Sultan Abdulhamid çok geniş bir coğrafyayı başarıyla idare etmiştir. Gittikçe şiddetlenen, âdeta tepeden tırnağa silâhlanan ve her ân birbirine çarpmağa hazırlanan bu kuvvetleri, çok karışık siyasî desiselerle, bazan pek basit, bazan pek derin görünen tedbirlerle tutabilmeyi başarmıştır. Sultan’ın bu sürekli gayreti, içinde bulunduğu maddî kuvvet zaafına karşı, manevî nüfuz ve siyasî maharetle çevrilmiş; şahsiyetli, fakat pek zor olan bir siyaset sürdürmüştür. Bu sebepledir ki, O’Connor’un dediği gibi “Avrupa’da sulhu muhafaza eden adam” vasfına sahip olmuştur. Batıda, Sultan Hamîd’in, pek çok düşmanlarına karşılık, hayranlıklarını ifade edenler de vardır. D’israeli’ye göre, “Abdülhamid ne sefih, ne müstebid, ne mutaassıp, ne de müfsîd bir adam değil, âdil, memleketini, milletini seven bir hükümdardı.” Huntington’a göre “Bosfor’da oturan ihtiyar tilki, dünyâ çapında bir siyasî” idi.

Sultan II. Abdülhamid’in Yahudilerle olan münasebetleri ve yahudilerin Abdulhamid düşmanlığı konusunda ise merhum Necip Fazıl şöyle demiştir: «Abdülhamid’i küçültmek, çürütmek baltalamak ve engellemek isteyen her cereya nın ön planında kim bulunursa bulunsun, ar ka plânında daima «Yahudi»yi aramak lâzım dır. Abdülhamid’in en büyük düşmanı ne Erm eni, ne Moskof, ne İngiliz ve ne de milli kök alakasını kaybetmeye başlayan yarı aydın Türk zümresi. Onun gizli planda baş düşma nı sadece Yahudi…

Yahudi’nin Abdülhamid’den alıp vereme diği ve ona ne yüzden düşman kesildiği üzerinde düşünmek ve sebep aramak yersizdir. Bu sualin cevabını bizzat yahudi, Yahudi’nin tipi ve seciyesi verir. Yahudi’nin ne olduğunu bilen, onun Abdülhamid’e niçin düşman oldu ğunu da bilir. Yahudi, tek cümleye dünyada dini, milli ve fikri birlik adına ne varsa onu lif lif çözmeye, bozmaya, harabetmeye memur, bozguncu ve fesatçı tiptir…»

(Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, s.155-157)