Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde “bid’at” diye adlandırılır. Aişe (r.anhâ)’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.” (Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18)

Buna göre Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve bâtıl olarak adlandırılır. Bu hadiste, ibadet ve tâatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur’an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Bu hadis Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’nin izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını ifade eder.

Resûlullâh (s.a.v.), bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, bâtıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bid’at olarak nitelenmiştir. İmam Şâfiî’ye göre “Kitab’a, Sünnet’e, icmâa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid’at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid’attır.”

Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kur’an’da ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allâh (c.c.)’e yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bid’atçidir. Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez. Bunun aksine, dinde bulunup da Kur’an ve Sünnet’e uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden bâtıl ehli de bid’atçıdır.

(Riyâzü’s-Sâlihîn, Peygamberimiz (s.a.v.)’den Hayat Ölçüleri, c.2, s. 9-10)