek çıkarır. O yemeklerden
yer. Sonra o kuş Allâhü Te‘âlâ’nın izni ile silkinip
uçar gider. O kimse kabrine konulunca, Kur’ân-ı Kerîm’in
her harfi ona öyle bir nur ile ışık saçar ki, o kimse o anda
Beyt-i Şerîf’in etrafında tavaf edenleri görür. O Yâ Rabbi,
kıyâmet kopsun, kıyâmet gelsin diyerek bir an evvel
kıyâmetin kopmasını ister” buyurdu.
AREFE GÜNÜ DUÂSI
Hz. Peygamber (s.a.v.), Arefe günü en ziyâde şöyle derlerdi:
“Lâ-ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ-şerîke leh, lehü’lmülkü
velehu’lhamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve ‘alâ külli şey’in
kadîr.” (Misvak Neşriyat, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 77.s.)
(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 335.s.)

21Eyl 2015

Kurbân bayramının arefe gününün sabah namâzından
i‘tibâren bayramın dördüncü gününün ikindi namâzına kadar
(ikindi dahil) yirmi üç vakit farz namâzlardan sonra bir
def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu va’llâhu
ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd” diye tekbîr alınır ki, buna
(teşrîk tekbîri) denir. Teşrîk tekbîrleri, âlimlerin birçoğuna göre
vacîbdir. (Ömer Nasûhî Bilmen , Büyük İslâm İlmihâli, 166.s.)
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN
HZ.ALİ (R.A.)’YE VASİYETİ
“Yâ Ali! Beş şey gönlü öldürür: 1. Çok yemek, 2. Çok
uyumak, 3. Çok konuşmak, 4. Çok gülmek, 5.Rızık için çok
endişe etmek.
Beş şey kalbi karartır: 1. Günah üzerine günah işlemek,
2. Tok iken yemek, 3. Zulümle mal yığmak, 4. Namazı tehir
etmek, 5. Sol elle yemek ve içmektir.
Beş şey unutma meydana getirir: 1. Fare artığı yemek,
2. Kıbleye karşı bevletmek, 3. Durgun suya bevletmek, 4-. Kül
üzerine bevletmek, 5. Haram ile geçinmek.
Beş şey kalbi parlatır: 1. İhlâs sûresini çok okumak, 2.
Az yemek, 3. İlim meclisinde bulunmak, 4. Az pişmiş ekmek
yemek, 5. Gece namaz kılmak.
Beş nesne kalbi aydınlatır: 1. İlim meclisinde bulunmak,
2. Elini yetim başına sürmek, 3. Seher vaktinde çok istiğfar
etmek, 4. Çok yememek, 5. Çok oruç tutmak.
Beş şey gözün nûrunu artırır: 1. Kabe-i Muazzama’ya
bakmak, 2. Kur’ân-ı Kerîm’e bakmak, 3. Anne ve babanın
yüzüne bakmak, 4. Alimin yüzüne bakmak, 5. Akar suya baymak.
Yâ Alil Beş şey insanın kocamasına sebeptir: 1. Borcu
çok olmak, 2. Gamı, üzüntüsü çok olmak, 3. Kadının nefesi
erkeğe erişmek, 4. Güzel kokuyu çok sürünmek, 5. Çok
balgam gelmek. Yâ Ali! Cennet kapısında gördüm; “Nefsinin
hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri Cennet
olur.” yazılıydı.
(Şemseddin Sivâsî, Dört Büyük Halife, s. 192 -193)