MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

İYİLİĞİ EMRETMEDEKİ ERİŞİLMEZ FAZÎLET

Allah Teâlâ buyurdu: “Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir.” (Ali îmrân: 104) Bazı âlimlere göre emri bi’l-ma’rûf (iyiliği emretme) farz-ı kifâyedendir. Çünkü, emr-i bi’l-ma’rûf etmek ilimle olur. Câhil kendini bilmez. Halka nasıl doğru yolu gösterebilir?”. Bazıları da şunları söylemişlerdir: “Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy ani’l-münker etmek bütün ümmet içindir”. Resûl (s.a.v.) Hazretleri buyurdu: “Kim iyiliği tavsiye ve kötülükten men ederse, o kişi yeryüzünde Allah’ın, Allah’ın Resûlü’nün, Allah’ın kitabının halîfesidir.” Bir cemaat iyiliği tavsiye ve kötülükten men etmeyi terketseler Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ı anlamak, onlara haram olur. Ebû[Devamı]



Namaz Vakitleri










Güncel Meseleler

(Müfessir Kurtubi der ki, şarkı söylemek, ney çalmak ve raks etmek icma ile haramdır. Şeyhü’l-İslâm Abdülkadir-i Geylani (k.s.)’un: (Raksa helâl diyen kâfir olur) fetvâsını gördüm. Haram olduğunda sözbirliği olduğu bilindikten sonra, helâl diyenin kâfir olacağı anlaşılır. Bu kimselerin toplantılarında oturmak caiz değildir. Raks, oyun, dans, şarkı ve çalgı haramlıkta eşittir. İstihsan
kitabında der ki, çalgı sesi dinlemek haramdır. Fısk yani harama güzel ve helâl demek ise küfürdür. Raks ve elbisesini yırtmak, Kur’ân-ı Kerîm okunurken, zikredilirken, vaaz
dinlerken de olsa böyledir. Bu mecliste bulunanın şahidliği kabul edilmez. Çünkü onları büyük günah işlemek üzere toplamıştır. Kendilerini, sûfiyye diye isimlendirip, eğlence ve raks
ile meşgul olan ve nefislerinde bir rütbe iddia edenlere ne dersin? İmâm-ı ‘zam şöyle buyurmuştur:[…]

adalet1Ebû Hüreyre (r.a)’den şöyle demiştir: Resûlullâh (s.a.v) mesciddeyken müslümanlardan bir kimse yanına geldi ve
ona bir nidâ edip: “Ya Resûlullâh (s.a.v.)! Ben zinâ yaptım” dedi. Peygamber (s.a.v) ondan yüz çevirdi. Bu sefer o zât peygamberin yüzünü döndürdüğü tarafa geçip yine: “Ya Resûlullâh (s.a.v.)! Ben zinâ ettim” dedi. Peygamber (s.a.v) ondan yüz çevirdi. Nihâyet o zât bu itirafı dört kere tekrarladı. Bu şekilde kendi aleyhine dört kere şehâdet edince Resûlullâh (s.a.v) onu çağırıp: “Sende delilik var mı?” diye sordu o zat: “Hayır” dedi. Resûlullâh (s.a.v.): “Sen evli misin?” diye sordu. O zat: “Evet” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) oradakilere: […]

hosgorMüslmümanlar olarak bizim dünya hayatı boyunca dikkat edeceğimiz hususlardan bir tanesi de, müslümanlar için hoş­görü sahibi olmamız.

Şimdi Türkiye’de herkese hristiyan ve yahûdî için hoşgö­rü sahibi olması, hoşgörü ile hareket etmesi telkin edilirken, müslümanların birbirine karşı hoşgörülü olmaları söylenmi­yor. Yani hıristiyana, yahûdîye hoşgörü telkin eden kişiler, Müslüman’a bir telkinde bulunmuyorlar. Maalesef bugün bir kısım müslümanlar, câmide ön saflardaki boş yerlere geç­mek için arkadan gelen cemaate bile hoşgörüde bulunmuyor. Cemaat dağılırken aynı müsamahasızlık yine devam ediyor, o kalabalık arasında birbirlerini itiyor, kalplerini kırıyorlar. Bir câmide en arkadaki en öndekini, en öndeki en arkadakini beklese beş-on dakikayı geçmez câminin boşalması. Halbuki Allah (c.c.) bize Onunla beraber olanlar inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. (Fetih s. 29)

buyuruyor. Şimdi müslümanlar neye çağırılıyor Türkiye’de? O küffâra karşı son derece anlayışlı olmaya…

Devamı

AM-TAT~1Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) bana:

“Bana buğzetme, dînini terketmiş olursun!” buyurdular. Ben:
“Ey Allah’ın Resulü, ben size nasıl buğzederim? Allah hidâyeti bana sizin elinizden ulaştırdı” dedim.
“Arab’a buğzedersin, böylece bana buğzetmiş olur­sun” buyurdular.” (Tirmizî, Menâkıb)
Osman ibn-i Affân (r.a.) anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v.) buyur­dular ki:
“Kim Arab’ı aldatırsa şefaatime giremez ve sevgim de ona Ulaşmaz.” (Tirmizî, Menâkıb)
Bu iki Hadîs, Arab milletine karşı kötü his beslemenin teh­likesine dikkat çekmektedir. Müslümanlar kardeştirler, birbir­lerini sevecekler, aralarında buğz ve düşmanlığa yer verme­yecekler, birbirlerini aldatmayacaklar.
[…]