Resûl-i Ekrem (s.a.v), bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle anlatır: “Adamın biri nefsine zulmetmiş, hiç hayırlı amel işlememişti. Bu kişi hesaba çekildi, ancak hiçbir iyiliği yoktu. Kendisine: “Hiç hayırlı amel işledin mi?” diye sordular. Adam: “Hayır! Fakat ben insanlara hep borç verirdim. Alacaklarımı tahsil için gönderdiğim adamıma da, durumu iyi olanlara hoşgörülü davranmasını ve sıkışık durumda olanlara da süre vermesini emrederdim” diye cevap verdi.

Diğer bir rivayette: “…darda olanlardan almamasını söylerdim” şeklindedir. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ: “Biz birisinde olan alacağından vazgeçmeye senden daha fazla layığız!” buyurarak onun günahlarını affetti.

Diğer bir Hâdis-i Şerif’te şöyle buyurulur:

“Kim birine belli bir süreliğine borç verirse; sürenin dolacağı vakte kadar her günü için kendisine bir sadaka sevabı yazılır. Borcun ödeme vakti geldikten sonra tekrar süre tanırsa, beklediği her gün için de verdiği borç para kadar sadaka sevabı yazılır.”

Başka bir Hadis-i Şerif’te Resûlullah (s.a.v) buyurur ki:

“Kim ödemek niyetiyle bir borç alırsa; Allâhü Teâlâ o kimse için bir melek tayin eder. Melek, o kişiyi korumaya alır ve borcunu ödeyinceye kadar ona duâ eder.”

Bu manadaki Hadis-i Şeriflere dayanarak, seleften bir topluluk insanlara borç para verirler ve borç verenlere vaat edilen sevaba nail olmayı arzu ederlerdi. Onlardan bir kısmı da; borcun ödeme tarihi geldiğinde, alacaklarını borçlulardan tahsil etmekten hoşlanmazlardı; çünkü onlar, ödeme tarihi geldikten sonra ertelenen her gün için borç verilen para kadar sadaka sevabı kazanacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden vadesi dolan alacaklarını hemen tahsil etmek istemezlerdi.

(Ebû Tâlib El-Mekki, Kutul Kulup (Kalplerin Azığı), c.4, s.533)