Bedir Gâzvesi’nden önce düşmanın sayısı adet olarak fazla olduğundan İslâm ordusunun sayıca bir kişi bile artması çok önem arz etmekteydi. Fakat böyle tehlikeli bir zamanda bile Resûl-i Ekrem (s.a.v.), verdiği söze ihlaslı bir şekilde riâyet ediyordu. Nitekim; Ashâb (r.a.e.)’den Ebû Huzeyfet’übn’ül-Yemân (r.a.) ile Ebû Huseyl (r.a.) Mekke’den gelirken müşrikler tarafından yakalanmışlardı. Kendilerine Hz. Peygamber (s.a.v.)’e destek olmaya mı gittikleri sorulduğunda bu iki zât olumsuz cevap vermişler (yani savaşa katılmayacaklarını söylemişler) ve savaşa katılmayacakları temin etmişlerdi. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in huzuruna gelip olayı anlattıklarında Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Biz verdiğimiz söze mutlaka riâyet etmeliyiz. Allâh (c.c.)’un yardımı bize yeter.” buyurmuştu.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Bedir Gazvesinde Ebû Bekr’üs  Sıddîk (r.a.) de yanında olduğu hâlde, küçük ve toparlak çadır içinde Hakk Teâlâ’ya karşı: “Yâ Rabb! Peygamberine yardım edeceğin hakkındaki ahdini ve zafer vaadini yerine getirmeni senden isterim. Allah’ım, eğer Müminlerin helâkini diliyor isen bugünden sonra sana ibadet eden bulunmayacaktır.” diye niyâza başladı. Bu hâl bütün Ashâb (r.a.e.)’i heyecanlandırdı, hepsinin gözlerinden yaşlar boşandı.

Resûlullah (s.a.v.)  mübarek ellerini yukarı kaldırarak, öyle heyecan içinde ve yürekten duâ buyuruyordu ki, duâ ve niyâza dalmış bir şekilde mübârek omzundaki hırkası düştüğü hâlde farkına varmamıştı ve secdeye kapanmıştı. Hz. Ebû Bekr’üs-Sıddîk (r.a.) de hırkasını alıp omuzlarına koymuş ve arkasında beklemişti. Sonunda Hz. Ebû Bekir (r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’ın ellerinden tutarak: “Bu kadar dilek yetişir Yâ Resûlullah! Rabbine karşı duâda ısrar buyurdun. Cenâb-ı Allâh sana vaad ettiği zaferi yakında verecektir.” dedi.

(Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.), Bedir Gazvesi, s.44-47)